Konu Etiketleri:

nevruz bayramı nedir, nevruz bayramı araştır, 21 mart nevruz ile ilgilikısa yazı, nevroz bayramı nedir, nevruz bayrami nedir, nevruz bayram nedir, nervuz bayrama nedir, nevruz bayramı nedir v, türk dünyasının bayramı nedir, dini bayram nedir, nevruz haftasi belirli günler, nevruz renkleri hangileridir, nevruz bayramının önemi, nevruz bayramı ile ilgili bilgi, nevruz bayramı nedır, nevruz bayramı ve önemi nedir, neden tüm türk dünyasında ortak kutlanan bayram nevruzdur, nevruz bayraminin gelisi, nevruz bayramının kültürümüzdeki yeri hakkında kısa bilgi, nevruz bayramı, nervuz nedir, nevrz bayramı nedir, nevruz bayramı hakkında bilgi, nevruz bayramı hakkında kısa bilgi, tüm türk dünyasının ortak kutlanan bayramı hangisidir,

+ Konu Cevapla
1 / 2 Sayfa 12 SonuncuSonuncu
1 den 5´e kadar. Toplam 6 Sayfa bulundu

Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında

 Forum Hakkında Katagorisinde ve  Özel Günler & Kutlamalar & Tebrikler Forumunda Bulunan  Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında AVRASYA’NIN ORTAK BAYRAMI NEVRUZ Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı ...

  1. #1
    Super Moderator Melek - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    3.823
    Tecrübe Puanı
    7


    Tanımlı Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında







    Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında
    AVRASYA’NIN ORTAK BAYRAMI NEVRUZ

    Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı.

    Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.

    Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı. Çünkü insan vücudu, baharda uyarıldığı kadar kışta uyarılmaz. İç karartıcı, yeknesak günlerin ardından doğan hareketli, pırıl pırıl güneşli, kuş ve hayvan sesleriyle kurulmuş ilâhî orkestranın musikisi insan hayatını canlandırır. Ayrıca ortaya çıkan rengârenk tablo kıştan bahara geçişi ne de güzel tasvir eder: "Bir yanda her tarafı kaplayan soluk, mat ve daha çok beyazın hakim olduğu renkler, diğer yanda yeşilin değişik tonları arasında baş veren bin bir renk cümbüşü... Birisi hareketsiz, şekilsiz; diğeri kıpır kıpır, şekil şekil, çiçek çiçek... Kış, sağır ve dilsiz; ilkyaz duygulu, coşkulu, kulaklara fısıldadığı nağmelerle cazibeli... Birinde tabiat hayat dolu, diğerinde donmuş, yeniden doğmak üzere uyuşmuş kalmış...

    Genellikle Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir. Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı "Noel Bayramı" bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem "çam ağacı" motifi etrafında şekillendiriliyor. Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk' ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus "baharın başladığı zaman"dır. Türk, bu takvim değişikliğini "toprağın uyandığı gün" ile özdeşleştirmiştir. Kışın ortasında baharı kutlamaz. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz'un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:

    "... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!"

    Bu sözler Türk'ün yaratılış felsefesinin, inancının, hayat tarzının ifadesidir. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiattan doğduğundan bahsetmiştik. İşte millî bir bayram olan Nevruz da Müslüman olan ya da olmayan çeşitli Türk toplulukları arasında kamların dua ettikleri asırlar öncesinden günümüze kadar farklı farklı şekillerde, ama aynı ruhla hâlâ kutlanmakta. Bu bayram İslâmiyet'i kabul etmiş olan ilk Müslüman konargöçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vBulletin. gibi İslâmiyet'le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikal etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.

    Nevruz, çeşitli kültür çevrelerinde, farklı etnik gruplarda farklı bir muhtevaya ve anlama sahip olmuştur. Kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli kültürlere girmiş ve benimsenmiştir. Eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir.

    Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig'e, Kaşgarlı Mahmud'dan Bîrûnî'ye, Nizâmü'ı Mülk'ün Siyasetname’sinden Melikşah'ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk'ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev'î Efendi, Nef'î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa'nın; büyük Azeri şairi Şehriyar'ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu'nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini "Nevruziye" veya "Bahariye" denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.

    Ayrıca Nevruz'un Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri olarak da kültürümüzde yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmü'mîn Urmevî (1224–1294) tarafından kullanılmıştır. Bu şekilde elimizde yirminin üzerinde makam bulunmaktadır.

    Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.

    1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri'nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı'nı "Milli Bayram" olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye'de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.

    Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak "ortak kültür ocağı"nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya’nın, Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.

    Kaynak: Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000

  2. #2
    Super Moderator _kanka** - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.216
    Tecrübe Puanı
    5


    Tanımlı Ce: Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında







    Nev ve rûz kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelen Nevrûz kelimesi, klasik ifadesiyle; yeni gün anlamına gelmektedir.. Yılın ilk günü, yani; yılınbaşıdır, yeniliklerin ve baharın müjdecisidir... Araştırmalar Türklerin bu bayramı kutlamaya başlamasını onların tarih sahnesine çıkışlarına kadar götürmektedir. Yani, 400 yıl dört tarafı yüksek dağlarla çevrili bir vadide yaşan Türkler’in, Ergenekon adını verdikleri bu vadiye sığamayacak kadar çoğaldıkları için, dış dünyaya açılmalarına kadar eskiye...Nevruz gününe rastalayan bu gün, Türkler için daha o tarihlerden itibaren yeniliklerin, özgürlüğün müjdecisi olarak kabul edilmiştir.
    Öte yandan, insanlık tarihini incelediğimizde, takvimin ne denli önemli olduğunu görürüz. Bu önemi oldukça erken kavrayan Türkler, kendi takvimlerini yapmakta gecikmemişlerdir. Konar göçer toplum olmanın bir gereği olarak, bir anlamda toprakla haşır neşir olmanın sonucunda, kır ekonomisine endeksli l2 hayvanlı takvimi ortaya koymuşlardır. Bu takvimde aylar, 12 ayrı hayvan adıyla anılmakta ve o hayvanların resmiyle sembolize edilmektedir.. Yılın başlangıcı ise, bugünkü takvimimize göre; 21 Mart’a tekabül eden Nevruz günüdür.
    İşte o tarihlerden itibaren Nevruz; yılbaşı, yeni gün olarak kutlanmaya başlamıştır. Yakın tarihimizde bir süre unutulmuş görünse de, günümüze kadar da bayram olma özelliğini korumuştur. Doğudan Batıya pek çok toplumda benzer ifadeler çevresinde şenlikler, bayramlar kutlana geldiği söylenebilir ancak; Nevruz adı altında günümüze kadar süregelen bayram yalnıza Türkler’de ve Farslar’da vardır. Bununla beraber, tarihi kaynaklar bize, Türk tarihinde M.Ö. l400’lere kadar giden bu kutlamaların Farslar’da ancak X1. Yüzyıla kadar dayandırılabildiğini göstermektedir.
    Yukarıda kısaca değindiğimiz gibi, son yüzyılda Türk sahasında durum farklılaşmıştır. Bu güzel bayramımız, aralarında Türkiye Cumhuriyeti’nin de bulunduğu, birbirinden oldukça kopuk yaşamak zorunda kalan Türk devlet ve topluluklarında unutulmaya yüz tutmuştur. Ve bu durum, hem bütünüyle Türk dünyasında hem de Türkiye üzerinde oynanan oyunlara zemin hazırlamıştır. Nevruz, alet edilmek istenmiştir. Güneydoğu illerimizi Türkiye’den ayırmaya yönelik planlara göre, Kürt vatandaşlarımızın farklı etnik yapıda olduklarını ortaya koymak adına, Nevruz’un onlara özgü bir bayram olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Halbuki, tarihi kaynaklar bize net bilgiler vermektedir ki Kürt büyüğü Demirci Kav’ya ait olduğu iddia edilen hikaye Türk tarihinin, mitolojisinin bir bölümü, Ergenekon Efsanesinin de sadece bir varyantıdır...Ergenekon Destanı, Göktürklerin tarihinin özetidir. Ergenekon, Göktürkler’in yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayaıp çoğaldıkları; etrafı aşılmaz dağlarla çevrili mukaddes yurdun adıdır. Türkler bu yurttan çıkıp, Avrasya’ya yayıldıkları tarih süreci içinde bu günü de bayram olarak yaygınlaştırmışlardır. Hun Türkleri, Uygurlar nevruz kutlamalarını gösteren tablolar bırakmışlardır.









    Türk dünyasının her bölgesinde “Nevruz” Türklerin milli bayramı, “Ergenokon’dan Çıkış”, “Bahar Bayramı”, “Yeni Yıl Bayramı” adları altında binlerce yıldan beri kutlanmaktadır.
    Nevruz, Farsça birleşik bir kelimedir. Nev; yeni, rûz; gün anlamını taşır. Yani, Nevruz, yeni gün anlamını taşıyan Farsça bir kelimedir. Bu gün, gece ile gündüzün eşit olduğu Miladi 21 Mart, Rumi 9 Mart günüdür.
    Nevruz Bayramının birkaç bin yıldan beri Türk kavimleri arasında kutlandığı bilinmektedir. Bu bayramın MÖ VIII. yüzyılda Hunlar tarafından kutlandığı ve daha sonraki yüzyıllarda bütün Türk kavimleri tarafından en büyük bayram olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Kaşgarlı Mahmut “Dîvânü Lûgat-it Türk” adlı eserinde “Müslüman olmadan önceki Türkler, yılı dört eşit bölüme ayırırlar, her üç aya bir ad verirler. Yılın geçişini şu tarzda bildirirler. Nevruzdan sonraki ilk aya oğlak ayı derler ve o gün bayram yaparlar” diye yazmış.
    Bu bilgi, Nevruzun, İslam öncesi Türk topluluklarının önemli aylarından biri, yeni yılın ilk ayı olduğunu ve bunun için bayram yapıldığını bildirmesi açısından önemlidir. Demek ki, Nevruz, bir Türk bayramıdır ve her 21 Martta, yeni yılın gelmesi münasebetiyle kutlanmaktadır.
    Nevruz kelimesinin Farsça karşılığı olan “Yeni gün” sözü, bazı Türk boylarında “Yeniden doğuş” olarak ta kullanılmaktadır. Kırgızlar, bilhassa Issık Gölü civarında yaşayalar, bu aydan itibaren tabiatın canlanmaya başlaması dolayısıyla, Nevruz gününü “Yeniden doğuş” adıyla kutlarlar.




    Türklerin milli bayramı olan Nevruz, atalarımız Hunlardan başlayarak Gök Türkler, Uygur, Kırgız, Tatar, Özbek, Kazak, Türkmen v.s. Türkleri arasında tarih boyunca, yeni yılın başlangıcı olarak kutlanmış, bu günün şerefine toylar, eğlenceler düzenlemişlerdir. Hala, bütün Türk topluluklarında on iki hayvanlı Türk takviminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Türkler, çağlar boyunca bir çok dine girirmiş olmalarına rağmen hiçbir zaman Nevruz unutulmamış, çeşitli dinlerde yine yeni yılın gelmesi şerefine kutlamalar devam etmiştir.
    Bugün, Türk toplulukları arasında Hıristiyan olan Çuvaşlar, Budist olan Tuvalılar ve Müslüman olan Kırgız, Azeri Türkleri aynı anda, bu bayramı kutlamaktadırlar. Bu da bu bayrama dini bir veçhe kazandırmaya çalışanların yanılgı içinde olduklarının en somut göstergesidir. Bugün bu bayram, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Karakalpakistan, Afganistan, Doğu Türkistan, Irak, Kırım, İdil-Ural boyları, Tuva, Saha, Hakasya, Çuvaş, Sibirya, Balkan, Kıbrıs Türkleri arasında kutlanmaktadır. Bu boylar, Nevruz bayramını geniş kapsamlı milli bir bayram haline getirmişler ve resmi tatil yapmışlardır.





    Bizde de yüz yıllardır kutlanan bu bayram, bazı kesimlerce, Ortodoks-İslam anlayışı çerçevesinde değerlendirilmiş, “Alevi Bayramı” ya da “ Putperest bayramı” olarak lanse edilmiş ve unutturulmaya çalışılmıştır. Türk tarihinden ve Türk kültüründen nasîbini almamış yöneticilerin de vurdum duymazlığı sayesinde, tarihi Türk bayramı olan Nevruz, Kürtlerin bayramı haline getirilmiştir. Kürtlerin Nevruzu bahane ederek yaratmaya çalıştıkları şiddet ortamı, bazılarımızın gözünü açmış, “bir müsibet, bin nasihata bedeldir” sözündeki hikmeti doğrularcasına bayrama sahip çıkılmış ve Nevruz Bayramı yeniden keşfedilmiştir.




    Nevruz Bayramı, Kafkaslarda ve Türkistan’da Rus ve Çin komünist yönetimleri yerleştikten sonra yasak edilmiş ve bayramı kutlayanlar ağır şekilde cezalandırılmıştır. Azerbaycan’da 1922 yılında Nerimanov’un Cenova Konferansı’nda olduğu sırada, Nevruz bayramını kutlayan sokaktaki insanların üzerine Kirov’un emri ile ateş açılmıştır. Bu büyük baskılara rağmen Türk toplulukları Nevruz Bayramını asla unutmamışlar ve bu bayramın kutlanması için büyük mücadeleler vermişlerdir. Ancak yetmişli yıllardan sonra Kafkas ülkelerinde, seksenli yıllardan sonra da Türkistan ülkelerinde, kısmi kutlamalara izin verilmiştir.
    Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, bağımsızlıklarına kavuşan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan cumhuriyetlerinde, Nevruz, milli bayram ilan edilmiş ve resmi tatil günü kapsamına alınmıştır. 1992 yılından beri, bütün Türk cumhuriyetlerinde Nevruz Bayramı çok kapsamlı faaliyetlerle, geniş bir şekilde kutlanıyor. Kutlamalar, cumhuriyetlerin en büyük meydanlarında, devlet erkanın da katılması ile yapılıyor. Ergenokan’dan çıkışı, gelen yeni yılı ve tarihlerinin önemli olaylarını sembolize eden oyunlar oynanmakta, milli danslar yapılmakta, şarkılar söylenmekte, herkese açık Nevruz sofraları hazırlanmakta, bayram bütün halkın katılımı ile coşkuyla kutlanmaktadır.









    Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Karakeçili aşireti, II. Abdühamit dönemine kadar Nevruz Bayramını Söğüt’te, Ertuğrul Gazi’nin türbesinde kutlarlardı. Bu bayrama o gün de, bu gün de “Yörük Bayramı” adı verilmektedir. Nevruz Osmanlı sarayında da kutlanırdı. O gün, özel hediyeler hazırlanır, şerbetler sunulur, macun karılır, devlet yöneticileri, büyükten en küçüğe kadar bunları birbirlerine takdim ederlerdi. Bu hediyelere “Nevruziye” adı verilirdi. Ayrıca “Nevruziye” denilen, divan ve halk şairlerinin yazdıkları şiirler de vardı. Bektaşi Babası olan Şükrü Baba’nın yazdığı .
    “Akşamlar aşk olsun bayram gecesi




    Bu ayın nurudur sultan-ı Nevruz
    Fazl-ı şahın budur dilek gecesi
    Ne mübarek gündür Sultan- Nevruz”

    dizeleri, binlerce yıllık kültür imbiğinden süzülüp gelen Nevruz geleneğinin ne sıcak ifadesidir.
    Tarihçilerin araştırmalarına göre Nevruz, Türklerden İran’a, oradan da Araplara geçmiştir. İranlıların kendilerine uydurma işindeki başarılarını göz önüne alırsak, Nevruz Bayramı’nı da kendilerine mal etmeleri ve bu bayrama Şii-Alevi bayramı özelliği vermeleri ve bu inancın da oradan bize gelmesi pek ala mümkündür. Halbuki, tamamen Türk anlayışının ürünü olarak ortaya çıkan Nevruz, dini hiçbir özellik taşımamaktadır. Eğer bu bayram Şii-Alevi bayramı olsaydı, Hıristiyan Türk topluluklarında kutlanmaması gerekirdi. Budistlerin bile kutladığı bu bayramın dini veçhesinin olmadığı açıktır. Bu bakımdan, Nevruz geleneği, ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne de Bektaşilikle doğrudan menşe bağlantısı olmayan, İslamiyet’ten çok öncelere uzanan bir gelenektir. Bu yüzden, her hangi bir din adına, mezhep adına, etnik menşe adına bağlı gösterilmesi ve bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmesi çok büyük bir hatadır ve tarihin, kültürün bütün gerçeklerine de aykırıdır. Türk kültürünün önemli bir unsuru olarak tarihi çağlardan günümüze kadar gelen Nevruz geleneği, en az üç bin yıldan beri Türkler arasında yaşayan bir gelenektir. Türk halkları arasındaki yaygın inanışa göre Nevruz, Türklerin Ergenekon’dan çıkışı, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazandıkları gün olarak kabul edilmektedir.
    Ebü’lgazi Bahadır Han’ın “Şecer-i Türk” adlı eserindeki Ergenokon menkıbesinde “Dört bin yedi yüz yıl Ergenekon denilen, dört bir yanı yüksek dağlarla çevrili bir vadide sıkışıp kalan Türklerin buradan, baharın başladığı gün 21 Mart’ta çıktıklarını ve ata yurtları olan Turan’a kavuştuklarını, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazandıkları” yazılıdır. Yani, Nevruz, Türklerin esaretten özgürlüğe, bağımsızlığa adım attıkları ilk gün olarak Türk tarihinde sembol bir gündür. Bu yüzden unutulması mümkün değildir.
    “Tarihi kaynaklarda Nevruz ile ilgili şöyle bir rivayet anlatılmaktadır. Çok eski çağlarda Hunların ataları saldırıya uğradıklarında, bu halkın içinden sağ kalan tek kollu bir çocuk, bir dişi kurt tarafından Altay dağlarına götürülmüş. Orada kurt tarafından emzirilen çocuğun kurttan çocukları olmuş. Bu çocukların soyu bin Nevruz günü Altay dağlarından inerek dünyaya yayılmışlar.
    Atalarımız, bu dağdan inme gününü, yeni başlangıç, yeniden doğuş günü kabul ederek her yıl baharın başlama gününü bayram olarak kutlamışlardır.”
    Bir Uygur metninden aldığımız yukarıdaki satırların aynısını, diğer Türk boylarında da görmemiz mümkündür. Kırgızlar’da ve Kazaklar’da tam benzeri vardır. Azerbaycan ve Anadolu Türklerinde Ergenekon’un çevresini kaplayan dağın bir bölümünün eritilmesi vardır. Ama, öz aynıdır. Neresinden bakarsak bakalım Nevruz, Türk kültürünün en az üç bin yıllık tarihe sahip çok kıymetli hazinelerinden biridir.
    Nevruz, baharın geldiğinin müjdesidir. Türk halkları, baharın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Uzun ve ağır kış şartlarından kurtuluş, tohum ve fidanın ekilmesi, hayvanların yavrulaması, yeryüzünün yeşermesi, ağaçların çiçek açması, Türklerin gönlünü şadeden büyük bir olaydı. Bu yüzden bütün Türk ellerinde o gün, büyük şenlikler düzenlenir, o gün, “Yeni Yıl Bayramı” “Bahar Bayramı” olarak kutlanırdı. Bu bakımdan Nevruz, bütün Türk halkları arasında ortak bir hatıranın, ortak gelenek ve duyguların, doğa ve dünya sırlarının çözümü üzerindeki ortak düşüncelerin, aynı heyecanların çok küçük farklarla ifade edildiği ortak bir kültürel mirastır. Türk kültürünün hakim olduğu tüm coğrafyada, Türkistan topraklarından Balkanlara kadar üç bin yıllık bir geçmişin eseri olan Nevruz, bu topraklar üzerinde yaşayan halklar arasında en büyük kültür mirası olarak yaşamış, hayatiyetini sürdürmüş, kültür hayatımızda ortaklık ve süreklilik göstermiş bir olgudur.
    Nevruz Bayramını etnik bir kesimin malı olarak göstermeye çalışmak, havanda su dövmekten farksızdır. En basit deyimiyle, Kürtlerin essamesinin okunmadığı coğrafyalarda büyük bir coşkuyla kutlanması, Kürt tezinin ne kadar dayanaksız olduğunun ispatıdır. Burada aklımıza şu gelmektedir. Kürtler aşağı yukarı bin yıldır Türklerin yanında yaşıyorlar. Kültürel olarak üstün kültürün alınması, taklit edilmesi normaldir. Bu açıdan baktığımız zaman Kürtlerin, Nevruz bayramını Türklerden gördükleri ve aldıkları, İranlıların desteği ile de kendilerine mal etmeye çalıştıkları da düşünülebilir. Çünkü, İran bu konularda oldukça deneyimli ve ustadır.
    Nevruz Bayramı, bütün Türk halkları arasında en az üç bin yıldan beri, birlik, kardeşlik, dostluk, özgürlük ve yeni yıl bayramı olarak kutlanıyor. Türkiye ve Azerbaycan’da Nevruz, Türkmenistan’da Navruz, Doğu Türkistan’da Noruz, Özbekistan’da Növroz, Kırgızistan’da Noruz, Kazakistan’da Novrız, Tataristan’da Navruz, Çuvaşistan’da Naras adıyla 21 Mart günü, bayram yapılıyor. Bu bayram, el içinde dostluk, kardeşlik ve barışı kuvvetlendirmeye vesile oluyor. Küsler barışıyor, kavgalılar anlaşıyor, aileler birbirlerini ziyaret ediyor, Nevruz sofraları açılıyor, fakir fukaraya yemek dağıtılıyor.
    Yukarıdan beri sıraladıklarımız Nevruz’un alalade bir gün olmadığını, bir kültür kompleksi olduğunun da kanıtlarıdır. Nevruz bir kültür kompleksidir, onunla ortaya çıkan pratikler kültürel unsurları işaret etmektedir. Nevruz’un baharın müjdecisi ya da yeni hayatın başlangıcı sayılması başlı başına bir olgudur. Özgürlüğün, bağımsızlığın sembolü olması, dostluğun, kardeşliğin, birliğin sembolü olması, onun kültür kompleksi olduğunun işaretleridir. Bu bakımdan Nevruz’u bir kültürel miras, bir kültürel değer olarak algılamak gerekir. Kültürel değerlerin, milletin yaşamında ne önemli roller üstlendiği açıktır.




    Türk halklarının yaşadığı kültür alanlarında Nevruz günü ile ilgili yapılan merasimler bu açıdan üzerinde önemle durulması gereken hususlardır. Çünkü bunlar, bizi tarihin derinliklerine çeker, denetler, birlik ve dayanışma gücümüzü arttırır. Kimlik belirlenmesi esnasında önemli rol oynar. Fiziki mekan bakımından topluluklar birbirlerinden ayrı kalsalar da, ortak kültürel değerlerde birleşme ve bunları sürdürme, kimlik kaybına veya silinmesine engel olur. Töreler, örf ve adetler, gelenekler, sadece folklorik malzemeler şeklinde düşünüldüğü zaman bir anlam taşamaz. Önemli olan onları yorumlamak ve anlamlandırmaktır. Çünkü, binlerce yıl, bunların sürekliliğini korumaları, toplumda ifa ettikleri sembolik rollerinden kaynaklanır. Nevruz törenlerinde üstünden atlanan, yanından geçilen ateş de bunlardan biridir. Türklerde ateş, bir arındırma, temizleme kültürünün ifadesidir. Oğuz Kaan Destanı’nda, Türk hükümdarını ziyarete gelen yabancıların ateşten geçirildikleri yazılıdır. Yani temizlenmeden, arınmadan, hakanla görüşmesi mümkün değildir. O günlerden bugünlere gelen bu gelenek, Nevruz törenlerinde önemli bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk topluluklarında her şeyin ateşle arındırılabileceği inancı bugün de yaşamaktadır.
    Bütün bunlar, Nevruz’un bir iki törenle kutlanıp geçilecek bir olay olmadığını, aksine, milletimizin hayatında çok önemli kültürel bir olay olduğunu göstermektedir. Elbette araştırılmalı, bağlantıları, derinliklerdi ortaya çıkarılmalı ve birleştirici bir kültür kodu olarak milletin hizmetine sunulmalıdır. Yoksa, günümüzde olduğu gibi, göstermelik bir iki törenle geşiştirilirse, yarın, öbür gün elimizden almayacaklarını kimse temin edemez. Aynen lokumumuzun çalınması, Karagözümüz’ün Grek kültürüne mal edilmesi gibi…










    Konu _kanka** tarafından (03-15-2011 Saat 06:29 PM ) de değistirilmistir.

  3. #3
    Admin Viole - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    5.336
    Tecrübe Puanı
    9


    Tanımlı Ce: Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında





    AY kanka gülmekten şey oldum alam ya resmi caldın site sana hırsız demiş
    sana caltın hırsız yazmış oyy koptumm resime gizli link atmış resim yazıya dönüşmüş

  4. #4
    Super Moderator _kanka** - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.216
    Tecrübe Puanı
    5


    Tanımlı Ce: Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında





    Alıntı Viole´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
    AY kanka gülmekten şey oldum alam ya resmi caldın site sana hırsız demiş
    sana caltın hırsız yazmış oyy koptumm resime gizli link atmış resim yazıya dönüşmüş


    yok anam yokk kimseye güven kalmadı artıkın herkes üç kağıtçı olmuş güvenip şöyle iki resim (ç) alacamız site kalmadı violişşşşş ortalık hırsız kaynıyorrrr
    Konu _kanka** tarafından (03-16-2011 Saat 10:41 AM ) de değistirilmistir.

  5. #5
    Admin Almira - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    13.964
    Tecrübe Puanı
    17


    Tanımlı Ce: Nevruz Bayramı, Nevruz Bayramı Nedir? Nevruz Bayramı Hakkında





    Alıntı _kanka**´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
    yok anam yokk kimseye güven kalmadı artıkın herkes üç kağıtçı olmuş güvenip şöyle iki resim (ç) alacamız site kalmadı violişşşşş ortalık hırsız kaynıyorrrr
    Kankam artık forumlarda ün sanmışsın senin geldiğin anında anlıyorlarki sana karşı bu şekil önlem almışlar inan cok güldüm viole az birtenesini silmeseydin resmin inan şu an bende cok güldüm

Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0