ASR-I SEADETTE TÜRKLER
Üyeler Görebilir ]
Eshab-ı kiram arasında Türkler varmıydı? Böyle bir sorubir Türkü belki de en çok heyecanlandıracak sorulardan birisidir. Zira genlerine kadar işlemiş olan Peygamber sevgisi
bu sorunun cevabını merakla bekletecektir.
Hadis-i Şerif kaynakları tarandığı zamanSevgili Peygamberimizin
eshabına bazı milletlerin yanısıra Türkler hakkında da tavsiyelerde bulunduğunu görürüz. Bunlar
asr-ı saadette Türklerin varlığının yakından bilindiğini gösterir. Hadis-i Şerifler detaylı incelendikleri zaman bu bilginin yüzeysel olmadığı
Türklerin çok yakından tanındığını göstermektedir. Ancak bu tanıma
ticaretle uğraşan Mekkelilerin Türkistan'a gitmeleri sonucu elde edilen bir tanıma değildir.
Üyeler Görebilir ]
GÖKTÜRKLER
Bizi bu kanaate götüren en büyük sebeplerden birisiasr-ı saadet döneminde Göktürk Devleti'nin varlığıdır. Eski ihtişamında olmasa da İran'ın kuzeyinde organize bir devlettir. İpek Yolu adı verilen eski dünyanın en önemli ticaret yolunun büyük bir kesimi bunların kontrolü altındadır. Dahası
İran Sasani Kisrası Nuşirevan
Göktürk Hakanı'nın kızı ile evlidir. Bütün bunlar o dönemde Türklerin yakından bilindiğini göstermektedir. Ayrıca asr-ı saadette bulduğumuz öyle ipuçları vardır ki
Eshab-ı Kiram içerisinde Efendimizin mübarek dizleri dibinde yetişmiş Türklerin bulunabileceği kanaatini kuvvetlendirmektedir.
Ancak bugüne kadar Türk tarihçileri ve hadis-i şerif uzmanları bu konuda müşahhas çalışmalar yapmamışlardır. Bizim yaşadığımız şanlı bir tarihi maalesef bÜyeler Görebilir ]aları kaleme almıştır. Bugünözellikle İslam öncesi Türk tarihi hakkındaki bilgilerimiz Rus ve İsveçli bilim adamlarının yaptığı çalışmalara dayanmaktadır. Göktürk Devleti gibi pek çok muazzam devletler kurulmuştur. Ancak sorulduğu zaman bir iki balbal taşıyla birkaç kitabeden bÜyeler Görebilir ]a bir şey gösterilememektedir. Zira yabancı bilim adamları ancak bu kadarını ortaya koyabilmişlerdir. Ayrıca onların kaleminden çıkan tarihi bilgilerin gerçeği ne kadar yansıttığı
zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır.
Üyeler Görebilir ]
ASLA ŞAMANİST DEĞİLLERDİ
Bunlardan en belirginiTürklerin İslam öncesi Şamanist oldukları iddiasıdır. Oysa Türkler
tarihi boyunca asla Şamanist olmamıştır. Şamanlık Moğolların dinidir. Ortaasyada yaşayan üç büyük milletin üçü de kültür bakımından birbirlerine taban tabana zıttır. Bunlar; Türkler
Moğollar ve Çinlilerdir. Hem ırk
hem de din bakımından birbirleriyle yakınlıkları yoktur. Çin'de
Türklerin mızmız dinler olarak vasıflandırdığı Konfüçyanizm
Budizm gibi inanışlar yaygın iken
Moğollar Şamanist idiler. Din adamlarına da Şaman adı verilirdi. Türkler
Şamanist olmadığı gibi aralarında Şaman adı verilen din adamları da yoktu. Çin ve Moğolistan'daki inançların çok daha saf olanına sahiptiler. Bir olan yaratıcıya
Ulu Tanrı anlamında Gök Tanrı adını kullanılıyordu.(1)
İslamiyetten önceki Türk dini inancına bakıldığında şaşılacak derecede İslam akaidine benzeyen noktalar görülür. Bunları Çin ve Moğol dinlerinde görmek mümkün değildir. En başta geleni vahdaniyet / yaradanın bir olması inancıdır. Doğulu ve batılı bütün tarihçiler bunda birleşmişlerdir. Bunun yanısıra ahireteöldükten sonra hesabın varlığına
cennet ve cehenneme inançları vardır. Din adamları bulunmuyordu
ancak Kam adı verilen büyücü / kahin karışımı bir mesleği icra edenler vardır. Fakat bunların din adamlığı ile ilgisi yoktur. Moğollardaki Şaman ile Türklerdeki Kam arasındaki fark ise
bugün cekşi hoca adı verilen insanlarla diyanet görevlilerin arasındaki fark gibiydi. Bu inançlarını müslüman oldukları 10. yüzyıla kadar devam ettirmişlerdir. Budizm
Mecusilik
Şamanizm
Taoizm
Maniheizm gibi bin türlü dinin kaynaştığı bir bölgede İslama bu kadar yakın olan inançlarının kaynağı ne idi? Maalesef bugüne kadar araştırılması yapılmamıştır. Ancak kaynaklar tarandığı zaman bir takım ip uçlarına rastlamak mümkündür.
Üyeler Görebilir ]
OĞUZ HAN
Türklerin Soy Kütüğü kitabındaNuh aleyhisselamdan Kara Han'a kadar Türklerin islam itikadında oldukları
bu hükümdardan itibaren bozuldukları kaydı vardır. Kara Han
Oğuz Han'ın babasıdır. Oğuz Han'ın hayat hikayesi de ilginçtir. Doğumundan itibaren üç gün boyunca annesini emmez. Annesi bu duruma çok üzülür. Rüyasında
oğlunun "bir olan yaratıcıya inan
aksi halde seni emmeceğim" dediğini görür. Şefkatinden dolayı annesi bir olan yaratıcıya iman eder. Oğuz da böylece annesini emmeye başlar. Büyüyüp serpildiğinde ise etrafındaki nice güzel kızları
putperest oldukları için kabul etmez. Fazla güzel olmayan amcasının en küçük kızı ile putperest olmadığı için evlenir. Bundan erkek evlatları olur.
Aradan uzun yıllar geçer. Türk Töresini çiğneyen babasıyla çatışır ve obayı terkeder. Bir süre sonra aralarında bir savaş çıkar. Bu savaşta babası hayatını kaybeder. (2)Devletin başına Oğuz geçer. Oğuz Kağan'ın bu haliyle bir peygamberin rahle-i tedrisinde bulunmuş olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle bir çok islami kaynakta ismi anıldığında Rahmetullahi aleyh / Allah'ın rahmeti üzerine olsun diye dua edilir.(3)
Oğuz Han'ın bir bÜyeler Görebilir ]a özelliği de Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e kadar muazzam bir bölgeye hakim olmasıdır. O zaman dünyasının neredeyse dörtte üçünü kontrol altına almış olmasıdır. Bu özelliğinden dolayı Oğuz'unKur'an-ı Kerim'de ismi geçen Zülkarneyn aleyhisselam olduğu dahi ileri sürülmüştür.
Üyeler Görebilir ]
ZÜLKARNEYN SEDDİ
Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçen Zülkarneyn aleyhisselamdünyaya hakim olmuş birkaç kişiden birisidir. Yaptığı seferlerden birinde güneşin doğduğu en uzak yere kadar gider. Burada mayası temiz
mazlum bir toplulukla karşılaşır. Bunlar komşuları olan Ye'cuc ve Me'cuc isimli toplulukların zulümlerinden şikayet ederler. Hazreti Zülkarneyn
zalim topluluk ile bunların arasına büyükçe bir set kurarak şerlerinden korunmalarını sağlar. Kaynaklarda mayası temiz bu topluluğun Türk milleti olduğu yazılıdır. Hazreti Zülkarneyn
İbrahim aleyhisselamla aynı yıllarda yaşamışlardır. Çıktığı seferlerden birinde Hazreti İbrahim'le görüşmüş ve bu sırada yaşı hayli ilerlemiş olan bu kutlu peygamberin hayır dualarını almıştır.
Üyeler Görebilir ]
KANTURAOĞULLARI
Efendimiz bazı hadisi şeriflerinde Kanturaoğullarının bu ümmetin idaresini uzun süre ellerinde tutacaklarından bahsetmektedirler. Hadis-i Şerif otoriteleribundan kastın Türkler olduğuna hemfikirdirler. Kaynaklar tarandığında Kantura'nın
Hazreti İbrahim'in hanımlarından birinin adı olduğu görülür. İbrahim aleyhisselamın bilinen üç hanımı vardır. Sare
Hacer ve Kantura... Bunlardan Sare Hazreti İshak'ın
Hacer Hazreti İsmail'in
Kantura da ismi henüz tesbit edilemeyen birkaç erkek evladın annesidir.
Hazreti İbrahim'in Hacer'den doğan oğlu İsmail aleyhisselamdır. Allahü tealanın verdiği emir üzerine Hazreti İbrahim tarafından bugünkü Kabe'nin hemen yanıbaşına bırakılan İsmail aleyhisselamyerli toplumlardan olan Cürhümilerden bir kızla evlenmiş ve bunun soyundan gelenler giderek büyük bir güç olmuşlardır ki
zamanla Nabtiler (MÖ IV-MS.II. yy)
Palmirana/Tedmur (MÖ.3.000-MS.275) gibi dönemlerinin güçlü devletlerini kurmuşlardır.
Hazreti İbrahim'in ikekşi oğlu İshak'tan olan torunu Hazreti Yakub'un 12 oğlunun soyundan gelenlere İsrailoğulları adı verilir. Yakub aleyhisselamın diğer ismi İsrail olduğu için bu isimle anılmışlardır. Bunlar Musa aleyhisselamın Mısır'dan çıkarmasından sonra Filistin'de İsrail ve Yahuda devletini kurmuşlarHazreti Süleyman döneminde de Yemen'deki Sebe devletini yeniden organize etmişlerdir. (M.Ö. 900 senesi) Bundan sonra bir daha toparlanamamışlardır.
Hazreti İbrahim'in Kantura isimli üçüncü hanımından da birkaç erkek evladı olmuştur. Bunları Vahdaniyeti tebliğ etmek için Horasan'a göndermek istediğinde çocukları ağlaşırlar ve "Kardeşimiz İshak'ı kendi yanında bırakıyorsunİsmail'i de kutlu bölge / Mekke'de bıraktın. Bizi neden çok uzaklara gönderiyorsun?" derler. Hazreti İbrahim de onlara gitmeleri gerektiğini izah ederek; "Kuraklığı çok olan bir beldeye gideceksiniz. Size öğreteceğim şu duayı sıkışınca okursanız inşallah yağmur yağacaktır" diyerek bir dua öğretir. Çocuklar Horasan'a yerleştikten uzun bir süre sonra büyük bir kuraklık yaşanır. Çaresiz kalan halk
bunlara başvurunca öğrendikleri dua sebebiyle yağmurun yağmasına sebep olurlar. Bunun üzerine insanlar
bu iş ancak hanların işidir diyerek bu çocukların ve soyundan gelenleri han kabul ederler. Öyle ki
kanlarının yere düşmesini bile bir felaket olarak gördüklerinden hiç ilişmezler. Bu adet daha sonra han sülalesinden idam edilmesi gerekenlerin kılıçla değil yay kirişi ile boğmak usülünün doğmasına neden olur. (Bu adet Göktürk devlet geleneğini takip eden Selçuklu ve Osmanlıda da aynen devam etmiştir.) Kaynaklarda buna benzer bir bÜyeler Görebilir ]a olaya rastlıyoruz. Eski Türklerin elinde Yada Taşı denilen bir taş vardır. Bunun aracılığı ile yağmurun yağdırıldığından bahsedilir. Yerli yabancı gezginler
bunu bizzat gördüklerini naklederler. Bu taş yüzünden sık sık boylar arasında çatışmalar çıkmıştır. (4)
Orkun kitabelerinde güç zamanlarda Yaratıcı'nınSemavi kaynaklı bir kahraman göndererek Türklerin imdadına yetiştiği kayıtlıdır. Kitabelerde; "Ben Tanrı'dan olma......" gibi ifadeler geçmektedir. Bu
Hakan'ın ancak Allah'ın tasvib ve desteği ile hakan olabileceğini gösterir. Yine eski kaynaklar
ancak Tanrı tarafından kut verilmiş kişilerin hakan olabileceği de kayıtlıdır. Nitekim Hun Hakan'ı Mete'nin Tanrı'dan kut alarak Hakan olduğu kayıtlıdır.
Hazreti İbrahim'in bu çocukları Horasan'a göndermesinin sebebini annelerinin Orta Asya kökenli olmasında aramak lazımdır. Hazreti İbrahim'in ve Sevgili Peygamberimizin hayatları incelendiğindebirisini bir bölge veya topluluğa gönderdiklerinde o kişinin o bölgeden veya topluluktan olmasını dikkate alırlardı. Zira gidilen yerde hazır bir ortam bulunmuş olacaklardır.
Üyeler Görebilir ]
Hazreti İbrahim'in yaşadığı tarih olarak MÖ 2000'li yıllar gösterilmektedir. Eğer bu doğru ise bunun hemen akabinde Türklerin millet olarak belirgin bir şekilde ortaya çıktıkları ve devlet kurdukları görülür ki; bu da MÖ 1500-1000 yılları arasıdır. Bu tarihler dünya tarihinin kavşak noktalarından birisidir. Bu yıllardan itibaren eski milletler sahneden çekilip birer birer erirken üç ana koldan gelişen üç ayrı millet dünya siyasetine yön verir olurlar. Birekşisi İsrailoğullarıdır. Üçüncü kol bunlardan çok uzakta Türkistanda ağırlıklarını koymaya başlamıştır. Bunlardan İsmailoğulları ve Türklerin hayat şartları birbirlerine benziyordu. Kuraklıkların şiddetli geçmesibirinde çöl
diğerinde bozkırların
halkların milli karakterlerini dış tehlikelerden koruması hep birbirine benzemektedir.


LinkBack URL
About LinkBacks
bir Türkü belki de en çok heyecanlandıracak sorulardan birisidir. Zira genlerine kadar işlemiş olan Peygamber sevgisi



Alıntı ile Cevapla
Bookmarks