Üyeler Görebilir ]
Ulu Önderim, Büyük Atam,
Bugün 23 Nisan…Kurduğun Cumhuriyetin ilk Meclisinin açılışının üzerinden 86 yıl geçti.
Yaşamın zorluklarından ve günlük sorunlarımızdan uzaklaşabildiğimiz ölçüde hep birlikte bu günün önemini yeniden kavramaya, anlamaya çalıştık…
Sadece bugün değil, nesiller boyunca her yeni doğan Cumhuriyet çocuğunun ilk vazifesi Seni anlamak, Seni öğrenmek olmalıdır.
Çünkü Sen; yalnız yaptıklarınla değil. İlk gençliğinden ölümüne kadar söylediklerinin ve yazdıklarının hiç şaşmayan doğruluğu ile örnek ve büyük bir idealistsin.
Diktatör olmak, teokratik ve monarşik bir hükümet kurmak yerine laik ve demokrat bir hükümet kurdun.Yüzyıllardan beri kökleşmiş ve söküp atılması imkânsız sanılan yersiz alışkanlıklardan, devrini tamamlamış inançlardan ulusu kurtarmak için çok çalıştın.
Bu davada yüzde yüz başarıya ulaşılmadığı bugünde hala senin bize emanetini yok etmeye çalışanların çabalarından belli. Ve onlar kendi emellerine ulaşmak, teokratik bir cumhuriyet kurmak amaçlarından asla vazgeçmeyecekler.
Fakat yetişen aydın ve devrimci gençlik, bize olan emanetini korumak, kollamak, ulusu Senin bize gösterdiğin yoldan yürütecek kararlılık ve güçtedir.
İlerlemek isteyen Doğulu bütün ulusların bizi örnek edinmeleri ve ilerlemiş medeni ulusların devrimlerimizi beğenip övmelerinin, Senin en büyük özelliğin olan, her düşünce ve hareketinde daima ulusal bilinci hakim kılmaya, gerçekleri kavramaya, medeniyeti bir bütün olarak kabul etmeye, bu idealine ve inancına milletini de uydurmak istemenden kaynaklandığını biliyoruz.
Ve bizler şunu da biliyoruz ki; Halkımızın çoğunluğu devrimlerimizin bilincine vardığı, devrimlerimiz büyük ölçüde biçimden öze geçtiği anda medeniyet savımız çözümlenmiş ve özümlenmiş olacaktır.
Bugün hala ileri ve geri kuvvetler çatışma halindedir. Bu savaşta, zamanın ileriye doğru akan coşkun seli ve gelişen olaylar ileri kuvvetleri üstün kılacaktır. Zafer bize gösterdiğin çağdaşlık yoludur, aydınlığındır, gerçeğindir. Dediğin gibi “ Aklın ve uygarlığın egemenliğini kabul edemeyenler ya bir düşmanın hâkimiyetine boyun eğecekler ya da yok olup gidecekler” dir.
Biliyoruz ki;
''İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!'' diyen ölmez ruhun bizlere şimdi şöyle sesleniyor:
''Son hedefiniz, uygarlığın ön safıdır, ileri!''
Ve bu iletiyi okuyacak olan arkadaşların senin o yüce ve idealist kişiliğini gözler önüne seren aşağıdaki anekdotu (hikâyeciği) alıntı yaparak bitirmek istiyorum…
“Milletler gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin vazifesi, hayatı neşe ve şevkle karşılamak hususunda milletlerine yol göstermektir.
Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı herşeyi kara görüyordu. ''Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız dünyadaki muvakkat (geçici) ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunmaz'' diyorlardı.
Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: ''Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şâtr olalım.''
Ben kendi karakterim itibarıyla ikinci hayat telâkkisini (Anlayış, görüş ) tercih ediyordum, fakat şu kayıtlar içinde:
Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahttırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça memnun ve mes'ut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Makûl bir adam, ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken, ''benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi?'' diye bile düşünmemelidir. Hattâ en mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.
Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.
Bahçesinde çiçek yetiştiren adam bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların istikbaline faydalı olabilirler.
Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünür, o adamın kıymeti birinci derecededir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören (Ayakta durduğunu düşünen) adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmaz. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler (kavuştururlar). Kendi gidince terakki (ilerleme) ve hareket durur zannetmek bir gaflet – (aymazlık)- tir.
Aziz hatıranın önünde saygıyla eğiliyorum..


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla


Bookmarks