Konu Etiketleri:

mısırlıların taktıgı maske, mısır uygarlıklarının takıları, mısır uygarlığının resimle ünlü kenti, mısır resim sanatı sakkarada mı, mısır uygarlığı maske çeşitleri, sakkara pepi piramidi, mısırlıların mürekkeple yapılan resimler, uygarlık maske çeşitleri, mısır uygarlık maskeleri, mısır medeniyeti hikayeleri, mısır medeniyeti hakkında makaleler, mısır ülkesinin kıyafetleri, mısır uygarlığında bilim, eskı mısırlıların maskeleri, mısır medeniyeti hakkında bilgi, mısır uygarlığı ile ilgili hikayeler, eski uygarlık maskelerinin çeşitleri, mısır uyğarlığı mumyalama, mısır medeniyeti ile ilgili makaleler, mısır uygarlığı ile ilgili makale, mısırda hanedanlar dönemi söylenmesinin nedeni, eski uygarlıkların maskeleri, mısır uygarlığı makale, mısır uygarlığı ile ilgili görseller, misir medeniyeti hakkında bilgigigigi,

+ Konu Cevapla
1 / 2 Sayfa 12 SonuncuSonuncu
1 den 5´e kadar. Toplam 6 Sayfa bulundu

Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında

 Bilim Forumları Katagorisinde ve  Mitoloji Forumunda Bulunan  Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Mısır Medeniyeti Resimleri : Misirin ölüler Kitabi Ölüler Kitabi" ve ötesi... Eski Misir'da ölüm ve ötesiyle ilgili kaynaklar Piramit ve ...

  1. #1
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.074
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında







    Mısır Medeniyeti Resimleri :









    Misirin ölüler Kitabi
    Ölüler Kitabi" ve ötesi...
    Eski Misir'da ölüm ve ötesiyle ilgili kaynaklar Piramit ve Tabut yazitlaridir, bütün bunlar "Ölüler Kitabi" denen ölüm, ölüme geçis ve ölümden sonra yasamla ilgili kurallari ve düzeni anlatan bütün bir bilgi veya inanç sisteminin parçalaridirlar. Misirlilar ölümden sonra yeniden dirileceklerine inanirlardi, Osiris'in yeniden dogmasi ve onun kisiliginde simgelenen KIS ve BAHAR örneklerindeki gibi. ?nsan beden ve ruhtan olusuyordu, her ikisi de ölümden sonra ebedi olarak kalabilirdi, yeter ki ölümden sonra insan Osiris'in önünde günahlarini bagislatsin ve saf olarak cennette kalabilsin. Osiris, insanin kalbini bir tüy ile tartarak samimiyetini ölçerdi, eger ölü insan bu ölçümde basarisiz olursa aç, susuz ve günessiz olarak ebediyen mezarinda kalirdi. Osiris'in sinavlarindan basariyla geçebilmek için bazi yöntemler uygulanirdi, örnegin mezarlara yiyecek ve tanrilari sevindirecek tilsimlar konurdu. Ayrica, balik, yilan, hamamböcegi gibi böcekler rahipler tarafindan kutsanarak ölüye yardimci olurlardi. Ama en önemlisi, "Ölüler Kitabi" nin satin alinip mezara konmasiydi. "Ölüler Kitabi" ölüm rahiplerinin yazdiklari dua ve yöntemlerle, Osiris'i sakinlestirecek ve hatta aldatacak önerilerle doluydu. "Ölüler Kitabi" örneklerinden yüzlercesi papirüs rulolar halinde mezarlardan çikarilmistir ve en eskileri Piramitler Dönemi'ne aittir, yani M.Ö. 2500'lere. Misir inançlarina göre tüm bilgiler veya bilim bilge tanri ve yazman Toth tarafindan yazilmistir. Bugün dahi bazi mistikpagan çevreler Tarot Kartlari'nin kökeninin Toth kültünden kaynaklandigina inanirlar.

  2. #2
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.074
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında





    Mumyalamanin hikayesi

    Üyeler Görebilir ]
    Tanri Osiris'in parcalara ayrilan vucudunun bir araya getirilerek tekrar canlanmasi eski Misirlilarin olum sonrasinda da bir hayatin olduguna inanmalarina neden olmustur. Misirlilar oluyu ikinci hayatina hazirlamak icin vucudunun korunmasi gerektigine inanmislar ve bu sekilde mumyalama islemini ortaya cikarmislardir.

    Mumyalamanin dogru yapilmasi onemliydi. Eski Misirlilar insan ruhunun ba, ka ve akth adli 3 ruhtan olustuguna inaniyordu. Olum sonrasinda kisinin tekrar canlanmasi icin bu ruhlari korumak zorundaydilar. Ozellikle uc ruhtan biri olan ba nin vucudu tanimasi icin bu gerekiliydi. Ruhlardan birinin olumu digerlerinin de yok olmasi anlamina geliyordu. Ba adli ruhu insan basli bir kus olarak betimlerler ve bu ruhun kisinin karakterini, kisiligini temsil ettigine inanirlardi. Ba nin mezar icinde yasadigini dusunurlerdi. Ba surekli olarak mezarda kalmaz , ozgurce hareket eder daha sonra tekrar mezara geri donerdi. Ka adli kisim ise olunun benzeriydi. Ka insan figurunde ve kollari kalkik olarak veya sadece bir cift kalkmis el olarak temsil edilirdi. Ka vucuda yakin olmak zorunda oldugundan mezari terk edemezdi. Ka’nin besine, icecege ve kiyafete ihtiyaci vardi, bu nedenle olunun yakinlari duzenli olarak mezari ziyaret eder ve bu ihtiyaclarini karsilarlardi. Akh ise olumsuzlugu temsil ederdi ve ba gibi kus seklinde sembolize edilirdi. Kisinin olumuyle oluler diyarina dogru yolculuga cikar ve diger hayatta yerini alirdi.

    Mumyalama islemi bir grup gorevli tarafindan gerceklestirilirdi. Bu kisiler dinsel ve cerrahi egitim almis insanlardi. Mumyalama ekibinin en yetkilisi bas rahipti ve Anubis’ i simgeleyen cakal bir maske takardi. Anubis olulerin tanrisiydi ve mumyalama isleminin dogru yapilip yapilmadigini denetlerdi.
    Anubis ayni zamanda olumluler ulkesinde gerceklestirilen kalbi teraziye koyma sermonisine de eslik ederdi. Olunun kalbini terazinin bir gozune koyardi. Terazinin diger tarafina da duruslugu ifade eden bir tuy konulurdu. Kalp tuyden daha hafif olursa kisinin iyi bir hayat gecirdigi kabul edilirdi ve yeni hayatina gecisine izin verilirdi. Bu sirada butun olup biteni tanrilarin katibi Troht yazarak not alirdi.
    Mumyalama isleminin gerceklestirildigi mekan tasinabilir , olunun evi yakinina kurulan bir catir ve ya tapinaklarla baglantisi olan ozel bir mumyalama yeriydi. Oncelikle vucud yikaniyordu. Daha sonra ozel bir masaya yatiriliyordu.
    Burun deliginden cengele benzeyen bir alet yardimi ile beyin disari cikarilirdi. Kalan parcalar da ilac yardimi ile kurutuyorlardi. Vucud icindeki yumusak kisimlarin cikarilmasinin nedeni curumeyi onlemekti.
    Goz ve yanaklarin cokmemesi icin bu yumusak kisimlara keten tamponlar konuluyor ,olunun goz kapaklari da kapatiliyordu.
    Habes adli bir aletle karnin solu kesilerek mide, karaciger, akciger ve bagirsaklar cikariliyordu. Kalp vucud icinde hesaplasma gunu icin birakiliyordu.
    Bu organlar kanopik adi verilen 4 adet comlek icine konulurdu. Bu kavanozlar Osiris ve Isis’in oglu olan Horus tanrisinin 4 oglununun basini temsil eden figurlerdi. Cakal basli duamutef mideyi, sahin basli quebehsenuef bagirsaklari, hapy ise akciger i, insan basli olan imsety karacigeri korurdu.
    Üyeler Görebilir ]

    Bosalan yerler hurma sarabi ve bitkilerle yikaniyordu. Sarap icinde bulunan alkol anti bakteriyel etki yaparak mikroplari olduruyordu. Bir cesit tuz olan natron vucud icine ve disina konularak bir sure bekletiliyor ve vucudun nemi aliniyordu. Natronla kurutma islemi bitince natronlar cikarilip yerine yenileri konuluyordu. Onemli kisilerde mumyalama sureci gun sayisi 272 gune kadar cikiyor. Normal surec ise 70 gundur.
    Vucud bu islemlerle kurutulduktan sonra , recine ve aramotik bitki yaglarindan olusan sivida tutulan keten bezlerle sarilir. Sargilar arasina degerli taslardan olusan broslar konulurdu.
    Eller karinda veya goguste birlestirilirdi. Keten bezle sarili yuze mumya maskesi konulurdu. Mumya maskesi kisinin orjinal suratina benzerdi.Bu maske sayesinde ruh oluyu taniyarak geri donerdi.
    Mumyalama sadece insanlara degil kutsal sayilan kedi, boga, timsah gibi hayvanlara da yapilirdi. Mumyalama kelimesi misir kokenli olmayip arapcadan gelmektedir ve arapcada "Mumiyah" olarak gecmektedir. Anlami da bazi maddelerle vucudu korumaktir.

    Mumyalama ayinlerindeki kisi sayisi o kisinin toplum icindeki statusunu gosterirdi. Zengin kisiler para odeyerek ilahi okuyan “Kiten” adli kadinlar tutarlardi. Kurban edilecek hayvanlari tasiyan “Saptis” denilen kisilerde vardi. Uzerine panter veya kaplan postu takan “Sem” adli rahip ve olu yakinlari sandala binerek Nil' in diger tarafindaki mezarlar bolgesine gecerlerdi.
    Bu ayinler dizisinin en onemli kismi mumyanin agzini acma kismidir. Bu islem ozel aletlerle yapilirdi. Bu alet sayesinde olunun hislerini geri getirdiklerine inanirlardi. Boylece mumya ikinci hayatinda yiyip, duyup gorebilecekti. Bu islemden sonra mezar hazirlanir ve organlarin bulundugu 4 comlek , kisinin ozel esyalari , gunluk kiyafetleri terlik, taki , yemekler ,fritten yapilan Usebti ( ushabti) adli heykeller, bronslar ve Book of the Dead adi verilen kitap konulurdu.
    Olulerin kitabi ( book of the dead) aslinda ciltli bir yapit degildi. Sadece papirus kagitlarina yazilmis olan rulo seklinde dua ve buyulerden olusuyordu.
    Usebti heykellerinin mezara konulma amaci kisiye ikinci hayatinda gereksiz isleri yapmakta vekalet etmesiydi. Insanlar normal yasamlarinda firavunlar icin calistiklari icin diger hayatlarinda da gereksiz islerde calismak istemiyorlardi.

    Üyeler Görebilir ]


    Bronslarin konulma nedeni ise olunun diger hayatina ulasana kadar gecirecegi surec icinde mumyayi tehlikelerden korumakti. Bu broslarin adi hayati yasami temsil eden Ankh, Tet, Djed, yeniden dogumu temsil eden Scarabti. Olu basi altina yastik gorevi goren hilal seklinde bir cisim konurdu. Sonra mezar muhurlenirdi.


  3. #3
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.074
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında





    Keops Piramiti




    Kefren Piramidi ve Sfenks




    Gize Piramitleri



    Gize Piramitleri



    Mikerinos Piramidi



    Sakkara Pepi 2 piramidi


  4. #4
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.074
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında





    Yukarıdaki haberde bulunan resim bilgisayarla yapılmadı. MR ile taranan kafatası aynen şekillendirildi. Sonra bir adli tıp heykeltıraşına kime ait olduğu söylenmeden verildi ve onun tarafından oluşturuldu. Konusunun uzmanı heykeltıraş, dokuları kil veya silikon malzemelerle tamamlayarak bu kafatasına ait kişinin görünümünü çıkardı.
    Mezarının soyguncular tarafından keşfedilmemiş olması bu firavunun hakkında çok fazla bilgiler elde edilmesini sağladı. Hatta mezarı soyulmamış tek firavun Tutankamon’dur.
    Önemli bir firavun değildi ve genç yaşta ölüme hazırlıksız zamanda sol dizindeki kırıktan enfeksiyon kapıp acılar içinde kıvranarak öldü. Başlangıçta çatlak sanılan kafatasındaki oluşumun bir mumyalama tekniği olduğu, beynin çıkarıldıkta sonra dökülen balmumundan kaynaklandığı anlaşıldı. Tüm bunlar mumyasının Kahire müzesinde, getirilen modern cihazlar ile keşfedildi. Mezarı ilk kez 22 Kasım 1922 arkeolog Howard Carter krallar vadisinde bulmuştu.
    19 yaşlarında ölen ve Mısır tarihinin önemsiz firavunu olmasına rağmen mezarındaki muhteşem eserler nedeniyle diğer firavun mezarlarının çok daha görkemli olduğunu düşündürdü.
    Dünyada ilk kez tek tanrı fikrini ortaya atan ve Mısır dinini ret eden Akheneton da denilen IV. Amenofis’in Nefertiti dışında başka bir kadından doğma oğlu olduğu; Akheneton/Nefertiti çiftinin kızı Prenses Ankhesenpaten’le evlenmiş olabileceği; Akheneton’un annesi ayrı kardeşi olduğu ayrı tezler bulunmakta. Tutankamon tahta çıktığında artık bırakılan eski Mısır dinine ait tapınaklar terk edilmiş ve bakımsız haldeydi.
    Ölümü ile Mısır yönetimi başka bir aile ele geçirdi. Tutankamon 18. ********n son firavunudur. 19. ********n ilk firavunu olan II. Ramses’in babası I. Seti’nin ilk yaptığı iş eski Mısır dinine dönmek oldu. Ve IV. Amenofis’in tek tanrılı dinine inanmaya devam edenler hor görüldü. Mısır’a Akheneton’un yeni kurduğu şehrin inşaasına gelen Yahudiler’in de bu din çok hoşlarına gitmişti. Onlar da 19. sülale döneminde ikinci sınıf insan olarak geri dönerlerken tek tanrı fikrini olgunlaştırdılar. Tutankamon’un ölmesi Yahudi dininin ortaya çıkışında çok önemlidir. Ve belki de Abraham dedikleri peygamber Akheneton olabilir.







    Karısıyla

    Belki de üzerinden düşüp dizini kırdığı arabası.

  5. #5
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.074
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Mısır Medeniyeti / Mısır Medeniyeti hakkında





    ESKİ MISIR

    Taş Devri'nin başlangıç döne­minde, Nil Irmağı kıyılannda avcılık ve balık­çılık yapan insanlar yaşıyordu. O zamanlar, Nil'in dar ve bataklık vadisi ağaçlar, sazlar, kamış benzeri uzun saplı bir bitki olan papi­rüslerle örtülüydü. Binlerce yıllık bir aradan sonra Cilalı Taş Devri (Neolitik Çağ) insanla­rı yavaş yavaş bataklıkları kuruttular ve köyler kurdular. Tarım yapmayı, dokumacılı­ğı, hayvanları evcilleştirmeyi, çanak çömlek üretmeyi öğrendiler. Daha sonraları, güneşte pişmiş tuğlalardan evler ve cam yaptılar, topraklarını suladılar, bakırı işlediler. Yıllar yılı yağmur yüzü görmeyen, Akdeniz kıyıla­rından uzak bu topraklardaki insanlar için Nil'in yaşamsal bir önemi vardı. Nil yönü­nü değiştirdiğinde bu uygarlık yok oldu. Arkeologlar eski ırmak yatağının kıyısında­ki çöllerde bu insanların mezarlarını bul­dular.
    İlk yazılı kayıtlar, Mısır topraklarının Kral Menes'in yönetiminde birleştirildiği İÖ 3100'e kadar uzanır. (Menes, Yunanca yazan eski tarihçilerin kullandığı addır. Bu kralın Mısır yazmalarında Narmer adıyla geçtiği sanılmaktadır.) Menes, Nil'e bir kanalla bağ­lanıp tarıma elverişli duruma getirilen baş­kent Menfis'i kurmuştur. "Beyaz duvarlı Menfis" 1.000 yıl boyunca başkent olarak kaldı. Kalıntıları bugünkü Kahire kenti yakın­larındadır.


    Krallıklar

    Yunanca yazan Mısırlı tarihçi Manethon, Mısır'ı yönetenleri 30 hanedan ya da aileye ayırmıştır. Günümüzde Eski Mısır yazısı ve tarihini inceleyen bilim adamları, Eski, Orta ve Yeni Krallıklar olarak adlandırdıkları dö­nemleri Eski Mısır uygarlığının en parlak çağları olarak değerlendirirler. İÖ 3100'deki başlangıcından İÖ 30'da Roma İmparatorlu-ğu'nun bir parçası oluncaya kadar, Mısır uygarlığının belirleyici özellikleri değişmeden kalmıştır.
    Arkeologlar, 1. ve 2. hanedan krallarının Menfis yakınlarındaki Sakkara'da mı, yoksa Nil'in kaynağına daha yakın olan Abydos'da mı gömülü olduklarını kesin olarak saptayamamışlardır. Her iki yerde de benzer mezar­lar bulunmuştur. Yağmalandıkları ve yakıl­dıkları için kral mezarlarının hangi bölgede yer aldığını saptamak çok güçtür. Mastaba denilen kenarları eğimli bu ilk kral mezarları, kayalarda açılan çukurların üstü çamurdan tuğlalarla örtülerek yapılırdı. Asıl mezar oda­sı, zeytinyağı, şarap, bira ve çeşitli yiyecekler, ev eşyaları, bakır araçlar, taş ve çömlek vazolarla donatılmış odalarla çevrelenmişti. Bunlardan geriye pek bir şey kalmamış olsa da, Eski Mısırlılar'ın ileri bir uygarlığa ulaş­tıklarını gösteren yeteri kadar kalıntı vardır. Bir soylunun Sakkara'daki mezarında arpa lapası, bıldırcın, böbrek, güvercin yahnisi, balık, sığır eti, ekmek ve incirlerle dolu zengin bir sofra bulunmuştur.




    3. hanedanın ikinci kralı Zoser, Sakkara' da ilk kez tümü taştan, basamaklı bir piramit yaptırdı. Planını veziri İmhotep'in yaptığı altı basamaklı piramit başlangıçta mastaba ola­rak düşünülmüştü. Piramitin altında Assuan graniti ile kaplı bir mezar odası vardı. Burası da, Zoser'in ailesinden kişilerin gömüldüğü mezar odaları ve galerilerle çevriliydi. Duvar­ları mavi çinilerle kaplı bu galerilerde çok sayıda taştan vazo bulundu.
    Mısır'daki en ünlü kalıntılar, Gize'de 4. hanedan döneminden kalma Keops, Kefren ve Mikerinos'un piramitleridir. Bu piramitler Dünyanın Yedi Harikası arasında yer alır. İkinci piramidin yakınlarında, kayadan oy­ma, yüzü Kral Kefren'in yüzüne benze­yen aslan gövdeli sfenks bulunmaktadır
    İlk Mısır yazısı, hiyeroglif denen bir tür resimyazıydı. Hiyeroglif sözcüğü kutsal oy­malar anlamına gelir . Mezarların ve tapınakların duvarlarına oyulan bu yazılar özenle kırmızı, sarı, yeşil, siyah ve maviye boyanırdı. Yazarken çok zaman alma­sına karşın, Mısırlılar bu yazıyı resmi belgele­rinde kullanmayı sürdürdüler. Eski Kralhk'ta hiyerogliften türetilen ama daha akıcı bir yazı biçimi olan hiyeratik kullanılmaya başlandı. Akıcı olması nedeniyle, hiyeratik papirüs üze­rine kamış kalem ve mürekkeple yazılabili­yordu. Orta ve Yeni krallıklar döneminde geliştirilen bu yazıyı daha çok rahipler dinsel yazılarda kullandı. Demotik (halka ait) adı verilen bir başka yazı biçimi de, İÖ 7. yüzyılın başında 25. hanedan döneminde ortaya çıktı. Ptolemaioslar ve Romalılar dönemi boyunca Mısır yazısını 19. yüzyılın başlarında, İngi­liz Thomas Young ile Fransız Jean François Champollion çözdü. Aynı metnin hiyeroglif, demotik ve Yunan alfabesiyle yazılmış olduğu Rosetta Taşı bu gizin çözülmesini sağladı. (Bu taş günümüzde British Museum'da bulun­Uktadır.6. hanedanın son yıllarında, II. Pepi (Ne-ferkare) döneminin ardından Mısır yabancı­ların istilaları ve iç savaşlar sonucu yaklaşık İÖ 2200'lerde tam bir çöküş devri yaşadı.İÖ 2040'ta başlayan Orta Krallık'la birlikte yeniden canlanan Mısır, topraklarını Nübye (bugünkü Sudan), Suriye ve Filistin'i de içine alacak biçimde genişletti. Artık, başkent yukarı Mısır'da Nil Irmağı'nın kıyısındaki Teb kentiydi. Sanat ve mimarlığın en ileri örnekle­rinin yaratıldığı bu dönemden günümüze çok az sayıda yapıt kalmıştır. 12. hanedan kralla­rından III. Amenemhet'in gömüldüğü tapı­nak olan Labirent, Eski Yunanlılar'ca bir dünya harikası olarak nitelendirilmişti.İmparatorluğun Çöküşü 19. hanedan dönemi boyunca da güçlü krallar imparatorluğu korudular. II. Ramses büyük bir yapım programını gerçekleştirdi. İÖ 1200'lerde Deniz Kavimleri'nin akınları im­paratorluğun çöküşünü hazırladı. III. Ramses yönetimindeki Mısırlılar, Deniz Kavimleri'ne karşı verdikleri üç büyük deniz savaşını ka-zandılarsa da, bir daha kendilerini toparlayamadılar.




    Asya'daki egemenliklerini yitirdiler. O sıralarda daha yeni kullanılmaya başlanan bir metal olan demirin elde edildiği kaynakla­rın denetimini ellerinden kaçırdılar. Teb ya­kınlarındaki Ramses Tapınağı'nın duvarların­da, tarihte ilk kez resmi yapılan bu deniz savaşından sahneler yer almaktadır. III. Ramses öldürüldükten sonra yerine geçen krallar Mısır'ı yönetmekte başarılı olamadı­lar. Sonunda Mısır kuzey ve güney olarak ikiye bölündü, ayaklanmalar ve kargaşa tüm ülkeye yayıldı. Başkent, Teb'den Nil deltası üzerinde kurulu olan Tanis'e, daha sonra da Sais'e taşındı.Mısır'a saldıran Asurlular Menfis kentini ele geçirdiler. Menfis'i ve Teb'i yağmaladılar (İÖ 671-663). Sonunda Mısır İÖ 525'te Pers
    İmparatorluğu'nun bir eyaleti oldu. Bu dö­nemde Mısır'ın başında bir Persli bulunuyor­du ve Pers parası kullanılıyordu. İÖ 332'de III. Darius komutasındaki Pers ordusunu bozguna uğratan Makedonyalı Büyük İsken­der Mısır'ı işgal etti ve genarallerinden Ptole-maios'u vali olarak atadı. Büyük İskender İÖ 323'te öldüğünde, Mısır'ı aldıktan sonra kur­duğu İskenderiye kentine gömüldü.


    Ptolemaioslar

    İskender'in generali I. Ptolemaios Mısır'da 300 yıl boyunca hüküm süren bir hanedanın kurucusu oldu. Mısır yeniden zenginleşti ve gelişti. Ne var ki, Ptolemaioslar yabancı oldukları ve savaş harcamalarını ağır vergiler koyarak halka ödettikleri için pek sevilmiyor­lardı.
    Ptolemaioslar döneminde Dünyanın Yedi Harikası arasında sayılan İskenderiye Feneri yapıldı. Yunanca konuşulan tüm ülkelerden araştırma için gelen bilim adamları ile filozof­ların çalıştıkları görkemli bir kitaplığı olan Mouseion ya da akademi yine bu dönemde İskenderiye'de kuruldu. Bugün Eski Yunan düşüncesi üstüne bildiklerimizin çoğunu bu araştırmacılara ve tüm Mısır'ın her yanına yayılmış Yunan papirüslerine borçluyuz.Ptolemaioslar'ın sonuncusu, Augustus Caesar'a karşı Marcus Antonius'u destekleyen ve Aktium deniz savaşında donanmasının bozgu­na uğratılmasından sonra intihar eden Kleopatra'ydı İÖ 30'da Mısır bağımsızlığını yitirdi ve Roma İmparatorluğu' nun bir parçası oldu


    Mısır Uygarlığı

    Eski Mısırlılar çok yaratıcı insanlardı. Pira­mitler gibi dev yapıları yapabilecek mühen­dislik bilgisine sahiptiler. O dönemde maka­ranın daha bulunmamış olmasına karşın kı­zaklar, silindirler ve kurdukları rampaların yardımıyla büyük kütleleri taşıyabiliyorlardı. 2. hanedan döneminden başlayarak bilinen tekerlekten ancak Yeni Kralhk'ın başlangıç yıllarında yararlanılmaya başlandı. Mısır tari­hi boyunca Nil başlıca ulaşım yolu oldu. Yıldızları gözleyen Mısırlılar, Ay'ın durumu­na ve Güneş sistemine bakarak takvimler oluşturdular. Nil'in taşma zamanlarını göz önüne alarak, karmaşık bir sulama sistemi geliştirdiler. Tahıllarını depo­ladılar. Eski Krallık, Mısır'ın ilerde de sürdü­receği yaşam biçiminin belirlendiği bir barış ve gelişme dönemiydi.
    Kuru bir iklimi olan Mısır'da, başka bir yerde kısa sürede bozulacak olan giyecek, deri, kereste, yiyecek gibi şeyler özelliklerini koruyarak günümüze kadar geldiler. Bu ka­lıntılar ve mezar duvarlarına çizilmiş günlük yaşama ilişkin resimler bize Eski Mısırlılar'ın yaşam biçimini kapsamlı olarak açıklar.
    Mısırlılar ölülerini tuz ya da bir soda türü olan hidratlı sodyum karbonatla mumyalaya­rak yüzyıllarca saklamayı başardılar. Mumyalama işlemi hekimlerin insan bedenini ve iç organlarını yakından tanıyarak kapsamlı bir anatomi bilgisine sahip olmaları­nı sağladı. Mısır'da tarihin en eski tedavi ve ameliyat kayıtlarına rastlandı.
    Mısır sanatının geçmişi ilk hanedanlara kadar uzanır. Ne var ki, bu güzel resimleri, heykelleri ve takıları yapanlar zanaatçı olarak nitelendirildiği için hiçbirinin adları bugün bilinmemektedir.


    Din

    Eski Mısırlılar'ın birbirinden değişik çok sayı­da tanrısı vardı. Çeşitli adları ve görünümle­riyle Güneş de bunlardan biriydi. Ana Güneş tanrısı, asıl tapınağı Heliopolis'te olan Ra idi. Ayrıca her kentin tanrıları vardı. Teb kenti­nin tanrıları Amon, Mut ve oğulları Hors; Menfis kentininkiler ise Ptah, Sekhmet ve Nefertum'du. Mısırlılar yaradılışın temeli olan, Nun adını verdikleri fırtınalı suların çalkalanması sonucu dünyanın balçıktan yara­tıldığına inanıyorlardı. Bu oluşum bir günde değil, her gün doğan Güneş'in etkisiyle yavaş yavaş gerçekleşmişti. Önce bir tepecik oluş­muş, üzerinde bitkiler yetişmiş, ardından kuşlar ve öteki hayvanlar ortaya çıkmıştı.
    Mısır'da siyasal ve ekonomik olarak hangi kent güçlenir ve zenginleşirse, o kentin tanrı­ları da ülke çapında önem kazanır ve ünlenir­di. Örneğin Yeni Krallık'ta, Teb tanrısı Amon Teb'in başkent olmasıyla önem ka­zandı. Çok geçmeden de güçlü tanrı Ra ile birleştirilerek Amon-Ra adını aldı. Mısırlılar için ölümden sonraki yaşam çok önemliydi. Böylece, ölüler tanrısı Osiris de başlıca tanrı­lar arasına girdi. Osiris'le birlikte, eşi İsis'e ve oğlu Horus'a da tapıyorlardı. Bu üç tanrıya tapınma Roma İmparatorluğu'nda da yay­gınlık kazandı.




    Mısırlılar tanrılarını çoğunlukla hayvan, bazen de insan biçiminde düşünürler, onlara barınmaları için tapınaklar yaparlardı. Bu tapınaklarda rahipler totemlerin, tanrı hey­kellerinin ya da tanrının göründüğü biçimler­den biri olarak düşünülen Apis öküzü, şahin, keçi, timsah gibi hayvanların hizmetinde çalı­şırlardı.
    İnsanların öldükten sonra, kayığıyla cen­nette dolaşan Güneş tanrısı Ra'ya eşlik ettiği­ne inanılırdı. Mısırlılar için bu cennet Nil'den başka bir yer olamazdı. İnanışlarına göre, öteki dünya, tıpkı gecenin 12 saati gibi, 12 bölüme ayrılmıştı ve altıncı bölümde yargıç Osiris oturuyordu. Burada, ölen kişinin yüreği ile Gerçeğin Tüyü tartılarak karşılaştırılırdı. Yürek çok ağır ya da çok hafifse ölü korkunç canavarlara atılırdı. Uygun ağırlıktaysa, kişi sonsuza kadar cennette yaşardı.



    Mısırlılar ölümden sonra yaşamın tıpkı dünyadaki gibi süreceğine inandıkları için, öte dünyada kendilerine gerekecek hemen her şeyi mezarlarına koydurturlardı. Önceleri mezarlara evlerin, tahıl ambarlarının, kayık­ların, sığırların, ekmek ve şarap hazırlayan hizmetçilerin yapay örneklerini koydular. Da­ha sonraları aynı amaçla, gereksinim duya­cakları şeylerin resimlerini mezar duvarlarına çizdiler.

Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0