Çin, Kore ve Japon mitolojileri bir bakıma birbirlerine benzerlerse de, birçok farklılıkla­rı da vardır. Eski Çinliler yeryüzünün karısı olan gökyüzünün dünyayı yönettiğine inanı­yorlardı. Yeryüzünün yanı sıra, gökyüzünden daha aşağıda yaşayan öbür tanrı ve tanrıçalar da Ay'ı, Güneş'i, Jüpiter gezegenini, bilimi, rüzgârı, ateşi, bulutları ve ırmakları yöneti­yorlardı. Ayrıca önemli işler başaran kadın ve erkekler de canrılaşıyordu.

Gerek Çinliler, gerek Koreliler atalarına taparlardı. Ölülerin yaşayanlara yardım ede­bileceklerine inanırlardı. Koreliler bundan başka doğaya da taparlardı. Krallığın kurucu­su olan Güneş tanrısı Tangun'a dua ederlerdi.


Japonlar da Güneş'in soyundan geldikleri­ne inanıyorlardı. Yaradılış efsanelerine göre, Dünya başlangıçta doğru düzgün biçimi olma­yan bir kütleydi. Sonra, tanrı İzanagi ve tanrı­ça İzanami'ye sapı değerli taşlarla bezeli uzun bir mızrakla bu biçimsiz kütleyi karıştırma işi verildi. Onlar karıştırdıkça yoğunlaşan kütle bir ada biçimini alarak mızrağın ucundan düş­tü. İzanagi ile İzanami bu adanın üzerinde ev­lendiler ve pek çok çocukları oldu. İşte sekiz Japon adası, birçok tanrı, tanrıça ve bir de Güneş tanrıçası Amaterasu, İzanagi ve İzana-mi'nin çocuklarıdır. Efsaneye göre, Amatera-su'nun çocukları ve çocuklarının çocukları tanrı imparatorlar olduktan sonra, onların ço­cukları da insan imparatorlar dizisini oluştur­dular