Halk Oyunları İsimleri ve Kıyafetleri -Halk Oyunları giyimi -Yöresi Folklor Kıyafetl
Konu Etiketleri:
trabzon halk oyunu kıyafetleri, halk oyunları oynanırken hangi kıyafetler giyilir, trabzon yöresi kız oyunları adları, halk oyunlarını oynayanlar hangi kıyafetleri giyiyorlar, karadeniz yöresel giysi, halk oyunları oynayanlar hangi kıyafetleri giyiyorlar, halk oyunlarimizin resmi, horan oyunları, güneyde halk oyunları kıyafetlerin adı, karadeniz folklor kıyafetleri,
Halk Oyunları İsimleri ve Kıyafetleri -Halk Oyunları giyimi -Yöresi Folklor Kıyafetl
Bilim Forumları Katagorisinde ve Kültürel Konular Forumunda Bulunan Halk Oyunları İsimleri ve Kıyafetleri -Halk Oyunları giyimi -Yöresi Folklor Kıyafetl Konusunu Görüntülemektesiniz.=>YÖRELERLE HALK OYUNLARIMIZ RENKLİ TÜRKİYEM
Üyeler Görebilir ]
Bir oyunun halk oyunları vasfı taşıması için kural olarak "zamanda derinlik ve ...
Ce: Halk Oyunları İsimleri ve Kıyafetleri -Halk Oyunları giyimi -Yöresi Folklor Kıyaf
YÖRELERLE HALK OYUNLARIMIZ RENKLİ TÜRKİYEM Üyeler Görebilir ]
Bir oyunun halk oyunları vasfı taşıması için kural olarak "zamanda derinlik ve mekanda yaygınlık" ilkesini barındırması gerekir
Türk Halk Oyunları'nın genel olarak türleri şu şekilde ayrılmaktadır:
Hora Bölgesi;Trakya. Zeybek Bölgesi;Ege,Güney Marmara,İçbatı Anadolu. Teke Bölgesi; Göller Yöresi, Batı Akdeniz. Kaşık Oyunları-Karşılama Bölgesi; Konya Bölümü, Batı Karadeniz, Güney Marmara, Doğu Akdeniz. Horon Bölgesi; Orta ve Doğu Karadeniz. Halay Bölgesi; Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri, İç Anadolu'nun Doğusu. Bar Bölgesi; Kuzeydoğu Anadolu. Kafkas Bölgesi; Kuzeydoğu
ZEYBEK
Üyeler Görebilir ]
Zeybek oyunları tek kişi tarafından oynandığı gibi teklerden oluşan bir daire halinde de oynanmaktadır. Zeybek oyunları, toplu olarak oynandığı zaman oyuncuların birbirlerine tutunmadan oynadıkları salma oyunlardır. Bu oyun türüne Ege Bölgesinde rastlanır Aydın, İzmir, Muğla, Denizli, Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Çanakkale, Kastamonu, Uşak, Manisa, Balıkesir, Burdur...
HALAY
Üyeler Görebilir ]
Toplu, düz dizi biçiminde ve oyuncuların birbirine tutunarak oynadığı oyun türüdür. Doğu, güneydoğu ve Orta Anadoluâ??da davul zurna eşliğinde oynanır. Bitlis, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Erzurum, Erzincan, Sivas, Mardin, Muş, Yozgat, Çorum, Adana, Ankara, Siirt, Hatay, Tokat, Şanlıurfa...
HORON
Üyeler Görebilir ]
Oyuncuların dizi biçiminde birbirine tutunarak oynadığı oyunlardır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar Doğu Karadeniz kıyılarında kemençe veya davul eşliğinde icra edilir Trabzon, Samsun, Artvin, Ordu, Rize...
BAR Üyeler Görebilir ]
Toplu olarak ve genellikle düz dizi ya da yarım ay biçiminde, oyuncuların birbirlerine tutunarak oynadıkları disiplinli grup oyunlarına bar denir. Genellikle Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde icra edilen bir oyun türüdür. Erzurum, Kars, Ağrı, Artvin, Gümüşhane, Bayburt, Erzincan...
HORA
Bu oyun Bar ve Halaylar gibi el ele ya da kol kola tutuşularak disiplinli bir biçimde ve dizi halinde oynanmaktadır. Genellikle Trakyaâ??da, kısmen de Marmaraâ??nın doğu ve güneyinde görülen bir oyun türüdür. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale...
KARŞILAMA
Üyeler Görebilir ]
Karşılama iki kişinin karşılıklı durarak oynadıkları bir oyun biçimidir. Çiftlerin karşılıklı olarak toplanmalarıyla bir grup halinde de oynanmaktadır. Kız ve erkek karşılıklı çiftlerin karşılıklı iki sıra halinde dizilmesiyle bir grup oyunu biçiminde de sürdürülmektedir. Karşılamalar salma oyunlardır. Oyuncular birbirlerine tutunmazlar. Bazı karşılamalarda bütün oyuncuların ellerinde birer mendil bulunur. Genellikle Trakyaâ??da, kısmen de Marmaraâ??nın doğu ve güneyinde görülen bir oyun türüdür. Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, İzmit, Adapazarı, Çanakkale, Bursa, Bilecik...
KAŞIK
Ellerinde ritim aracı olarak tahta kaşıklar bulundururlar. Güney Anadoluâ??nun Akdenizâ??e uzanan kesimleri genellikle kaşıklı oyunlar bölgesi olarak gösterilir. Eskişehir, Afyon, Kütahya, Bilecik, Kırşehir, Konya, Mersin, Antalya, Bolu, Bursa...
BENGİ
Üyeler Görebilir ]
Marmara Bölgesinin güneyinde genellikle Balıkesir dolaylarında görülen bir oyun türüdür. Balıkesir, Manisa, Bursa, Çanakkale...
MENGİ
Üyeler Görebilir ]
Ege bölgesi ve Akdeniz Bölgesinin bazı illerinde bu oyun türüne rastlamak mümkündür.
TEKE ZORLATMASI
Bu tür de yine Türkiyeâ??nin batı ve güney bölgelerinde oynanır. Antalya, Isparta, Alanya v.b
SEMAH
Üyeler Görebilir ]
Genellikle Türk-Alevi topluluklarının özel ayin ve toplantılarında kendi aralarında yaptıkları törenlerle ilgili oyunlardır. Türkiyeâ??nin hemen hemen her yerinde semahlara rastlamak mümkündür
ATABARI
Atabarı veya Ata barı, Çoruh oyunlarından, kaynağı aşk ve kahramanlık olan, üçten fazla kişi ile halka halinde yürütülen bir oyundur.
Her figür müziğin tek ölçüsüne uyarlanarak oynanır. Adı yeni fakat kendisi oldukça eski olan bu oyunun asıl adı Artvin Barıdır. Atatürk bu barı 1936 yılı Balkan Festivali'nde İstanbul'da Çoruh takımıyla daha iyi oynadığı için Artvin Barı'nın adı 3 Eylül 1936'dan itibaren Ata Barı olarak değiştirilmiştir. Dini ve milli bayramlarda ilk saygı ve ağırlama oyunu o günden beri artık Ata Barı kaldı. Yörenin her eğlenti vesilesi Ata Barı'yla açılmaktadır. Adı, Atabarı şeklinde bitişik de yazılmaktadır. Atabarı'nı, Çoruh nehrinin insan ve dekorlarının yağız yalçınlığı ortasında
Ce: Halk Oyunları İsimleri ve Kıyafetleri -Halk Oyunları giyimi -Yöresi Folklor Kıyaf
Trabzon Oyunları Karadeniz bölgesi havalarımızın aksak tartımlı 7 / 8 lik olması aaafiyet (durumu) ayrıca sırf (yalnız) buralara has bir özelliktir.
Trabzon ve Rize oyunlarına gelince; bu bölge mahalli oyunlar bakımından üçe ayrılabiliyor;
Üyeler Görebilir ]
A. Trabzon, B. Rize C. Çoruh Boyu D. Hopa, Pazar, Hemşin.
Bu üç yörenin oyunları arasında epey fark vardır.
Bu yörenin milli giyimi zıbka, mintan, başlık ve çapuladan ibarettir. Zıbka (Sıkma); bacakları sıkıca saran, üst kısmı bol, arkası koç kuyruğu gibi sarkık ve yayvan bir nevi pantalondur. Mintan; kolsuz, önden üst üste binik bir çeşit yelektir. Başlık, bu bölgeye uygun ve soğuk iklim işi bir giyecektir. Çapula; seğirtmeye (koşmaya) elverişli, yalın kat ve burunları yukarı kıvrık bir cins ayakkabıdır.
Oyunlar her zaman üç telli kemençeyle yürütülür. Bu grupta yedi oyun tespit edilebilmiştir; Sığsara, Sallama, Ters Ayak, Millet, Pıçak Oyunu, Kız Horonu, Timurağa. Yörenin sıra oyunlarına Horon deniliyor. Horon tabiri; topluluk, yığın, küme anlamlarındadır. Pıçak Oyunu hariç diğerleri toplu oyunlardır.
Üyeler Görebilir ]Üyeler Görebilir ]
Birleşik oyunlarda oyuncular el ele tutuşarak dizi teşkil edebildikleri gibi, sıra iki baştan kapanarak daire halinde de oynayabilirler. Horoncu sayısı fazlaysa dizi daireleşir. Çoğu zaman da iç içe birkaç halka olurlar. Kemençeci ekseriyetle halkanın ortasında kalır. El parmaklarından ayak uçlarına kadar her uzuv (organ) oyunda pay (rol, görev) alır. Yurdun en kıvrak oyunları bunlardır. Bazan, zor ve girift (karmaşık) figürleri vardır.
Hamasi ruhtaki Pıçak oyunu'nda eli bıçaklı iki kişi karşılıklı hamleleşirler. Her birinde, iki elde ayrı birer bıçak vardır.
Yaşlı kişiler, Millet ve Timurağa oyunlarının yakın dönemde buralara geldiğini söylüyorlar. Timurağa, Rize yöresinde oynanıyor. Kars veya Erzurum taraflarından gelmedir. Fakat buralarda daha kıvrak bir tempoyla yürütülüyor.
Kız Horonu, düğün gibi derneklerde kız erkek karma halde yürütülüp adı bu özelliğin (kıza da yer veren horon anlamında) neticesidir. Menşeinde (kaynağında, kökeninde) yalnız kadın oyunu veya kız evinin çeşidi olması muhtemeldir. Sallama oyununun temposundadır. Kemençeye uyularak karşılıklı atışmalı türkü de çağırırlar.
Çeşitleri şunlardır:
Laz Horonu, Rize Horonu, Tik Horon, Sera, Sera Atlama, Sallama, Titreme Horon Havası (Maçka), Kadın Dolay Horan Havası (Maçka), Yisera Havası (Akçaabat), Haçka Havası (Haçka bir köy adıdır).
Maçka'nın Sera horon havasında mesela şu şekilde oyun komutaları esrarlı bir fısıltı halinde kemençeciden işitilir: Çıp çıp... Hi hi hi hi ... Gelyo musa...
Bir başka komut: Şıp şıp... Uya ıya imanım... Bir ufak... Yık, yık, yık... He he he he... Bozma (hımm).... Al aşağı...
Bunlar o yörenin oyun çeşitlerinde her vesilede duyulur.
Horonlar: Hora'dan muharref (bozma) olarak horon denilen bu oyunlar, Trabzon'da henüz tekamül etmiş değildir. Bunlarda bir itina, bir mevzuniyet (tertip, düzen) görülmez. Gerçi, her oyun gibi bu da bir heyecan mahsulü ise de, bu heyecan yalnız oynayanlara münhasır (sınırlı) kalır. Eğer horona umumi (genel) bir mevzuniyet (düzgünlük) verilir ve hareketlerde bir intizam temin edilirse bu oyunlar İzmir'in ıslah edilmiş (yeniden düzenlenmiş) olan Sarı Zeybek oyunundan daha sanatk'r'ne ve daha heyecanbahş (heyecan veren) bir şekil iktisap edebilirler (kazanabilirler). Horonlar; tulum, kemançe, kaval, davul-zurna gibi basit alat-ı musikîyyenin (çalgıların) nağamatına (nağmelerine, ezgilerine) terdif-i hareket (uygun hareketler) eylerse de oyuna iştirak edenlerin hepsinde, aynı anda aynı hareketler görülmez. Mesela, on beş kişiden mürekkep (kurulu) bir horan heyetinde (topluluğunda) çalgının ahengiyle ayakların ve vücudun bir mevzuniyet dairesinde hareketi icap ederken, birçok l'alettayın (gelişigüzel) hareketler yapılır. Horon, kolay
addedildiği için herkes bu halkaya dahil olarak alel'ım'ya (körü körüne) ayaklarını sallar durur. Ekseriya içlerinden bir oyunu bu halkayı idare eder. Trabzon Horonu namı verilen bu oyun, muhitin tesiri icabatı (çevrenin etkisi gereği) pek suretle ve ziyade (çok, aşırı) bir çeviklikle icra olunur. Kemençenin muttarid (düzenli) nağmeleriyle bitmez tükenmez koşmalar söyleyen türkücü karşısında yorulmak bilmeyen sahilin bu çevik ve zinde halkı saatlerce oynamak için kendilerinde büyük bir haz duyarlar.
Şehir halkından horon oynayan pek azdır. Fakat, köylülerin hemen hepsi mevcut şekildeki horonu oynarlar. Horonda heyet-i umumiyesiyle (genel olarak) göze çarpan hareketler; vücudu titretmek esas olmakla beraber bazan kolları süratle yukarı kaldırmak ve indirmek, ayakları ekseriya gayrı muttarid (düzensiz) bir surette hareket ettirmek ve arada da Al aşağı! Diyerek dizler üzerine çömelmek, bedeni süratle sağa ve sola döndürmek ve mahirane ( ustaca) bir çeviklikle sık sık sıçramaktan ibarettir.
Horonlar neşeli zamanlarda köylerde icra olunduğu gibi, bilhassa (özellikle) düğünlerde, derneklerde, bayramlarda kesretle (çoğunlukla) oynanılır. Dernekler; aizzeden (azizlerden, ulu kişilerden, erenlerden) bir kimsenin yadı namına (adının anılması) vesile olan bir binada veya bir çeşme başında senenin muayyen (belirli) günlerinde yapılır. Horonlar, grup grup delikanlılar tarafından icra olunur (oynanır). Fakat, her grupta kabadayılık hissi mevcut olduğu cihetle ekseriya ihraz-ı muvaffakıyyet eden (başarı gösteren) tarafı diğer gruplar çekemez. Biribirlerine söz atmalar, kafa tutmalar vaki olarak neticede münazaalar (anlaşmazlıklar, sürtüşmeler) zuhur eder (ortaya çıkar). Orada bulunan hatırı sayılır bîtaraf (tarafsız) kimseler araya girerek kavgaya meydan vermemeye çalışırlarsa da, bazan da kazalar vukua gelir.
Bir diğer horon da karşılıklı olmak ve iki üç kişiden mürekkep bulunmak (oluşmak) suretiyle oynanılır. Horon'un bu nevi'i (çeşidi) koma, pala denilen bir nevi kılıçla oynanır ki "Bıçak oyunu" dahi derler. Bıçak Oyunu'ndaki bedenî hareketler aynıyla horondaki gibidir. Yalnız, bıçak ile yapılan hareketler, bugünkü meç talimlerine mümasildir (benzer, andırır). Bıçak Oyunu, oyuncular arasında bir an kavga edecek gibi müb'zere (cenk) yapmak ve bir an sonra ayrılarak horona devam etmek suretiyle cereyan eder. Bunlarda (bıçak oyununu oynayanlarda) fazladan olarak bir maharet vardır ki, oyuncu eğer mahir (usta, hünerli) ise bıçağı üç veya dört metre havaya atar ve aşağı düşerken tekrar sapından yakalar. Daha mahir olanlar ağzıyla yakalarlar. Bıçak Oyunu da yine yukarıda zikrolunan (belirtilen) 'l't-ı musikîyyenin (çalgıların) muavenetiyle (yardımıyla) icra edilir.
Ay doğar çini çini Öpsem ağzın içini Dün gece neredeydin Koynumun güğercini (güvercini)
İndim derede durdum Bıçağıma pul vurdum Ha bu köyün içinde Ben bir kıza vuruldum.
Ey kavaklar kavaklar Verir yeşil yapraklar Çürüsün, toprak olsun Yardan öpen dudaklar
Dumanlı derelere Düştüm derin göllere Tut kolumdan al beni Serin serin yerlere
Ormanda vurdum kurdu İndi derede durdu Babamın aklı olsa Beni evlendirurdu
Kadınlar düğünlerde, kına gecelerinde kendi aralarında oynarlar, türkü söylerler. Fakat, türkülerinde dem tutan yalnız def'tir. Son zamanlara doğru bazılarında ud ve keman çalınmaktadır. Ud ve keman olmadığı takdirde çengi denilen kadınlar def çalarak türkü söylerler. Mecliste hazır bulunan genç kadınları ve kızları birer birer ortaya çekerek oynatırlar. Fakat, bu oyunlarda da sanat yoktur. Alelade (basit) dönmelerden ve ayak sallamalarından ibarettir.
Meşhur helva sohbetlerinde; 'l't-ı musikîyyen (çalgılardan) zillimaşa, bağlama dedikleri çalgılarla muhtelif (çeşitli) mahalli havalar çalarak köçek oyunu denilen oyunu kadın kıyafetine koydukları erkeklere oynatırlardı.
Köylerde erkek oyunları birçok delikanlılar tarafından bir halka çevrilerek oynanılır. Bir veya iki delikanlı karşı karşıya gelerek ellerinde bıçak veya kama olduğu halde Bıçak Oyunu oynarlar. Horondaki delikanlılarla genç kızlar da oynarlar. Bu oyunlara en ziyade ahenk veren 'l't-ı musikîye (çalgılar) kaval, zurna, zinbon, tulum, kemençe ve davuldur. Çalgının makamına göre oyun efradı (topluluğu) münavebeten (sırayla, nöbetleşe) beher mısrai yedişer heceden mürekkep (oluşan) koşmalar söylerler. Tonya ve Rize havalisi köylerinin kaabiliyet-i şiirîyeleri (şiir yetenekleri) pek ziyade olup iki köylü karşı karşıya olmak üzere mevzun (düzgün) ve mukaffa (kafiyeli, uyaklı) olarak saf (temiz) hislerine tercüman olacak koşmaları irticalen söylerler ki, bir gün boyunca söyleseler yine izhar-ı aciz etmezler (bıkkınlık göstermezler). Bunlarda Türk kahramanlığının yad-ı mefahiri (övünülecek değerleri) derin ve samimi bir surette dinlenir. Türküleri, çalgıları, oyunları arasındaki ahenk ve tevazünden (uyumdan) herkes derhal Trabzonlunun mert ve necip (asil, temiz) ruhunu güftelerde ve bestelerde ve oyunun evza-ı etvarında (hareketlerinle, figürlerinde) pek bariz (belirgin) bir surette okur.
Horon, ilk defa vakûr, sonra şeci (cesur, yiğitçe) bir ahenk ve hareketle başlar. Müteakiben (daha sonra) kabadayıca bir çalakî (çeviklik) ile döner ve adeta uçarlar. Ve kol, omuz, baş ve ayak hareketleri ince mevzun (düzgün) bir halde dalgalanır. Velhasıl (kısaca), Trabzon'un seri'ül infi''l (çabucak tepki gösteren) ruhu bu mütemadî (sürekli) yükselen hareketlerde tecelli eder (ortaya çıkar).
Köylerde oyun oynanırken zıfka (zıbka), mintan (nimten) çapula, başlık giyilir. Silahlık (işlenmiş bel kayışı), köstekli saat, gümüş hemayil, kama, lüver (tabanca), arma bulunursa milli elbiseyi aaayin edeceği (süsleyeceği) cihetle daha ziyade makbuldür. Genç kızlarla birlikte yapılan rakslarda sevgililer arasında yaşayan aşklar, delikanlılar arasında söylenen koşmalarla kalplerden kalplere akar. Bunlar arasındaki rekabet, dayanılmaz bir tesir hasıl eder (ortaya çıkarır). O esnada hissedilirse derhal bir cinayete meydan verilir. Bu cihetlerin hüsn-i idaresine (güzel idaresine) hazır bulunan ihtiyarlar memurdur (görevlidir).
Bıçak Oyunu da horon tarzındadır. Silahın istimalini (kullanılmasını) fıtrî bir istidatla (yaratılıştan gelen bir yetenekle) bilen ve tanıyan bu memleket halkı gümüşlü kama ve palalar ile veya karakulak denilen bir nevi eğri bıçakla bu oyunu oynarlar. O kadar büyük bir maharetle oyuncular yekdiğerine (diğer oyunculara) karşı silah çeker ve silahı karşısındakinin başından ve bütün vücudundan o kadar seri dolaştırır ve öyle hamleler yapar ki ilk gören mutlaka yaralayacağına hükmederek endişenak (endişe verici) olmağa başlar. Fakat bunun büyük bir sükûn ve vakarla (ağırbaşlılıkla) devam ettiğini ve bu mahir (ustaca) hareketin pek sanatkar'ne bir ifham (anlayış) ve intizam tahtında devam eylediğini görerek mutmain (içi rahat, hoşnut) olur.
Trabzon'da horon'un en parlak ve en heyecanlı devri Vali Kadri Bey zamanındadır. Müşarünileyhin (adı geçenin) oyuna karşı zevki takdiri, umumî bir heves ve arzu uyandırmış, tabiî (doğal) olan bu istidat (yetenek) da büyük bir inkişaf yapabilmişti (gelişme gösterebilmişti). Horonların ve bıçak oyunlarının oynanması için muayyen bir mevsim yoktur. Yukarda zikredilen zamanlarda oynanılır. Dernekler ve düğünler ekseriya ilkbaharda ziyade olduğundan bu mevsimde bu hususta daha çok faaliyet meşhûd olur (görür).
Şehirlerde oynanan oyunlarda erkek oyunları için bir hususiyeti (özelliği) haiz olanı yoktur. Avam takımı (halk), köyde oynanan horonları icra eder. Fakat, köylüler kadar temin-i muvaffakıyet eyleyemezler (başarı gösteremezler). Onlar arasında olan 'l't-ı musikîyye (çalgılar) da ayniyle köylülerinkilerdir. Güfteler ve besteler çok tehalüf etmezler. Esasen horonlarda şart sürat ve çalakî (çeviklik) olduğu için ağır makamlara tevafuk (uymazlar) etmezler. Oyunlardaki sürat ayniyle bestelerde de mevcuttur.
Daha yüksek kısma gelince; düğünlerde, sünnetlerde ve her hangi bir iyi vesileyle icra edilen ahenklerde, köylülerin çalgılarına bedel ud, keman, kanun, piyano gibi 'l't-ı musikiyye (çalgılar) icrayı ahenk eder (çalınır). Bazan köçek oyunları, bazen de alafranga hareketler meşhûd (görülür) olur ki, bunlarda hiçbir zaman bir sanat ve hususiyet görülmediği gibi hiçbir tarzında türkünün raksı da olmaz.
Kadınlara gelince; mutavassıt (orta halli) aileler arasında mevcut raks ve çalgılarda bir dereceye kadar hususiyet görülebilir. Düğünlerde, sünnetlerde çengi denilen bir veya daha fazla kadın, ellerinde def olduğu halde mahalli türkülerden (fakat köylülerinki kadar seri olmamak şartıyla) söyleyerek mecliste hazır bulunan genç kızları ve kadınları ortaya alarak oynatmağa başlarlar. Rakkaselerde evvelce meşhûd (görülen) olan hicap (utanma) ve nazlanma hareketleri vaki ısrarlar karşısında bir dereceye kadar ref olunarak (ortadan kaldırılarak) raksa başlanılır. Daha evvelce oyunlarda darbuka ve zillimaşa mevcut idiyse de, bugün onlardan pek az kullanılmaktadır. Düğünlerde gençler oynadıktan sonra cemiyete (toplantıya, topluluğa) daha fazla bir revnak (parlaklık, süs) ve şeref verilmek üzere gelin de kalkar. Naz ve niyaza karşı yapılan bin ısrarla kısa bir raks icra eyler. Çünkü, terbiye-i mahallîye (mahalli terbiye) icabı evvelce nazikane (kibar, nazik) bir hareket çirkin ve hahiş (istekli) sayıldığı için bu naz ve hicap içinde bir parça da cahiliyet (bilgisizlik) mevcuttur. Sonradan oyuna devam etmeye başlayınca, edalı raşeler (titreyişler) içinde gözler süzülür. Boyun kırmalar, kıvrak hareketler nezih bir şekilde devam eder. Evza ve etvar (hal ve hareketten) mümkün mertebe tabiî ve zariftir. Heyet-i umumiyesinde (tamamında) rikkat (incelik) necabet (soyluluk) ismet (temizlik) okunur. Seri (çabuk) ve çalak (çevik) biraz da geçkin ve laübali kadınlar erkek kıyafetiyle aynı cemiyetlerde horon oynarlar. İstirahat esnasında ekseriya çay ve meyvalar verilir. Güzel güzel latifeler yapılır. Oyunda, parmaklar arasında Anadolu'nun iç vilayetlerinde olduğu gibi zil ve kaşık nadiren kullanılır. "Tırnak Karası" denilen (ki sönmüş kireç ile mürdesenten "kurşun oksitten" yapılır) bir nevi maddeyle veya kınayla tırnaklar veya parmakların uçları boyanır. Siydi ve kırmızı renkte müzeyyen (süslü) ve nakışlı parmaklar sade ve âhenkt'r şakırtılarla oyuna devam eder. Fakat, son zamanların zevkine kına ve tırnak karası uygun gelmediği için terk edilmek üzeredir.
Kadın raksları, bir daire etrafında devredilerek mevzun (düzgün) ayak atmalar, vücutta nahîf (zayıf) ve ruhnüv'z (ruh okşayıcı) inhinalar (kıvrılmalar) ve kollar ekseriya yukarı doğru olduğu halde muntazam hareketler ve parmak şıkırdatmak suretiyle gözler ekseriye yere bazan da etrafa süzgünce atfedilerek (çevrilerek) yapılır. Etraftaki kadınlar; "ömrün artsın kızım kırk bir kere maşallah, nazar ve göz değmesin" gibi sözlerle hem teşci (teşvik) hem de taltif ederler. Bunlar arasında genç kızını mevtim (ölümün) kara pençesine terk etmiş analar da mevcutsa sevgili kızının hayal-i n'z'ni (nazlı hayalini) derhal gözünün önünde tecessüm ederek (canlanarak) için için ağlamaya başlar, görenleri de rikkate (merhamete) getirerek muvakkat (geçici) bir zaman için tatil-i neşeye (neşenin durmasına) karar verilir. Zavallı kadın, herkesi daha fazla müteessir etmemek (üzmemek) için cemiyetten kalkar gider.
Yüksek ailelerde ise bu hususiyetten (özellikten) eser görülmez. Bunlarda; ud, piyano, keman, şarkı ve curcuna havalarla demsaz (dost, arkadaş) olarak ekseriya umumî (yaygın) olan fanaaai oyunlara rağbet ederler. Tarz-ı aaayinde (süsleme şeklinde) bunlarda yine bir hususiyet (özellik) görülmez. Mahallî biçim, mahallî ve eski kumaşların yerine kay, krep, döşin, şifon, markizet gibi kumaşlarla bulûz, kostüm, tayyör gibi ecnebî (yabancı) bir modaya tebaiyet ederler (uyarlar). Mahallî bir ruh ve hususiyet, mutavassıt (orta halli) ve avam (halk) tabakasında meşhûd (yönelmekte) olmaktadır.
Trabzon Yöresinde Oyun: Trabzon'un üç çeşit oyunu gün görmüştür ve görüyor. En başta geliyorlar:
1. Sıksara: Bu oyun Maçka ve Tonya Sıksarası olmak üzere ikiye ayrılır. İkisi arasında figürlerce fazla fark yoktur. 2. Horon (Atlama) 3. Bıçak Oyunu (Sallama)
Bunlar, yalnızca erkeklerce yürütüldüğü gibi, karma da oynanırlar. Oyun boyunca, şimdi yalnız kemençe çalınıyor. Karadeniz'in çok sevilen türkülerinin de birlikte söylendiği çok olur. Oyunlar genellikle kıvrak ve gayet çabuktur.
Giyim: Aba üstlük altına işlemeli yelek, en alta da ince ak gömlek giyilir. Bacaklarda körüklü bir zıbka pantolon, ayaklarda tabansız terlik biçimi bir çizme bulunur. Başlarına iki kulaklı bir başlık geçirirler.
Rizelilerin bugün 32 çeşit oyunun bulunduğu tahmin edilmiştir ki, bu bir ortalama hesap olsa gerektir. Başlıcalarını sıralayalım: Pazar Hemşini, Memetina, Alîka, Rize Oyunu, Polipçet, Palat, Sarışka.
Rizelinin oyununa katılabilmek için onun kadar tetik, çevik ve aaa canlı olmak gerekir.
Ce: Halk Oyunları İsimleri ve Kıyafetleri -Halk Oyunları giyimi -Yöresi Folklor Kıyaf
Halk oyunları bakımından Horon yöresındedir.Karadeniz’in bu şirin kentinde danslar kadın ve erkekler tarafından ayrı ayrı yada birlikte icra edilir.Erkek danslarındaki hareketli,sert figürler kadın danslarında aynı hareketlilikte fakat daha yumuşaktır. Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur. Dogu Karadeniz yöresindeki oyunların özgün çalgısı kemençedir. Ancak horonlar açık yerlerde ve köy meydanlarıda cura, davul ve zurna ile oynanmaktadır. Oyuncuların birbirine tutunarak dizi biçiminde ve disiplinli bir şekilde oynadıkları horonların bazıları türkülüdür. Horonlar açık havada, dügünlerde 20-30 kişi çember şeklinde tutunarak oynanır. Çemberin içinde bulunan kemençeci aynı, zamanda horonu yönetir. Horon genellikle davul, zurna, kemençe veya az da olsa kaval eşliğinde insanların kol kola tutuşarak sağa doğru hareket etmek suretiyle, çalgı aletlerinin ritmine uyularak dizlerin gevşeyip toplanmasıyla oluşturulan kıvrak ve canlı hareketler topluluğu sonucu meydana gelir. "Horon tepme" şeklinde konuşulur. Komutla oynandığı gibi kız (bayan) horonlarında komuta bağlı kalınmadanda oynanır. Kasaba ve şehirlerde oynanan horonlar kopmadan sürdürülen bir bütün, birbirine baglanarak oynanan bir potpuri gibidir. Yörede kız ve erkekler horonları bir arada oynadıkları gibi ayrı gruplar halinde de sürdürebilirler.
Horonların Oynandığı Yerler Ve Etkilendiği Unsurlar:
Horonun atik, kıvrak ve çabuk hareketleri, suyun kaynaması hamsinin kıvrak hareketleri insanlarının atik ve çevik olduğunu anımsatır. Kızlı erkekli olduğu gibi sade kız; sade erkeklerce de oynanabilir. Kız ve erkek horonları oynanırken becerikli ve gönüllü kişilerce mahalli türkü eşliğinde de oynanabilir.Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, düğün, dernek, askere uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır. Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası ''HORONDÜZÜ'' dür. üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...Horon Karadenizin soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır. Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır. Karadeniz'e özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. Horonda görülen öne eğilmeler ve kolların öne uzatılıp sallandırılması; tarlada kazma ile çapa yapılması gibidir. Horoncuların el tutması ve hamle yapmaları ile belcilerin ''VOL ATMA'' hamleleri aynıdır. Karadeniz'de yalnız başına iş yapmak çok zor olduğundan horon; Karadenizlinin her işte elele verilmesini, birlikte çalışmaya duyduğu ihtiyacı anlatmasıdır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.Bayanlar, zaten folklorik kıyafet giyen giysilerle erkekler de ise beyaz gömlek üzerine siyah veya lacivert yelek ve pantolon beyaz çorap siyah ayakkabı giydikleri bunları tabanca ve köstekli saatle süslenerek oluşan görüntüler hakimdir.
Horonlar Üç Bölümden Oluşur:
1. DÜZ HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. Bundan ötürü oyunun bu bölümüne ''ağır horon bölümü'' de denir. Oyun halkası saat ibresinin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempolu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. Gelen komutla ''yenlik yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.
2. YENLİK BÖLÜMÜ: Kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen ''alaşağa'', ''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya ''ıslık'' şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.
3. SERT BÖLÜMÜ: Diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. Omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek olduğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam edilecekse tekrar düz horon bölümüne geçilir.
Yaşmak: Sade ve desenli etrafi pullu örtülerdir. Yaşmağın püsküllüsünü nişanlı kızlar ve yeni gelinler takarlar. Şalpazan ve Tonya taraflarında üst üste iki örtü sarılmaktadır
Kukul: Tepelik ve üstünlük diye de bilinir.Siyah renkli ve kenarlan çiçek desenli ve yaşmaktaki işlemelerle süslü olup yaşmağın küçüğüdür. Yaşmağın üzerine sarılır. Ku*kul sarı olunca yaşmak siyah olmalıdır
Çömber: Kenarlan dallı ve sade olan comber siyah tülbenttendir.Genellikle yaşlı kadınlar bağlar.Boğaz altından doğru bağlanan çömberin altına, gençlerdeki kukul yerine gelen ve soğuktan korunmak için, başı iyice saran bir beyaz ve sade yazma vardır.Bu*na yörede sarma denir. Çömbere ve yaşmağa genel olarak baş örtüsü de denir
SIRTA GİYİLENLER
Gömlek: Genellikle beyaz patiskadan ve ipekliden yapılma, önü oyalı ve yuvarlak dik yakalı bir çeşit gömlek giyerler. Bu gömleğin ön tarafı robalı olup siyah düğmelidir
İşlik: Gömleğin üzerine ve gündelik olarak siyah ipekli kumaştan önü ve omuzlan robalı, robaları mavi ve kırmızı şeritlerle işli, önü çiçek desenleriyle süslü, Türk motifleri ile işlemeli bir çeşit gömlektir
Kolçakli İşlik: Gömleğin üzerine giyilen bir çeşit cepkendir. Bu cepken fistan giyildiğinde üzerine giyilir. Çeşitli göz alıcı renklerden olup, uzun kolludur.Ön cephesi, omuzları bilekleri ve dirsekleri genellikle siyah renkli manşetlidir.Bu manşetlerin üzeri Türk motifleri ile süslüdür.Kuşak ve peştemalın üzerine serbestçe bırakılan, kolçaklı işlik bir salto çeşitidir
Fistan: Oldukça uzun ve bolca dikilmiş bir entaridir.Dizlere kadar inen ve dizlerden farbelalı olan fistan, mavi, pembe ve al renklerden oluşan, pazen ve basmadan dikilir.İşlemeli ve işlemesiz olarak giyilir.Genç kızlar ve kadınlar üzerine yelek ve kolçak*lı işlik giyerler.Yaşlılar ise "übade" denen bir nevi cepken giyerler.
Yelek: Fistanın üzerine çeşitli renklerde kumaşlardan yapılma, önü açık ve kolsuz, işlemeli bir cepkendir
Libade: Yaşlı kadınların fistan üzerine giydiği, kollu ve işlemesiz, koyu renkli bir yelektir.Kolçaklı işliğin sadesidir. Yünlü kumaş ve kalın pamukludan yapılır
Şalvar: Dizin hemen altına kadar inen sade ve desenli, ince çiçekli bezlerden dikilir.Entari uzunluğunda bir dondur
Etek: Dizlere kadar iner.Uçları farbelalıdır.Çiçekli basmadan ve pamukludan yapılma, çeşitli renklidir.Şalvarın hemen üstüne giyilir. Fistan giyildiğinde pek giyilmez. Peştemal: Kuşağın ve fistanın veya eteğin üzerine, bele bağlanan yöresel önlüktür.Beyaz, kırmızı enlice çizgili ve kolanlı bir giysidir.
Kuşak (Lahori): Yörede şaldan yapılan kuşakla fistan veya eteğin üzerine belden bağlanır.Yün olan bu kuşaklardan başka, kenarları kaytanlarla süslü ve oldukça püsküllü olan bir çeşiti daha var ki, buna "lahori" denir.
AYAĞA GİYİLENLER
Çorap: Yörede kadınlar ellerinde, yöresel özellikte çeşitli renklerde yünden çorap örerek ayaklarına giyerler.Bu çoraplara "alacalı çorap”ta denir.
Tozluk: Alacalı çorabın bacağı kapatmadığı yere ve diz kapağında kalan şalvarın altında kalan kısmı kapatmak için yünden, elde örme beyaz renkli bir kalçında denilen tozluk giyilir.
Çarık: Yöreye özgü bir işle yapılan çarıklar giyilir.Yemeni veya çapula da giyilmektedir.
TAKILAR
Kaytan: Bele, peştemalin üzerine bağlanan kaytan yünden el tezgahında dokuma 2-3 cm eninde çeşitli desenlerle süslü ve uçlarından püsküllüdür. Kuşakların kenarlarına süs olarak dikilir.
Boncuk ve Lira: Yörede boğaza liralarla birlikte ince sayılabilecek ve çeşitli göz alıcı renklerde boncuk bağlarlar.
AKSESUAR
Muska-Hamayıl: Boğazlarına kadife kumaşlardan ellerinde yapma ve ince boncuk süslü muska ve hamayiller asarlar.
ERKEK GİYSİLERİ
BAŞA GİYİLENLER
Başlık (Kabalak): Kukulata ve kara puşu olarak adlandırılır.Üstü papak gibi olan başlığın kulaklara gelecek şekilde uzun uçları vardır. Bu uçlar özel bir şekilde düğümlenerek bağlanır. Papak kısmının ortası öne doğru Türk motifleri ile kaytan işlemelidir. Tepesinde püskül bulunur. Kulaklar yönünde uzanan uzun uçların kenarlan da kalın kaytanla süslüdür.
SIRTA GİYİLENLER
Gömlek (İşlik): Mintan da denilen gömleğin beyaz ipekliden olması tercih edilir.Yakası dik manşetlidir.Yaka önden ya da sol yandan açmalı ve düğmelidir. Düğmeler siyah, gömlek bol ve esnek olmalıdır.
Yelek: Zıbın veya zibun da denilen yelek, gömleğin üzerine, cepkenin altına giyilir. Sol omuzdan ve önden aşağı doğru bol miktarda düğmelidir, astarlıdır. Yakası ve ön kısmında kenarları kaytanlarla işlidir. Kolların alt kısmında cepleri vardır Yelek de başlığın yapıldığı kumaştan yapılır.
Cepken (Aba): Yeleğin üzerine giyilen kollu bir abadır. yakasız bir ceket şeklindeki abaya "kaput”da denir. Cepken oyun sırasında giyilmez.
Zıpka (Zivga): Zivgaya laz donu da denir. Bacakları dar ve vücuda yapışık şekilde yapılan, arkası körüklü bir çeşit şalvardır. Bacakların ön ve arkası ile diğer ek yerleri kaytanlarla işlidir. Bele uçlarla bağlanır. Zıpka da yeleğin kumaşındandır.
AYAĞA GİYİLENLER
Çizme: Yörede sapuk veya salenk olarak da adlandırılır. Mes anl***** gelen uzun konçlu bir kundura çeşididir.Uçları hafif kıvrık ve körüklüdür.
Çapula: Demir ökçeli ve alt kısmı demir puntalı kunduradır. Horoncular pek giymezler, giyilirse konçla giyilmelidir.
Çoraplar: Örmedir.
AKSESUAR
Kemer: Siyah deriden yapılan kemerin aşağıya doğru sarkan parçalan vardır.Uzanan parçalar güçlülüğü sembolize eder. Kemerde bulunan kayış gözlere ve kemere silah, bıçak, av malzemeleri ve kapkacak alınır. Buna çerkez kemeri de denir.Yağdanlık ve kav torbasında asılı bulunduğu kemer, bele yeleğin üzerine gelecek şekilde bağlanır.
Hamayil: Gümüşten yapılma, sigara tabakası büyüklüğünde zarif ve süslü kutudur.Üzerindeki işlemeler,tarihi camii ve padişah armasıdır.
Muska: Boyuna gümüş zincirle asılır.
Köstek: Sol cebe konulan saate bağlanan, çok sayıda ince gümüş zincirlerden oluşur.
Yağdanlık: Silahı yağlamak için kemere asılan ve içinde yağ bulunan bir kutudur.
Kav Torbası: Sigara ve gerektiğinde ateş yapmak için içine kav, çakmak taşı ve pamuk ve çakmak konan meşin bir torbadan ibarettir.
Bookmarks