Konu Etiketleri:

kurtuluş savaşı dayanışma, sakarya nın ünlü yemekleri ve kültür gibi öğeleri nelerdir, milli kültürlerimiz nelerdir resim, milli kültür, istiklal savaşı ile ilgili resim, kurtuluş savaşında dayanışma, kurtuluş savaşında halkın dayanışması, ülkemizi tanıtan bi r afiş, vatan öğeleri, milli kültür öğelerimiz, türkiyeyi tanıtan poster, milli kültür unsurları eğitim, milli kültür nedir, istiklal savaşı ile ilgili resimler, kurtuluş savaşında türk kadını, türk kültürüne ait kültürel ögeler, milli kültür nedir v, kurtuluş savaşı ile ilgili postetr ve afişler, türkiyeyi tanıtan afişler, ulusal kültürümüzü yansıtan öğeler, türkiyeyi tanitan afişler, kurtuluş savaşı ile ilgili şiirler, milli kültürümüz, değerini kaybetmiş tarihi öğeler, ulusal kültür nedir,

+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Milli kültür nedir-Ögeleri nelerdir -Milli Kültürün Öğeleri Nelerdir -Milli kültü

 Bilim Forumları Katagorisinde ve  Kültürel Konular Forumunda Bulunan  Milli kültür nedir-Ögeleri nelerdir -Milli Kültürün Öğeleri Nelerdir -Milli kültü Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Milli kültür nedir - Ögeleri nelerdir - Milli Kültürün Öğeleri Nelerdir - Milli kültür - Milli Kültürün Öğeleri - Milli ...

  1. #1
    Moderator Tanem - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    1.056
    Tecrübe Puanı
    4


    Tanımlı Milli kültür nedir-Ögeleri nelerdir -Milli Kültürün Öğeleri Nelerdir -Milli kültü







    Milli kültür nedir - Ögeleri nelerdir - Milli Kültürün Öğeleri Nelerdir - Milli kültür - Milli Kültürün Öğeleri - Milli Kültür - Milli kültürün Önemi





    Milli kültür, bir millete bir ulusa kimlik kazandıra, diğer uluslar arasındaki farkı ortaya çıkartıp belirleyen, milletin tarihi boyunca oluşan o millete ait maddimillet yapan

    ve manevi değerlerin uyumlu bir bütünüdür. Bir milleti gerçek bir o milletin bütünlüğünü sağlayan en önemli unsur milli kültürdür.



    Milli Kültürün Önemli

    Dünyaya şöyle bir bakıldığından milli kültürün önemini anlamak mümkün. Tarihe bakıldığında milli kültüre sahip milletleri her çeşit zorluğa karşı kendilerini varlıklarını koruduklarını görebilirsiniz. Bunun en büyük örneği ise şudur. 2. Dünya savaşından sonra adeta bir enkaz haline gelen fakat kısa sürede mükemmel bir güç haline gelen Almanya ve Japonya bunun en güzel örnekleridir.

    Ayrıca Türk milletinin İstiklal savaşında zafer kazandıran şey neydi ? Türk milletinin Atatürk milliyetçiliğiyle beraber tamamlanmış milli kültürü çok sağlamdır. Milli kültür milli ve manevi değerlerin öğretildiği eğitim yuvalarında başlar. Eğitim kurumlarında milli ve manevi değerleri öğrenmekte olan gençlerde bu değerlere ne kadar sahip çıkarlarsa o milletin milli birliğ ive bareberliği o kadar kuvvetli olur. Atatürk Bu Konu Hakkında : Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve herşeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur. Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenim sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz: Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne düşman olanlarlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan millet için yaşama hakkı yoktur.”

    Milli Kültürün Unsurları Ve Öğeleri

    Dil

    - Din

    - Eğitim

    - Ekonomi

    - Teknoloji

    - Sosyal Kurumlar

    - Örf ve Adetler

    - Değerler ve tutumlar

    - Estetik sanatlar (Grafik ve plastik sanatlar, folklor, müzik, dans, tiyatro)

    - Semboller, Tabular ve Törenler

    Tüm unsurlar burada açıklanmayacaktır. Ancak, bir fikir vermesi bakımından dil ve eğitim unsurları kısaca ele alınacaktır. Dil kültürün aktarılmasında köGoogle Page Rankingü görevi görür ve toplum üyeleri arasında sosyal etkileşimi ve iletişimi sağlar.



    KÜLTÜRÜN UNSURLARI
    Atatürk'ün ortaya koyduğu bu iki mühim tesbit bakımından kültürü meydana getiren unsurları şöyle tasnif etmek mümkündür.
    1 - Genel kültür unsurları: Toplumun yaygın olarak benimsediği temel düşünce sistemi (ideoloji), dil, din, bilim, tarih, entellektüel kültür ve teknoloji, sanat (kla**** çağdaş, halk müziği, mimarî, edebiyat, tiyatro), örfler, adetler, gelenekler, -folklor- hukuk, anlak, devlet anlayışı, devlet yapısı, basın yayın ve kitap, ziraat, ekonomi, askerlik, spor.
    2 - Milli kültür unsurları: Genel kültür unsurlarının toplumlarda, nesilden nesile kalan, toplumun özelliğini oluşturan ve bu özelliği yansıtan şekilleri, "millî kültür unsurları" olarak kabul edilmektedir. Meselâ "dil" bizini için bir genel kültür unsuru, "Türkçe" ise bir millî kültür unsurudur11.
    BOYUTLARI
    Kültür unsurlarını insanî, millî ve milletlerarası olmak üzere üç temel boyutta ele almak gerekir.
    İnsanî boyut; Bu boyutta insan, aile(yapışı), sosyal çevre, eğitim, biyokültürel ve sosyal değerler ile insan ilişkilerine yer verilmektedir.
    Millî Boyut; Bayrak, millet, vatan, dil, din, tarih, örf adet, gelenek, bir milletin üyesi olması inancı gibi hususlar temel değişkenler olarak belirlenmektedir.
    Uluslararası (evrensel) boyut ise bilim, teknoloji, güzel sanatlar, fizikî ve sosyal çevre gibi bütün ülkelerde ortak olan kültür unsurlarını kapsamaktadır12. Millî boyutta ele alınan unsurlar (kavramlar) millî kültürü oluşturmakta ve millî boyutun temel unsuru da "milliyet" olmaktadır. Kısaca "Ben Türküm" diyen bir kişi milliyetinin özüne sahiptir. Ancak bu özün geliştirilmesi, yani şuurlandırılması bayrak, millet, vatan, dil, din, tarih, örf, adet ve gelenekler konusunda eğitilmesine bağlıdır. Çünkü milliyet, kalıtım yoluyla babadan oğula geçmez. Öğrenilir, Doğuştan gelen bir özellik de değildir. Bir milletin üyesi olma inancıdır, O,
    Millî kültür şuuruna ermiş ve "Ben Türküm" diyen kişi, eğer;
    -Ayyıldızlı al bayrak benim bayrağımdır, diyebiliyorsa; diğer bayraklara saygı duymakla birlikte, kendi bayrağına karşı içinde bir sevgi, bir sıcaklık duyabiliyorsa ve nihayet, gerektiğinde bayrağı için severek canını verebiliyorsa "Milliyet-Bayrak-Millî Kültür" bağı kurulmuş demektir.
    - Eğer,


    Türk Milletinin varlığını biliyorsa, bu milletin dünya milletleri içinde saygın bir yeri olduğuna inanıyorsa, kendi milletinin insanına bir ayırma ve kayırma halinde öncelik verebiliyorsa, milleti için fedakarlık yapabiliyorsa; "Milliyet-Millet-Milli Kültür" bağı kurulmuş demektir.
    - Eğer,
    - Atalarınızın kanlarıyla yuğrulmuş bu toprağı "vatan" biliyorsa, havasını, suyunu, toprağını, taşını, çiçeğini, ağacını kendi öz malı olarak görüyor, seviyor ve koruyorsa, gerektiğinde vatanı için ölebiliyorsa; "Milliyet-Vatan, Milli Kültür" bağı kurulmuş demektir.
    - Eğer,
    Kendisini tarihi bir perspektif içinde görüyor; tarihini, örf, adet ve geleneklerini biliyor ve onlara saygı duyabiliyorsa; "Milliyet-Tarih-Gelenek" ilişkisinin anlamına ulaşmış demektir.

    SONUÇ
    Büyük fikir adamlarımızdan Ziya Gökâlp'in herhangi bir cephesiyle ilgili olarak yapılan araştırmalar ve incelemeler esnasında eserlerinin, yazılarının ve hakkında yazılanların taranması sonucunda, O'nun uzun müddet lâyıkı veçhile tanınıp anlaşılamadığı görülmektedir» Bunun sebebini, O'ndan bahsedenlerin, anlamayı sağlayan şartlara kayıtsız davranmış olmalarında bulabiliriz» Bu yüzden Gökâlp, iki türlü talihsizliğe uğramıştır, HKİH anlaşılmaksızın çok sevilmiştir. Sonra yine anlaşılmamakla beraber çok yerilmiştir. Bunda tek cepheliliğin tesiri inkâr götürmez. Ancak tek cephelilikten şikâyet etmekle de iş bitmez. Tek cepheliliğin motifleri hesaba katılmalıdır. Onların başında ideolojik rekabet ve hınçlar gelir. Ziya Gökâlp, siyâsî ihtiras ve hırsların müdahalesinden tecrit olunamadığından ilmî hüviyetinin teşhisi de gecikmelere maruz kalmıştır.
    Nitekim Ziya Gökâlp bizde bünyevî ibtisal (bünye değişikliği) ve tarihî temadi (süreklilik) aksaklığının zararlarını (muhafazakârlık-cezrîlik) radikalizm çekişmesi ve alternatifliği zemininde izah etmiştir. An'ane (görenek = routine) ile örfün (geleneğin) tradition'ın kavram muhtevalarını tahlîl ve mukayese etmiştir. Bu tahlîl ve mukayeselerinde Kur'an-ı Kerîm'in ısrar etmek durumunda olduğu Ma'ruf ve münker nosyonlarından faydalanmıştır13. Şu halde örf kavramının İslâmî kültür özelliğine de önem verilmesi gerekmektedir.
    Gökâlp1in ilmî ve millî değerini muhafaza etmekte olan Türkleşmek, islâmlaşmak, Muasırlaşmak tezinin tefrika edilmiş olduğu “ Türk Yurdu1” dergisi başta olmak üzere, İslâm, Ictimaiyyât, İstanbul üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Hayat, İktisat Fakültesi Dergisi, Kadro, Kopuz, Ocak, gençlik, Gök-Börü, Gündüz, Oluş, Sosyoloji, Şair, Türk Dili, Türkiyyât, Ülkü, Varlık gibi daha bir çok süreli yayında konumuzla ilgili kıymetli incelemeler ve araştırmalar yer almaktadır, Ayrıca Ziya Gökâlp'e hayranlık ve saygısını, medeni cesaret örneği ittihaz olunabilecek tarzda ispat etmiş çeşitli ilim ve fikir adamlarımızın eserlerinin büyük kısmı, birer araştırma mahsulü olarak hedefine ulaşmıştır.
    Bu ilmî toplantı da benzer müsbet çalışmalar yolunda atılmış yeni bir adımdır. 1950 yılından beri Gökâlp'in daha iyi anlaşılmasını hedefleyen nazarî cehitler (çaba, gayret) amelî ve fiilî kadirbilirlik örnekleriyle verimlenmektedir. Ankara'da bir cadde O'nun adını taşımaktadır. D.T.C. Fakültesinde O'na büyük bir salon tahsis edilmiştir. Diyarbakır Lisesi O'nun adıyla anılmaktadır. Doğduğu ev (Diyarbakır'da) kendi adını taşıyan bir müze haline getirilmiştir. Adına keza dernek, enstitü ve akademi gibi tüzel kişiliği hâiz kurumların ihdas ve ihyasına çalışılmaktadır. Bu manevî ve ilmî vefakarlık örneklerine başkalarının eklenerek devam ettirileceğine dâir işaretler görülmektedir.



    sunum TANEM

  2. #2
    Moderator Tanem - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    1.056
    Tecrübe Puanı
    4


    Tanımlı Ce: Milli kültür nedir-Ögeleri nelerdir -Milli Kültürün Öğeleri Nelerdir -Milli kültü





    . Millî Kültürün Geliştirilmesi



    Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinin milli kültür olduğunu ifade etmiştir. Milli kültür bir millete kimlik kazandıran, diğer milletlerle arasındaki farkı ortaya koyan, o millete ait maddî ve manevî değerlerin bütününe verilen isimdir. Bir toplumu millet yapan ve onun bütünlüğünü sağlayan, milli kültürdür. Milli kültürün, o milletin benliğinin şekillenmesinde, gelişmesinde ve güçlenmesinde büyük payı vardır. Milli kültürüne sahip çıkamayan, bu değerleri gereği gibi kavrayıp benimsememiş bir toplumun güçlü olması ve hatta varlığını devam ettirebilmesi mümkün değildir. Atatürk, "Kendi kültürel değerlerine saygılı olmayan milletleri, başka milletler de saymaz. Böyleleri, diğer milletlerin avı olmaya mahkumdur" sözleri ile bu gerçeğe işaret etmiştir.

    Atatürk inkılaplarının temelinde de, "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli Türk kahramanlığı ve Türk kültürüdür" sözlerinde de görüldüğü gibi, Türk milli kültürü vardır. Çünkü Atatürk gayet iyi bilmektedir ki, inkılaplar ancak milletin değerleri ile, ihtiyaçlarıyla, düşünce yapısıyla uyumlu olduğu müddetçe kalıcı ve başarılı olabilirler. Bu sosyolojik bir gerçektir. Bu gerçeği Atamız şöyle ifade etmektedir:



    Araştırmalarımıza temel olarak çok defa kendi memleketimizi, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı almalıyız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, bütün diğer milletleri tanır. Lakin kendimizi bilmeyiz. Aydınlarımız "milletimizi en mesut millet yapayım" der. "Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynı öyle yapalım" der. Lakin düşünmeliyiz ki, öyle bir teori hiçbir devirde başarı kazanabilmiş değildir. Bir millet için saadet olan bir şey, diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar, birini mesut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü biliminden, keşfinden faydalanalım, lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmalıyız.

    Bu sözler, Cumhuriyet Türkiyesi'nin millî kültüre dayalı olarak kurulduğunun ve bu kültüre dayalı olarak yükselip gelişeceğinin bir ifadesidir. Büyük Önder için milli kültür, milli birliğin ve vatanın bölünmezliğinin en önemli unsurlarındandır. Atatürk'ün anlayışında milli kültür ve milli birlik, birbirini tamamlayan, birbirinden ayrılması mümkün olmayan iki önemli değerdir.

    Atatürk, millî kültür konusunda hedeflerin neler olduğunu da şöyle belirtmiştir:

    Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milleti'nin tarihî bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, yaratıcı zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve millî birlik duygusunu sürekli ve her türlü incelemelerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür.


    3. Türk Toplumunun Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstüne Çıkarılması
    Atatürk hayatı boyunca yalnızca milletini düşünmüş, kendi menfaati ve kişisel geleceği için hiçbir çalışması olmamıştır. Aldığı tüm kararlarda, attığı tüm adımlarda bu açıkça görülür. Atatürk'ün hayattaki en büyük ideali, bağımsız vatan toprakları üzerinde milli birlik duygusuyla kenetlenmiş çağdaş bir toplum oluşturmaktı. Vatanı kurtaran, hür ve bağımsız Türkiye idealini gerçekleştiren Mustafa Kemal, yeni Türkiye'yi modernleştirmek amacı ile çağdaş medeniyet idealine yöneltmiştir. Atatürk Türk Milleti'nin çağdaşlaşmasını hayati dava olarak görmüş ve bunu asla vazgeçilmemesi gereken bir mücadele olarak kabul etmiştir. "Büyük davamız en medeni ve en üst refah seviyesinde bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir" sözleri ile bunu dile getirmiştir. Bir başka sözünde ise, bu hedefi şöyle vurgulamıştır:

    Milletimizin hedefi, milletimizin ideali bütün dünyada tam manasıyla medeni bir toplum olmaktır. Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.


    Atatürk'ün hayatını genel olarak iki döneme ayırmak mümkündür: Milli Mücadele dönemi ve Cumhuriyet'in ilanının ardından başlayan Çağdaşlaşma dönemi. Atatürk, çağdaşlaşmanın gereği olarak bilim ve teknolojiden yararlanma ve eğitim sahasını genişletme konuları üzerinde önemle durmuştur. Bunun yanı sıra ekonomi alanında ve sosyal hayatın çeşitli alanlarında yapılan atılımlarla, milletin önüne yeni ufuklar açılmış, çok kısa süre içerisinde büyük gelişmeler yaşanmıştır.

    Pek çok kurum Batı ile özdeşeleşecek şekilde yeniden yapılandırılmış, böylece modernleşmenin temeli atılmıştır. Atatürk çağdaşlaşmanın ne kadar hayati bir ihtiyaç olduğunu ve bunun için izlenmesi gereken yolu ise şöyle tarif etmiştir:

    Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin, çağdaş ileriliklerin zaman kaybetmeden yayılması ve gelişmesi zorunludur. Öğretmenlerimiz, ozanlarımız, yazarlarımız ulusa geçmiş yıkılış günlerini, bunların gerçek nedenlerini anlatacaklardır. Bu kara günlerin geri dönmemesi için yeryüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiye'nin varlığını tanımak istemeyenlere, onu tanıtmak zorunda olduğumuzu hatırlatacaklardır. Görülüyor ki, en önemli ve en verimli ödevlerimiz, öğretim ve eğitim işleridir. Bu işlerde ne yapıp yapıp başarıya ulaşmamız gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yoldadır. Bu zaferin sağlanması için hepimizin bir vücut gibi belirli bir program üzerinde çalışmamız gerek.

    Çağdaş uygarlığa ulaşmak için gösterilen çabanın sürekli olması gerektiğini ise, 29 Ekim 1933'de Cumhuriyet'in ilanının 10. yıl dönümü nedeniyle yaptığı konuşmasında şu şekilde anlatmıştır:
    Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.



    30 Ağustos'ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti'nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür. M. Kemal Atatürk



    Çağdaşlaşma ülküsünün önemini anlayacak, anlatacak, kendisinden sonraki nesillerin de bunu yaşamasını sağlayacak kişi ve kurumları meydana getirmek, Atatürk için son derece önemliydi. Çağdaşlaşmanın gerçekleştirilebilmesi için bilim ve teknolojideki gelişmelerin yakından takip edilmesi ve genç neslin çok iyi yetiştirilmesi Atatürk'e göre temel koşullardır. Atatürk, en büyük arzularından biri olan Türk toplumunun medeniyet yolunda ilerlemesi hedefinin gençler tarafından gerçekleştirileceğine inanan bir liderdi. Bu nedenle de bu önemli görevi gençlere vermiş, Cumhuriyet'i korumak ve yükseltmekten gençleri sorumlu kılmıştı. Çağdaş ve her yönü ile uygar bir toplumun ortaya çıkarılabilmesi için bilgili, kültürlü, yüksek karakterli kişilerin yetiştirilmesi şarttır. Atatürk bu düşüncesini şöyle ifade etmektedir:

    Gençliği kesinlikle ideal sahibi ve ülkeyle ilgili olarak yetiştirmek herkesin, hepimizin, her devlet adamının başta gelen görevidir. Gençliği yetiştiriniz. Onlara bilim ve kültürün pozitif düşüncelerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler uygulamaya konulduğu vakit, Türk Milleti yükselecektir.

    4. Türk Milleti'ne İnanmak ve Güvenmek
    Atatürk, gençlik yıllarından itibaren Türk Milleti'nin büyüklüğünü kavramış ve Türk'ün ruhuna, cesaretine, karakterine çok güvenmiştir. Türk Milleti'nin ahlakını, yapısını, kültürünü, tarihi birikimini çeşitli konuşmalarında öven ve tüm başarısının asıl sahibinin Türk Milleti olduğunu bilen Atatürk, Türk Milleti'ne inanmayı ve güvenmeyi ilkelerinin de temel dayanaklarından biri olarak görmüştür. Milli Mücadele'ye Türk Milleti'ne güvenerek başlamış ve "Hazinemiz, istiklal ve vatanperverliğin kıymetini takdir etmeyi öğrenmiş olan milletimizdir" sözleri ile Türk Milleti'ne duyduğu inancı vurgulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurarken, Türk Milleti'ne olan sonsuz inanç ve güvenini hiç yitirmemiş, ilke ve inkılâplarının en güzel şekilde uygulanacağına inanmıştır. Samsun'a ayak bastığı ilk günden itibaren kendisine umut veren asıl gücün milleti olduğunu ifade etmiştir.



    (Solda) Gençliğin millet ve vatan sevgisi ile, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmasını öğrenerek yetiştirilmesi Atatürk için son derece önemliydi. Atatürk'e göre bu, hem milli varlığımızı devam ettirmemiz hem de çağdaşlaşmamız için zorunluydu. Resimde Atamız, bir öğrencinin yazdığı şiiri dinlerken görülmektedir. (Sağda) Büyük Önder'in vefatının ardından Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, TBMM'de yaptığı konuşmada Atamızın millet sevgisinin üzerinde durmuştur.

    1919 yılında yaşanan ve Atatürk'ün Türk Milleti'ne inancını pekiştiren bir olay ise şöyledir:

    3 Temmuz 1919 günü Atatürk Erzurum'a gelir. Ilıca önlerinde Erzurumlular tarafından coşkun bir şekilde karşılandığı zaman, Çukurova'da muhacir olarak bulunup Erzurum'a dönen Mevlüt Ağa'yı görür ve ona sorar:

    - Çukurova gibi verimli memleketten niye döndün, yoksa geçinemedin mi?

    - Hayır Paşam. Geçimimiz çok rahattı. Son günlerde işittim ki, İstanbul'daki ırzı kırıklar bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malını kime veriyorlar.

    Tunç çehreli, beyaz sakallı, gün görmüş Mevlüt Ağa'nın iman dolu göğsünden gelen bu ses yine onun gibi tunç çehreli askerin gözlerini yaşartır. Bu cevabın üzerine gözü yaşlı Mustafa Kemal Paşa etrafındakilere döner ve şöyle der:

    - Bu milletle neler yapılmaz ki...

    Samsun'daki ünlü Atatük heykeli

    Büyük Önder'in anlayışında, Milli Mücadele'yi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir. Bu nedenle de millet sevgisi üzerinde çok durmuştur. Gerçekten milletini seven kişinin, millet tarafından da çok sevileceğini bildirmiştir. "Millet sevgisi kadar büyük bir mükafat yoktur" sözü Atatürk'ün konuya verdiği önemi göstermektedir.

    Atatürk, vatan için yola çıkanların ve tevazuyla, mertçe, dürüstçe çalışanların mutlaka milletimizden büyük destek göreceğine inanmıştır. "Türk Milleti, arzu ve istidatının yönelmiş olduğu istikametleri görmeye çalışan ve görebilen evladını, daima takdir ve himaye etmiştir" sözleri, bu inancın ifadesidir. Bu özellikleri ve çok daha fazlasını üzerinde taşıyan Atamıza milletimizin gösterdiği teveccüh, bu inancın doğruluğunu göstermektedir. Atatürk Türk Milleti'ne duyduğu sevgiyi, hayranlığı ve güveni defalarca vurgulamıştır. Türk Milleti'nin, diğer dünya milletlerine örnek olan yönlerini pek çok konuşmasında dile getiren Büyük Önder bir sözünde de şöyle demektedir:

    Batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım. Fransızları tanırım, Almanları, Rusları... şahsen tanırım ve bu tanışmam da harp sahalarında olmuştur, ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur. Yemin ederek, size temin ederim ki, bizim milletimizin manevi kuvveti bütün milletlerin manevi kuvvetinin üstündedir.

    Atatürk'ün millet sevgisini en güzel ifade eden örneklerden birisi de Sayın İsmet İnönü'nün Atamızın vefatının ardından Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmadır:

    En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü yalnız Türk Milleti'nin halarını, insaniyete ezeli hizmetlerini ve tarihe hak ettiği meziyetlerini ispat etmekle geçirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardı. "Ne mutlu Türküm diyene" dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını ve manalı bir surette hülasa etmiştir.


    5. Millî Birlik ve Beraberlik
    Milli birlik ve beraberlik anlayışı Atatürk ilkelerinin ve Atatürk milliyetçiliğinin ana öğesidir. Milletlerin doğuşunu, yaşamasını ve ilerlemesini sağlayan en önemli unsurdur. Atatürk ilkelerine göre, millet aynı ideale bağlı insanların oluşturduğu bir birliktir, milleti millet yapan, bu milletin mensuplarının birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmalarıdır. Kişisel başarılar da ancak milli ve manevi ittifak ile kuvvet bulur. Atatürk'ün de çeşitli sözlerinde görüldüğü üzere, birlik ve beraberlik içinde hareket etmeyen, karşılıklı sevgi, saygı ve dayanışma içinde olmayan toplumların hiçbir zaman çağdaş ve dünya ulusları içinde yer alamayacağı ve bir millet olarak var olamayacağı kesindir. Bu nedenle de milli birlik ve beraberlik, tüm Türk Milleti tarafından özenle korunması gereken bir ilkedir.

    Atatürk de bu hususa önemle dikkat çekmiştir. Atatürk, Milli Mücadele'yi ilk başlattığı andan itibaren, başarının ancak milli birlik ve beraberliğin tesis edilmesi ile sağlanabileceğini bilmekteydi. Zaferin kazanılmasından sonra da, bu tarihi başarının milli birlik ve dayanışma ile elde edildiğini defalarca gündeme getirmişti. Atatürk, Türk Milleti'nin milli birlik içinde hareket ettiği zaman aşamayacağı hiçbir zorluk olmadığını çok iyi biliyordu.

    Bu nedenledir ki Atatürk, Türk Milleti bir bütün haline gelmeden Kurtuluş Savaşı'nı başlatmamış, bölücü akımları ve ayaklanmaları bastırdıktan sonra ana hedefe yönelmiştir. Sivas Kongresi ise, bağımsızlık kararının alındığı Erzurum Kongresi'nden sonra, milli birlik ve beraberliğin köklerinin güçlendiği yer olmuş ve bütün yurttan temsilcilerin katılmasıyla yapılan kongrede ulusal bütünlük ön plana çıkmıştır. Milli birlik ve beraberlik duygusundan kaynaklanan milli şuur, o zorlu dönemde olduğu gibi günümüzde de Türk vatanının bölünmez bütünlüğünün teminatıdır.



    Kurtuluş Savaşı, halkımızın büyük fedakarlıkları ile kazanılmıştır. Yokluk içindeki bir milleti, dünyanın en güçlü ordularına karşı muzaffer eden güç, bu milletin imanı ve üstün karakteridir.

    Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı boyunca milli birlik ve beraberliğin, tarihteki en güzel, en şerefli örneklerinden birini sergilemiştir. Bu hareket Türk Milleti'nin esarete karşı istiklalini korumak yolunda bir tepkinin, isyanın ve milli bilinçlenmenin bir örneğidir. Gücü yeten tüm vatan evlatları cephede bağımsızlık için çarpışırken, cephe gerisinde de milletimiz tüm imkanlarını seferber etmiştir. Örneğin, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde yayınlanan kararnamenin emrine uyarak her Türk ailesi birer çamaşır, birer çift çorap ve çarık hazırlayıp ordusuna giydirmiş, milletçe ellerindeki yün, tiftik, bez, kumaş, deri ne varsa silahlı güçlerin emrine vermiştir.

    Unutmamak gerekir ki, yaşadığı hayat Atatürk'e, vatana ve millete karşı yöneltilen en büyük tehlikenin, milli birlik ve beraberliğimizi bozarak devletimizi yıkmak isteyenler olduğunu göstermiştir. Bu yüzden Atamız "Milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür" diyerek milli ülkünün önemini ifade etmiştir.


    Kurtuluş Savaşı, halkımızın büyük fedakarlıkları ie kazanılmıştır. Yokluk içindeki bir milleti, dünyanın en güçlü ordularına karşı muzaffer eden güç, bu milletin imanı ve üstün karakteridir.

    Atatürk yaşamı boyunca her bakımdan birleştirici bir insan olmuştur. Çeşitli görüşlere sahip insanları ortak bir amaç uğrunda birleştirmiştir. O'nun bu yeteneği Türk Milleti'nin birlik sevgisinden kaynaklanmaktadır. "Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyleyeyim ki, bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için herşeye girişir ve bu amaç uğruna her fedakarlığı yaparsa, başarılı olmaması mümkün değildir. Elbette başarır. Başaramazsa o millet ölmüş demektir" diyerek, milli birliği güçlü olan ulusların her zaman kuvvetli olacağını belirtmiştir:

    Bir insan kendisini milletle beraber hissettiği zaman ne kadar kuvvetli olur bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür. Eğer ben, izahata izhar-ı acz eylersem, beni mazur görünüz.

    Büyük Önder milli dayanışmaya verdiği önemi şu satırlarda açıkça dile getirmektedir; "Türkiye Cumhuriyeti halkını; ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat içinde iş bölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir." Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere amaç her zaman için toplumdaki bireyler arasında dayanışmayı sağlamak olmuştur. Atatürk'ün Türk Milleti ile ilgili olan şu görüşleri, Onun ne kadar birleştirici ve ırkçılıktan uzak olduğunun bir göstergesidir:

    ... Bugünkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, birkaç düşman aleti, gerici beyinsizden başaka hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir tesir doğurmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de, tüm Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.

    Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk Milleti'ne vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı nazarıyla bakmak, medeni Türk Milleti'nin asil ahlakından beklenebilir mi?


    Resimde Van Gölü kenarında bir kilise görülmektedir. Türk Milleti, tarih boyunca farklı dinlerden ve ırklardan insanlara gösterdiği hoşgörü ve adalet anlayışı ile dünyaya örnek olmuştur.

    Atamızın milli birlik ve beraberliğin önemini dile getirdiği bir diğer özdeyişi ise şöyledir:

    Cenab-ı Hak birleşik ve birlikte çalışan, şerefini, namusunu koruyan milletleri mutlu eder. Biz de bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da birleşik olarak ve birlikte çalışarak Allah'tan böyle bir saadeti haklı olarak bekleyebiliriz.

    6. Vatanın Bölünmezliği


    Milli birliğin en önemli neticelerinden birisi ve Atatürk ilkelerinin ana öğesi, vatanın bölünmez bütünlüğüdür. Vatanın bütünlüğü, devletin fiziki yapısını meydana getiren ulusun birliğini, bütünlüğünü ve bölünmezliğini ifade eder. Atatürk hiçbir zaman vatanı milletten ayrı düşünmemiştir. Milletin üzerinde yaşadığı vatan, bir bütündür, kutsaldır. Atatürk'ün vatanın bağımsızlığı ve bölünmezliği ilkesi, Amasya Genelgesi'nde "ya istiklal ya ölüm", Erzurum Kongresi'nde, "milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür" şeklinde ifade edilmiştir. Sivas Kongresi'nde de aynen kabul edilerek, Misak-ı Milli ile milletçe uygulanan bir politika halini almıştır. Misak-ı Milli ve Kuva-yi Milliye ruhu ile Atatürk'ün liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, hem siyasi yapılanma hem de insan unsuru bakımından (üniter) devlet temel niteliğiyle oluşturulmuştur.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti üniter bir devlettir, diğer bir deyişle, kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu, farklı yönetim bölgeleri yoktur. Federatif yapılar yoktur. TBMM'nin yetkisi tüm Türkiye topraklarını kapsar ve her Türk vatandaşı bu topraklar üzerinde eşit muamele görür. Söz konusu üniter devlet yapısı, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünün ve iç huzurunun teminatıdır. Üniter devlet yapımızın temelinde ise, Atatürk'ün bizlere öğrettiği milliyetçilik anlayışı ve Misak-ı Milli ile çizilen vatan sınırları vardır.

    Yüzlerce yıldır birlikte yaşayarak, uğrunda birlikte ölerek vatan haline getirdiğimiz aziz yurdumuz ise, milletimizin her bireyi için canından daha değerlidir. "Türk Milleti, kendinin ve memleketinin yüksek menfaatlerinin aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, vatansız ve milliyetsiz beyinlerin saçmalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak bir millet değildir" diyen Atatürk, Türk Milleti'nin vatanının bölünmez bütünlüğünü koruma hususundaki hassasiyet ve kararlılığını vurgulamıştır.

    Ayrıca Atamız iç ve dış düşmanların her zaman olabileceğine, bu art niyetli kişilerin vatanımızın bölünmez bütünlüğünü hedef alabileceklerine dikkat çekmiş ve bizlerden bu tehlikelere karşı hep uyanık olmamızı istemiştir. Türkiye, uluslararası siyaset alanında sahip olduğu jeo-politik durumu ve üstlendiği önemli rol nedeniyle, tarih boyunca şiddetli düşmanlıklara, zalim ve hain tertiplere, çeşitli saldırılara hedef olmuştur. Türk Milleti, tarih boyunca hem bölgesel hem de evrensel tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Ama milletimiz düşmanın dışarıdan gelen saldırılarına karşı koymayı daima başarmıştır.

    Buraya kadar ele aldığımız Atatürk ilkelerine temel oluşturan unsurlar sayesinde bugün Atatürkçülük, tarihe en önemli ulusal modernleşme hareketi olarak geçmiştir. Bu hareket, Türkiye'nin dışında daha pek çok millete bağımsızlık yolunda ışık olmuş, yol göstermiştir. Parçalanan, paylaşılan ve yıkılan bir devletten, yepyeni bir Cumhuriyet'in kurulması, hiç şüphe yok ki Atatürk'ün üstün liderlik vasfının bir sonucudur. Dağılmış ve işgale uğramış, milli benliğini kaybetmiş bir milletin yeniden oluşumunun ve öz benliğini kazanma sürecinin temelinde Atatürk ilkeleri vardır ve bu ilkelerin korunup yaşatılması hepimizin sorumluluğudur.



    Benim için dünyada en büyük mükafat, milletimin en ufak bir takdir ve iltifatıdır. M. Kemal Atatürk

Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0