Yazı ve Fotoğraflar: Aykut İnce

Karanlığın içinde üç renk: Sarı, siyah ve kırmızı...

Karanlığın içinde üç renk var; Sarı, siyah ve kırmızı... Yangının hışırtıyla uğultu karışımı sesine, bağrışmalar karışıyor... Keskin bir koku boğazımızı yakıyor. Sırası gelen ağaç kızıl gelinliği giyip, çıkarıyor; simsiyah, çırılçıplak kalıyor... karıncalar, böcekler, sincaplar ne yaptı? Yandılar ya da yaralanıp günlerce can çekiştiler. Ama acılarını kendilerinden başka kimse bilmedi...

ŞAŞAL Ortalık savaş meydanı gibiydi... Akşam henüz inmişti. İzmir'de Şaşal köyü yakınlarında alevler asfalta kadar inmiş, yol kenarındaki evlerin çevresini tutuşturmuştu. Bir adam, evinin önünde kamyonete bir şeyler yüklemeye çalışıyordu. Korna ve siren sesleri kulakları tırmalıyordu.

Dört saat önce yaklaşık 5 kilometre kuzeyde çıkan yangın, kuzeyden esen rüzgârın da etkisiyle atlayarak ilerlemiş, arada kalan yeşil alanları tamamen yakmadan üç saatte buraya kadar gelmişti. Rüzgâr, ağaçların gövdelerinden kolayca ayrılan kabuk parçalarını, sandal ağacı gibi bazı türlerin yapraklarını, hafif ancak uzun otları, yanar halde uzağa taşıyabiliyordu. Yangını enerji nakil hattından sıçrayan bir kıvılcım başlatmıştı. Ama şu anda bunun önemi yoktu. Ormanı ve köyü yanmaktan kurtarmak gerekiyordu... Olanların ortasındaydım; yangının yanı başında... Bir yıldır izlediğim onlarca orman yangınından biriydi. Ve yangınla mücadele eden ekiplerle birlikte ben de, geceyi kırmızıya boyayan alevlerin ne tür oyunlar oynayacağını merak ediyordum.

Jandarma astsubayı elindeki telsizden gelen emirleri dikkatle dinliyor, sonra erlere seslenerek onlardan -yangını görme merakıyla duranların tıkadığı- yolu açmalarını istiyordu. Köylüler panik içinde, evlerini ve eşyalarını kurtarmaya çalışıyordu. Bir köylü, arazöze tırmanmış "evim yanacak" diye bağırıyordu. Yangın söndürme ekibi ise hangi eve müdahale edeceğini şaşırmıştı. Alevler, köy içinde yere iniyor, tarlada dolaşıyor ya da bir samanlık bulup çatıya çıkıyordu. Evlerle orman iç içeydi ve yangına karşı hiçbir tedbir alınmamıştı. Bir süre sonra yol kapandı, arazözler dozerlerin peşi sıra yangını durdurmak üzere, yeni açılan yolda ilerlemeye başladı. Çaresizlik içinde köyü terk edenler, daha sonra geri döndüklerinde birkaç evin kısmen yandığını görecekti. Onlar, yangın sonrası eve döndüğünde kömür karası eşyaları ve ölmüş hayvanlarıyla karşılaşan köylülerden daha şanslıydı.

Ama yangının seyri ile ilgili haberler pek iyi değildi. Dört saatte 5 kilometrelik bir mesafeyi kat etmiş, doğu sınırında Menderes-Gümüldür yolunun kenarında durmuştu. Ama güneyde bir tepenin yamacında, sarp kayalık bir kesimde devam ediyordu. Bölge Müdürü İbrahim Çiftçi, alanı gündüz helikopterle sürekli gezmiş; yangının gidişatını değerlendiriyordu. Karanlıkla birlikte düşen sıcaklık, yükselen nem ve dinmiş rüzgârın da etkisiyle yavaşlayan yangın "uykuya" geçmiş, bunu fırsat bilen kuzeydeki ekipler gece boyunca çalışmışlardı. Ama güneşin yükselmesiyle yangın yeniden canlanacaktı... Bir işçi yangın söndürmek için bu uyku halini fırsat bildiklerini anlatıyor, "Saat 10'a kadar ne yaptın, yaptın... güneş yükselince yangınla baş edemezsin" diyordu.

Güneyde ise ormanın güçlü olmadığı taşlık, kayalık sarp bir arazideki ağaçlar yanıyordu. Dozerler sarp arazinin bittiği ve ormanın görece güçlendiği yerde yangın şeridi açıyordu. Yangına burada müdahale edeceklerdi.

İbrahim Çiftçi, dozerlerin yol yapacakları rotayı tarif ettikten sonra 12 saattir çalışmakta olan ekiplere telsizle seslendi: "Dozerler hariç güneydeki bütün ekipler dinlenin. Sabah 5'te vuracağız". Bu sözleri söylediğinde saat 03.00'ü gösteriyordu. Ortalık ağırırken alevler, dozerlerin açtığı yolda mevzilenen arazözlere yaklaşmıştı. Ekip için alevlerin işini bitirmek zor olmadı... Ancak batı yakada alevler o kadar kolay pes etmedi.

Sabahın çok erken saatlerinde Genel Müdür Osman Kahveci ve Koruma Daire Başkanı Nurettin Doğan helikopterle alana geldi. Sahayı havadan gözlemlemişlerdi. Gece boyu çalışan dozerler tüm sahada kilometrelerce yol yapmış ancak arazideki sarp yerlere ulaşamamışlardı. Helikopterler ise sabahın ilk ışıkları ile duman çıkan yerleri "suyla dövdüler". Çünkü güneş yükseldiğinde duman çıkan yerlerde alevlenme başlardı. Ancak helikopterlerin çabası yeterli olmadı. Sarp yerlerdeki dumanlar önce küçük, sonra büyük alevlere dönüştü. 3 kilometre uzaklıktaki göletten her defasında 2,5 ton su alan helikopterlerin çalışması boşa gitmişti. Oysa göletin uzaklığı bu tür söndürme işlerinde ideal uzaklık olan 5 kilometreden daha yakındı...