+ Konu Cevapla
1 / 5 Sayfa 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
1 den 5´e kadar. Toplam 23 Sayfa bulundu

İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında..

 BENİM DÜNYAM Katagorisinde ve  İnanc Dünyası Forumunda Bulunan  İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında.. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İsâ Aleyhisselâm İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem´in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri: Hz. Meryem´in babası İmran ...

  1. #1


    Tanımlı İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında..







    İsâ Aleyhisselâm










    İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem´in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:


    Hz. Meryem´in babası İmran b.Mâsân olup Hub´um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]

    Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danış­manlarından idiler.[2]

    Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya´ (İşa´) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân´ın zev­cesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]

    Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem´in annesi idi.[4]

    Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, ken­disinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]

    Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:

    "Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis´e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzeri­me, borç olsun!" dedi.[8]

    Hanne´nin bu adağı, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

    "Hani, (İmran´in) karısı:

    Rabb´im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım.

    Benden olan bu (adağı) kabul et!

    Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!" demişti.[9]

    Adanılan çocuk; Mescid´in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı.

    Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp git­mesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11]

    Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı.

    Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğrama­ları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12]

    Hanne; Hz.Meryem´e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran "Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?!

    Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!" dedi.

    İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]

    Hanne, Hz.Meryem´e gebe iken, İmran vefat etti.[14]

    (Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken,

    "Rabb´im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum.

    Erkek, kız gibi değildir.

    Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum.

    Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmar­larım!" dedi.[15]

    Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada iba­dete -Mahrem olması, za´fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulun­maması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti.

    Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid´e götürdü.

    Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidin­de sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]

    Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.

    Hanne, onlara;

    "Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!" deyince, namaz İmamları ve kurbanları­nın Vazifelisi İmran´ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çe­kiştiler.

    Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:

    "Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır." dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:

    "Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakıla­cak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21]

    Fakat, biz, onun hakkında kur´a çekelim.[22]

    Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!" dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.

    Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun di­bine çöktü.

    Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem´in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yah­ya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24]

    Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26]

    Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid´de, onun için, bir oda yaptırdı.

    Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28]

    Kabe´nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30]

    Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.

    Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusu­nu... götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi.

    Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:

    "Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor?!" diye sorar, o da:

    "Bu, Allah tarafından!" diye cevap verirdi.[33]

    Bu hususta Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

    "Bunun üzerine, Rabb´i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti.

    Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü.

    (Zekeriyyâ´yı da), ona (bakmağa) memur etti.

    Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab´a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:

    "Meryem! Bu, sana, nereden geliyor?!" dedi.

    Oda:

    "Bu, Allah tarafından!

    Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!" dedi. [34]

    (Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir.

    Meryem´i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin.

    (Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem´le ilgili Hadîs-i şe­riflerinde şöyle buyurmuşlardır:

    "Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran´ın kızı Meryem idi.

    Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice´dir."[36]

    "Cennet [37] kadınlarının üstünü:

    Hatice bint-i Huveylid,

    Fâtıma bint-i Muhammed,

    Meryem bint-i İmran,

    Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım´dır." [38]

  2. #2


    Tanımlı Ce: İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında..





    Hz. Meryem´in Hâmile Oluşu Ve İsâ Aleyhisselâmı Doğuruşu:


    Hz.Meryem; Mesciddeki odasında, kendisini, öyle ibâdetlere vermişti ki, bu hu­susta, o zamanda, kendisinin bir benzeri daha yoktu.

    Hattâ kendisinde, Zekeriyyâ Aleyhisselâmı bile imrendirecek bir takım fevkal´-âde haller zuhur ve melekler, kendisine, hitab etmeye, müjdeler vermeye başlamıştı.[39]

    Bu husus, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

    "Hani, Melekler:

    Ey Meryem! demişti, şüphesiz ki, Allah, sana, seçkin bir hususiyet verdi.

    Seni, tertemiz (büyüttü).

    Seni, âlemlerin kadınları üzerine, mümtaz kıldı.

    Ey Meryem! Huşu ile Rabb´ın Dîvanına dur, secdeye kapan [40]

    (Allah´a) Rükû edenlerle birlikte Rükû et, eğil (cemaatla namaz kıl [41]

    Melekler:

    "Ey Meryem! Allah, Kendinden bir Kelime´yi, sana, müjdeliyor:

    Onun adı: İsâ, (lakabı) Mesîh. (Sıfatı): Meryem oğludur.

    Dünyada da, Âhirette de, sânı, yücedir.

    (Kendisi, Allah´a) çok yakınlardandır da.

    Beşiğinde de, yetişkinlik halinde de, insanlara söz söyleyecektir.

    (O) Sâlihlerdendir!" dediği zaman da, (Ey Resulüm! Sen, onların yanında değildin.[42]

    Hz.Meryem; yirmi [43] veya on beş, ya da, on üç yaşında bulunduğu sırada idi ki, Cebrail Aleyhisselâmla karşılaşmıştı. [44]

    Gerek bu karşılaşma ve gerek İsâ Aleyhisselâma hâmile kalış hâdisesi, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

    "Kitabda, Meryem (kıssasını)da, an!

    Hani, o ailesinden ayrılıp şark tarafında bir yere çekilmişti.

    Sonra, onların önünde bir perde edinmiş (çekmiş)ti.

    Derken, biz, ona, Rûh´umuzu (Cebrail´i) göndermiştik te, o, kendisine, hilkati tam (genç) bir beşer şeklinde görünmüştü.

    (Meryem, ona):

    Doğrusu, ben, senden, Esirgeyici´ye (Allah´a) sığınırım!

    Eğer, sen, fenalıktan hakkıyle sakınan (bir insan) isen, (çekil yanımdan) dedi.

    (Ruh da):

    Ben, ancak, sana (günahlardan) pâk bir oğul verme(ye vesile olmak) için, (o sı­ğındığın) Rabb´ının (gönderdiği) Elçisiyim! dedi.

    O (Meryem):

    "Benim, nasıl bir oğlum olacakmış?!

    Bana, bir beşer dokunmamıştır!

    Ben, bir iffetsiz de, değilim!? dedi.

    (Ruh: Evet!) öyledir!

    (Fakat) Rabb´in:

    Bu, bana göre, pek kolaydır!

    Çünki, biz, onu, insanlara bir âyet (bir Burhan) ve tarafımızdan bir rahmet kı­lacağız.

    Zâten, bu iş, olup bitmiştir! buyurdu dedi. [45] Meryem:

    Ey Rabb´im Bana, bir beşer, dokunmamışken, benim nasıl çocuğum olabilir?!" dedi.

    (Allah):

    Öyledir!

    (Fakat), Allah, ne dilerse, yaratır.

    (O) bir işe, hükmedince, ona, ancak: ol! der, o da, oluverir.

    (Allah) Ona, yazmayı, Hikmeti, Tevratı, İncil´i öğretecek.

    Onu, İsrail oğullarına Peygamber gönderecek.

    (O da, onlara diyecek ki):

    Hakikat, ben, size, Rabbinizden bir âyet (Mucize) getirdim.

    Hakikat, ben, size, çamurdan kuş biçimi gibi bir şey yapar, ona, üfürürüm de, Allah´ın izniyle, (o) derhal (canlı) bir kuş olurdur. (Yine) Ben, Allah´ın izniyle, ana­dan doğma körü ve abraşı iyi eder ve ölüleri diriltirim!

    Evlerinizde, ne yiyor, ne biriktiriyorsanız, size haber veririm.

    Elbette, bunlarda sizin için -eğer iman edicilerseniz- kat´î bir ibret vardır.

    Önümdeki Tevratı tasdik edici olarak size ve size haram edilen bazı şeyleri -yararmıza- helâl kılmak için, (geldim)

    Size, Rabb´inizden, (Peygamberliğimi isbatlar) âyet (Mucize) getirdim. Artık, Attâh´dan korkunuz! Bana da, itaat ediniz! Şüphe yok ki, Allah, benim de, Rabbim, sizin de, Rabbinizdir. Öyle ise, Ona, ibadet ediniz!

    İşte, doğru yol (budur)!´[46]

    "Irzını (muhkem bir kale gibi) koruyan o kızı (Meryem´i) de (yâd et)ki, biz, ona, Ruhumuzdan, üflemiş, kendisini de, oğlunu da, âlemlere bir ibret kılmıştık. " [47]

    "Namusunu (muhkem bir kale gibi) koruyan İmran kızı Meryem´i de, (Allah bir misal olarak îrad buyurdu)

    Biz, bundan dolayı ona, Ruhumuzdan, üfürdük. O, Rabbının Kelimelerini ve Kitablarını tasdik etti. (Rabbına) itâatde sebat edenlerdendi, o!´[48]

    Rivayete göre: Cebrail Aleyhisselâm, Hz.Meryem´in yanma vanp gömleğinin ya­kasından üfürmüş ve üfürüğü, onun döl yatağına erişmiştir. [49]

    "Nihayet, (Meryem), ona (İsa´ya) hâmile kaldı. [50]

  3. #3


    Tanımlı Ce: İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında..





    Hz. Meryem´in Amcasının Oğlu Yûsuf´la Münâkaşası:



    Hz.Meryem´in hamileliğini görünce; kendisinin, son derecede dindarlığını, if­fet ve nezâhetini ve ibâdetini yakından bildiği için, hayretten hayrete düşen[51] ve bu hususta ilk tepkiyi gösteren, Amcasının oğlu Marangoz Yûsuf b.Yâkub oldu.[52]

    O zaman, Mescid´e; Hz.Meryemle Yûsuf´den daha ziyâde hizmet eden ve Al-lâha, bunlardan, daha çok ibâdet yapan bir kimse bulunduğu bilinmiyordu.[53]

    Yûsuf; Hz.Meryem´in hamileliğini, çok ağır ve aşırı derecede işlenmiş bir kötü­lük sayarak, ne yapacağını, bilemiyor; onu, suçlamak istediği zaman, kendisinin, iyi halliliğini ve bu kötülüğü işlemekten çok uzak bulunduğunu ve yanından, hiç bir zaman uzaklaşmamış olduğunu, düşünerek kendisini, temize çıkarmak is­tiyordu.

    Bu düşünce ve kuruntular, kendisine ağır gelmeye başlayınca, onunla konuş­tu ve ona, ilk söz olarak:

    "Ben, senin işin hakkında kalbime düşen şüpheyi, ölünceye kadar kalbimde gizlemeyi, çok arzu etmiştim.

    Fakat, bu iş, beni, yendi de, kalbimi, ferahlatmak için, bu hususta seninle ko­nuşmayı uygun gördüm!" dedi.

    Hz. Meryem:

    "Öyle ise, güzel bir söz söyle!" dedi. Yûsuf:

    "Ben de, ancak, böyle söyleyeceğim! Haydi, söyle, bana: Tohumsuz, ekin, biter mi?" dedi. Hz.Meryem: "Evet! Biter!" dedi. Yûsuf:

    "Bir ağaç, ona, yağmur düşmeksizin, yetişir mi?" diye sordu. Hz.Meryem: "Evet! Yetişir!" dedi. Yûsuf:

    "Hiç erkek olmadan, çocuk olur mu?" diye sordu. Hz.Meryem: "Evet! Olur!

    Sen, Allah´ın, ekini, ilk yarattığı gün, tohumsuz olarak, yarattığını bilmiyor musun?

    Allah´ın, ilk defa, ağacı, yağmursuz olarak yarattığını, Onun, ağacı da, yağmu­ru da, her birini, ayrı ayrı yarattıktan sonra, yağmuru, ağacın hayatına vesîle kıl­dığını bilmiyor musun?

    Yâhud, suyun yardımını istemedikçe, Allah´ın, bitirmeye güc yetiremediğini, söyleyebilir misin?

    Eğer, öyle olaydı, Allah, ilk ağacı bitirmeğe güç yetiremezdi!" dedi.

    Yûsuf:

    "Ben, öyle demiyorum.

    Ben, çok iyi biliyorum ki: Allah´ın, dilediğini, yapmağa gücü yeterdir.

    Bunun için de, Ol! demesi, yeter ve o şey, oluverirdir!" dedi.

    Hz.Meryem:

    "Sen, Yüce Allah´ın, Âdem´i ve zevcesini de, erkeksiz ve kadınsız yarattığını, bilmiyor musun?" diye sordu.

    Yûsuf:

    "Evet! Biliyorum." dedi.

    Hz. Meryem, bunu, söyleyince, Yûsüfün kalbinde, Meryem´deki şeyin, Yüce Allah tarafından gelen bir şey olabileceği ve her halde, onu, bunun için, kendi­sinden gizlediği, bu hususta kendisi, bir şey söylemedikçe, kendisine bir şey sor­mamak gerekeceği hissi uyandı.[54]

    Bunun üzerine, Yûsuf, Mescid´in bütün hizmetlerini, üzerine aldı, Hz. Meryem´in yapacağı işleri de, kendisi yapmağa başladı.

    Çünki, Hz.Meryem´in, vücudca zaiflediğini, benzinin sarardığını, yüzünün çil-lendiğini, karnının büyüdüğünü, güçten düştüğünü, bakışlarının değiştiğini görüyordu. [55]

    Halbuki, kendisi, bundan önce, hiç te böyle değildi. [56]

    Hz. Meryem, ağırlaşıp doğum yapma zamanı yaklaşınca, Yüce Allah, ona:

    Beytülmakdis Mescidinin, içinde, Yüce Allah´ın ismi yükseltilerek anılacak, te­miz tutulacak Mâbedlerinden bir Mâbed olduğunu hatırlatmıştı.

    Bunun üzerine, Hz.Meryem, oradan ayrılıp Teyzesinin, yâni, Yahya Aleyhis-selâmın annesinin evine taşındı.

    Oraya varınca, Yahya Aleyhisselâmın annesi, ayağa kalkarak Hz. Meryem´i karşıladı. [57] Evine kabul etti ve:

    "Ey Meryem! Benim karnımdakinin, senin karnındakine eğildiğini hisettim!" dedi. [58]



    Gebelik Ve Doğum Hadisesiyle Bu Hâdise Üzerine Olan Bitenlerin Kur´ân-I Kerimde Açıklanışı: Başa Dön


    Yüce Allah; Gebelik ve Doğum hâdisesini ve bu hâdise üzerine, olan, bitenleri de, Kur´ân-ı Kerim´inde şöyle açıklar:

    "Nihayet, ona (İsa´ya) gebe kalıp uzak bir yere çekildi.

    Derken, doğum sancısı, onu, bir hurma ağacına (dayanmağa) şevketti.

    "Keşke, bundan önce, öteydim de, unutulup gideydim!" dedi.

    Ona, aşağısından, şu nida geldi:

    Tasalanma! Rabb´in, senin alt yanında bir su arkı vücûde getirmiştir.

    Hurma ağacını da, kendine doğru silk! Üstüne, derilmiş taze hurma dökülecektir!

    Artık, ye, iç! Gözün aydın olsun!

    Eğer, beşerden her hangi birini, görürsen:

    Ben, O çok Esirgeyici (Allâh)a oruç adadım.

    Onun için, ben, bu gün, hiç bir kimseye katiyen söz söylemeyeceğim!" de!

    Derken, Onu (İsa´yı), yüklenerek kavmine getirdi.

    "Ey Meryem! And olsun ki: sen, acâip bir şey yapmışsın!?

    Ey Harun´un kız kardeşi! Senin baban, kötü bir adam değildi.

    Anan da, iffetsiz bir kadın değildi!?" dediler.

    Bunun üzerine, (Meryem), ona (İsâya) işaret etti.

    "Biz, henüz beşikte bulunan bir sabi ile nasıl konuşuruz?!" dediler. [59]

    (İsâ dile gelip):

    "Ben, hakikat, Allah´ın kuluyum!

    O, bana, Kitab verdi.

    Beni, Peygamber yaptı.

    Beni, her nerede bulunursam, mübarek kıldı.

    Bana, ben, hayatta oldukça, namazı, zekâtı emretti.

    Beni, anneme hürmetkar kıldı.

    Beni, bir Zorba, bir bedbaht yapmadı.

    Dünyaya getirildiğim gün de, öleceğim gün de, diri olarak kaldırılacağım gün de, Selâm (ve selâmet) benim üzerimdedir." dedi.[60]

    Bundan sonra, İsâ Aleyhisselâm, yaşıtları gibi, konuşma zamanı gelinceye ka­dar, bir daha konuşmamıştır.[61]

    Fakat, Hz.Meryem:

    "Ben, tenhâda bulunduğum zaman, o bana karnımdan söyler ve benimle ko­nuşurdu.

    İnsanlar içinde bulunduğum zamanda ise, karnımda Teşbih ederdi." de-miştir.[62]

    İsrail oğulları, Hz.Meryem´in, zina ettiğini sanarak[63] kendisini, taşlayıp öldür­mek için, ellerine taş almışlardı!

    İsâ Aleyhisselâm, konuşunca, Hz.Meryem´i serbest bıraktılar.[64]

    İsrail oğullarının küfre düşmelerinin sebeplerinden birisi de[65], namusunu, bir kale gibi koruyan[66] Hz.Meryem´e, zina isnad ve iftira etmeleri idi. [67]

    İsâ Aleyhisselâmın doğum yeri Beytüllahm´di. [68] Beytüllahm, Beytülmakdis´in yakınında, bir yerdir. [69]

  4. #4


    Tanımlı Ce: İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında..





    Hz. Meryem´le İsâ Aleyhisselâmın Mısır´a Gidişi:


    Yüce Allah; Hz.Meryem´e, kavmi olan İsrail oğullarının[70], kendisini de, oğlunu da[71], öldürmeğe kalkacaklarını[72], kavminin yurdundan[73], hemen çıkıp git­mesini vahy ve ilham etmişti.

    Bunun üzerine, Hz.Meryemle İsâ Aleyhisselâmı, amcasının oğlu Yûsuf Nec-car, merkebe bindirip acele Mısır´a kadar götürüp bıraktı.[74]

    Anne oğul, Mısırda bir tepeye yerleştiler.[75]

    Bu hususta Kur´ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

    "Meryem´in oğlunu ve Onun anasını (kudretimize) bir âyet kıldık.

    Onları, düz ve akar suya mâlik bir tepede barındırdık. [76]



    Mısır Hayatı Ve Halkın İsâ Aleyhisselâm´dan Gördükleri Şaşılacak Haller:


    Hz.Meryem, Mısır´da, on iki yıl kaldı. İsâ Aleyhisselâmı, halktan, gizledi. [77] Hiç kimse, İsâ Aleyhisselâmın, onun oğlu olduğunun farkına varmadı.

    Hz.Meryem´in, ne oğlunun hayatı hakkında, ne de, geçimi hakkında, hiç kim­seye güvenci yoktu.

    Bir tarladan ekin biçildiğini işitti mi? [78] hemen, oğlunun beşiğini, bir omuzu-na alır, toplayacağı başakları koyacağı kabı da, o bir omuzuna yüklenerek tarla­ya gidip başak toplardı.

    Hz.Meryem; İsâ Aleyhisselâm, on iki yaşını tamamlayıncaya kadar, böyle yap­mağa devam etti. [79]

    Hz.Meryem; Mısır halkından, bir çiftlik ağasının evine konuk olmuştu. Çiftlik ağasının evinde yalnız fakirler ve yoksullar, otururdu. O sırada, Çiftlik ağasına âid bir mal, saklandığı yerden, çalınmıştı. Fakat, Ağa, evinde barınan fakir ve yoksulları, suçlamıyordu. Hz.Meryem ise, ağanın uğradığı bu musîbetten dolayı, üzgündü.

    İsâ Aleyhisselâm; annesinin, Ev sahibinin musibetine, üzüldüğünü görünce, ona:

    "Ey anneciğim! Çalınan malını, ona, göstermemi istermisin? diye sordu.

    Hz. Meryem:

    "Evet! İsterim ey oğulcuğum!" dedi.

    İsâ Aleyhisselâm:

    "Öyle ise, ona, söyle: benim için, yoksulları, evine toplasın!" dedi.

    Hz. Meryem, Ev sahibine, yoksulları, evinde toplamasını, söyledi.

    Yoksullar, toplanınca, İsâ Aleyhisselâm, iki kişiyi suçlu buldu.

    Onlardan, birisi: âmâ, diğeri: kötürümdü!

    İsâ Aleyhisselâm, kötürümü, kör´ün omuzuna bindirdikten sonra,:

    "Onunla birlikte ayağa kalk!" dedi.

    Âmâ:

    "Ben, bunu, yapmaktan âcizim!" dedi.

    İsâ Aleyhisselâm:

    "Peki! Dün gece, buna, ayağa kalkmağa, nasıl güc yetirdin?!" diye sordu.

    İsâ Aleyhisselâmın, bu sözünü, işittikleri zaman, âmâyı, ayağa kaldırdılar.

    Körün, ensesine binen kötürüm, oradan, deponun penceresine kadar uzandı.

    İsâ Aleyhisselâm:

    "İşte, dün gece, senin malını,âmâ olan,gücü ile, kötürüm olan da, gözü ile birbirine yardım ederek böyle, çalmışlardır!" dedi.

    Kötürüm ve âmâ, İsâ Aleyhisselâmın sözünü, doğruladılar, Çiftlik Ağasına, ma­lını, geri verdiler.

    O da, onu, mal deposuna koydu ve:

    "Ey Meryem! Bu malın, yarısını, sen al!" dedi.

    Hz.Meryem:

    "Ben, bunun için, yaratılmadım!" dedi.

    Çiftlik ağası:

    "Öyle ise, onu, alıp oğluna, ver!" dedi.

    Hz. Meryem:

    "O, hal ve şan yönünden, benden daha büyüktür!" dedi.

    O zaman, İsâ Aleyhisselâm, on iki yaşındaydı.[80]

  5. #5


    Tanımlı Ce: İsâ Aleyhisselâm - İsâ Aleyhisselâm Hakkında..





    Hz. Meryem´le İsâ Aleyhisselâmın Mısır´dan Şam´a Gidişleri:


    Mısır halkı, İsâ Aleyhisselâmın yaptığı ve Allah´ın, ona verdiği şeylerden kork­mağa başlayınca, Yüce Allah, İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem´e oğlunu, Şam´a götürmesini, Vahy ve ilham etti.

    O da, emrolunan şeyi, yerine getirdi. [81]

    Sâm´ın Nasıra kariyesinde[82], Cebel-i´Halîl´de[83] yerleştiler.

    Nasârâ adı da, bu kariyeden dolayı, verilmişti. [84]

    İsâ Aleyhisselâm, otuz yaşına kadar, oradan ayrılmadı.[85]



    İsâ Aleyhisselâma Vahy Gelişi Ve İncil´in Nazil Oluşu:


    Otuz yaşında iken, İsâ Aleyhisselâma Vahy geldi[86], İncil, nazil oldu.[87]

    Yüce Allah, ona:

    Halkı, Allah´a iman ve ibâdete davet etmeğe başlamasını,

    Hastaları,

    Kötürümleri[88],

    Anadan doğma[89] körleri[90],

    Delileri[91],

    Alacalıları ve diğer her türlü hastalığa tutulmuş olanları, iyileştirmesini, emretti.

    İsâ Aleyhisselâm da, kendisine emrolunanı, yaptı.[92]

    Halk, onu, sevdi.[93]

    Ona, meyi etti ve alıştı.[94]

    Kendisine, uyanlar, çoğaldı.

    Anısı, yükseldi, ünlendi.[95]

    Bâzan, hastalardan[96], kötürümlerden[97]... binlercesi gelip, İsâ Aleyhisselâmın kapısında toplanırdı.

    Hastalardan, İsâ Aleyhisselâmın yanına, yürüyerek gelmeğe gücü, yetenler, yürüyerek gelir, onlardan, gelecek güçte olmayanların yanında ise, kendisi, yü­rüyerek gider, onları[98], ancak, Allâha imân şartiyle[99], düa edip iyileştirirdi.[100]

    İsâ Aleyhisselâm:

    "Siz; Allah´ın Kelimesi ve Rûhu(ndan) olan; kötürümü, Alaca hastalıklısını... iyileştiren ve ölüleri dirilten, benden başka bir kimse bulunduğunu, biliyor musu­nuz?" diye sorar, onlar da:

    "Hayır!" derlerdi.[101]


+ Konu Cevapla
1 / 5 Sayfa 1 2 3 ... SonuncuSonuncu

Geldik

israil oğullarına inen sofra

isa aleyhisselamın ölüleri diriltiği dua

hz isa aleyhisselamın hastaları iyileştirme ve ölüleri diriltme duası

isa aleyhisselamın ölüleri diriltme duası

ısraıl ogullarına ınen yemek

haridus kimdir

hz isa aleyhisselam hastaları iyileştiren dua

israil ogullarına gökten inen yemek

Tags for this Thread

Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0