Kur´ân-ı Kerimin Süleyman Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:
"Süleyman´a da, rüzgârı, (Müsahhar kıldık)ki, sabahı bir ayflık yol), akşamı, bir ay(lık yol)du.
Erimiş bakır mâdenini, ona, sel gibi akıttık.
Onun önünde -Rabbinin izniyle- iş gören bazı cinler de, vardı.
İçlerinden, kim bizim emrimizden ayrılıp saparsa, ona, çılgın azabdan tattınrdık.
O, kalelerden, heykellerden, büyük havuzlar gibi çanaklardan, sabit sabit kazanlardan, ne dilerse, kendisine yaparlardı.
Ey Dâvûd Hanedanı! Siz, (Allah´a) şükür için çalıştınız!
Kullarımdan (hakkıyle) şükreden, azdır. [91]
"Andoisun ki: biz, Dâvûd´a ve Süleyman´a i\im vermişizdir.
(Bundan dolayı) onlar:
"Bizi, Mü´min kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah´a hamd olsun!" dediler.
Süleyman, Davud´a, mirasçı oldu.
(Süleyman):
"Ey insanlar! Bize, kuşların dili öğretildi.
Bize, her şeyden verildi.
Şüphesiz ki: bu, apaçık bir üstünlüğün ta kendisidir!" dedi.
Süleyman´ın, cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı.
İşte, bütün bunlar, (onun tarafından) zabt ve idare ediliyorlardı.
Hattâ, Karınca vadisi üzerine geldikleri zaman (dişi) bir karınca:
"Ey Karıncalar! Yuvalarınıza giriniz!
Sakın, Süleyman ve ordusu -kendileri, bilmeyerek- sizi kırmasın!" dedi.
(Süleyman) onun bu sözünden gülercesine gülümsedi de:
"Ey Rabb´im Bana ve Ana ve Babama lütfettiğin nimetine şükr etmemi ve (geride kalan ömrüm içinde) Senin razı olacağın iyi (işler) yapmamı, bana, ilham et!
Rahmetinle beni de (Cennette) sâlih kulların arasına idhal et!" dedi.
(Süleyman) kuşları araştırıp:
"Hüdhüd´ü, neye görmüyorum?
Yoksa, gaiblerden mi (oldu)?
Onu, her halde çetin bir azaba uğratacağım!
Yâhud, onu, mutlaka, kestireceğim, ya da, bana, açık ve kat´îbir Burhan getirir!" dedi.
Derken, (Hüdhüd) çok geçmeden geldi:
"Ben, senin muttali´ olmadığın bir (hakîkat)a vâkıf oldum: Sebe´den, Sana, çok doğru (ve mühim) bir haber getirdim.
Hakikat, orada, bir kadını, onlara hükümdarlık eder buldum.
Kendisine, her şey verilmiştir.
Onun, bir de, çok büyük bir Taht´ı var.
(Gerek) onu, (gerek) kavmini, Allah´ı bırakıp güneşe secde ediyorlarken buldum (gördüm).
Şeytan, onların yaptıklarını, süslemiş te, kendilerini yoldan alıkoymuş (saptırmış) Onun için, onlar doğru yola giremiyorlar.
(Bunu) göklerdeki ve yerdeki her gizliyi (meydana) çıkaran, (kalblerinde)ne gizliyorlar, ne açıklayorlarsa, (hepsini) bilen Allâha secde etmesinler diye (yapıyorlar)
Allah, O´dur ki, O, büyük Arş´in Sahibi olan ve O, kendisinden başka hiç bir İlâh bulunmayandır." dedi.
(Süleyman):
"Bakalım doğru mu söyledin, yoksa, yalancılardan mı oldun?
Şu mektubumu götür, onu, kendilerine bırak!
Sonra, onlardan biraz çekil de, bak, neye dönecekler (Ne cevap verecekler?) dedi.
(Sebe´ kıraliçesi):
"Ey İleri gelenler! Hakikat, bana, çok şerefli bir mektup bırakıldı ki, o, Süleyman-dandır ve o, hakfkatan, Rahman ve Rahfm olan Allâhın adiyle.
Bana karşı, baş kaldırmayınız!
Müslümanlar olarak bana geliniz!" diye (yazılmıştır)
Ey ileri gelenler! Bana, (bu) işim hakkında bir rey veriniz!
Siz, huzurumda bulununcaya kadar, ben, hiç bir işte kat´î(bir hüküm sahibi) olamadım. " dedi.
"Biz, güc, kuvvet sahihleri, çetin savaş erbabıyız. Emir, sana âiddir.
Bak, sen, ne emredeceksin." elediler. (Kraliçe):
Şüphesiz ki: hükümdarlar, bir memlekete girdikleri zaman, orasını, perişan ederler.
Halkından, şerefli olanları, hor ve hakir kılarlar. Bunlar da, böyle yapacaklardır.
Ben, onlara, bir hediye göndereyim, de, Elçiler, ne (cevap) ile dönecek bakayım?" dedi.
Bunun üzerine, vaktâ ki, (o gönderilen heyet) Süleymana geldi.
(Süleyman):
"Siz, bana, mal ile yardım mı ediyorsunuz!?
İşte, Allah´ın, bana verdiği (nimetler ki, onlar) size verdiğinden daha çok hayırlıdır.
Belki, siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.
(Ey elçi heyet başkanı!) dön onlara!
And olsun ki önüne geçemeyecekleri ordularla onlara gelir, onları, hor ve hakir oldukları halde, oradan çıkarırım!" dedi.
(Süleyman, kendi maiyetindekilere de) ey ileri gelenler! Onun (Belkısin) Tahtını, kendilerinin, bana, Müslüman olarak gelmelerinden önce, hanginiz bana, getirir?" dedi.
Cinden bir İfrit:
"Sen, Makamından kalkmadan, ben, onu, sana getiririm!
Ben, buna karşı, her halde, güvenilecek bir güce mâlikim!" dedi.
Nezdinde Kitabdan bir ilim bulunan (Âsaf b.Berhıya):
"Ben, gözün, sana dönmeden (gözünü yumup açmadan) önce, onu, sana getiririm!" dedi.
Vaktâ ki (Süleyman), onu (Tahtı) yanında durur bir halde gördü: "Bu, Rabbımın fazi (ve lutf´undan)dır.
Şükür mü edeceğim, yoksa, nankörlük mü edeceğim, beni, imtihan ettiği içindir (bu).
Kim şükr ederse, kendi yararınadır, kim de, nankörlük ederse, şüphe yok ki Rab-bım (onun şükründen) tamamen müstağnidir.
(Hem O) Hakkıyle kerem sahibidir." dedi.
(Süleyman):
"Onun Tahtını, bilinmez bir şekle getiriniz.
bakalım (tanımaya) muvaffak olacak mı, yoksa, muvaffak olamayacaklardan mı olacak?" dedi.
Artık (Belkıs) gelince, ona: "Senin Taht´ın böyle mi idi?" denildi. (Belkıs):
"Sanki, bu, odur!
Ondan önce de, bize ilim verilmişti, ve biz, Müslüman olmuştuk! dedi. (Hayır!) Onun, Allah´ı bırakıp tapmakta devam ettiği şey, kendisinin İslâmiyeti)ne mani olmuştu.
Hakıkatta, o kâfirler gürûhundandı.
Ona:
"Köşk´e, gir!" denildi.
(Belkıs) onu, görünce, derin bir su sandı.
İki ayağını aç(ıp sıva)dı.
(Süleyman):
"O, hakîkatan, sırçadan yapılmış, düzeltilmiş (ve şeffaf) bir açıklıktır." dedi.
(Belkıs)
"Ey Rabb´ım! Hakikat, ben, kendime yazık etmişim.
Süleyman´ın maiyetinde, âlemlerin Rabb´ı olan Allâha teslim oldum (Müslüman oldum) dedi. [92]
Süleyman Aleyhisselâmın Vefatı:
Süleyman Aleyhisselâm; ibâdet için [93], bazan bir yıl, iki yıl,
Bazan bir ay, iki ay,
Bazan da, bundan daha az veya çok müddet, Beytülmakdis´te tek başına kalırdı.
Kendisinin yeyeceği, içeceği de, oraya götürülürdü.
Vefatıyle neticelenen son defaki kalışında da, yiyeceği, içeceği götürülüp yanına konulmuştu. [94]
Süleyman Aleyhisselâm, böyle yalnız başına kalmayı âdet edindiği Beytülmakdis´te namaz kılarken[95], hiç bir gün olmazdı ki, sabaha çıksın da, orada, bir ağaç bitmemiş olsun! [96]
Başka bir deyişle: hiç bir namaz kılmazdı ki, önünde, bitmiş bir ağaç bulunmasın. [97]
Süleyman Aleyhisselâm, namazgahında, namaza durduğu zaman[98], önünde bitmiş olan ağacı görünc[99], yanına varır[100], ona:
"Senin ismin nedir?" diye sorar, ağaç ta:
"İsmim şöyle! şöyle!" derdi.
Süleyman Aleyhisselâm, ona:
"Sen, ne şey içinsin?" diye sorar,
Oda:
"Şunun, şunun için!" derdi. [101]
Kesilecek bir ağaçsa, Süleyman Aleyhisselâm, emreder, o ağaç, kesilirdi. [102]
Eğer, o ağaç, dikilmek için, bitmişse[103], onun üzerine:
"Filan yere, şöyle şöyle dikilecektir!" diye yazılı[104] dikilirdi. [105]
Eğer, biten ağaç, deva için, bitmiş olur[106]:
"Şu derde, şu derde deva için, bittim!" derse[107], onun üzerine:
"Şu derde, şu derde devadır!" diye[108] yazılır[109] ve onun için gereği, ya-pılırdı. [110]
İşte, Tıb fennindeki nebatla tedavî, bunun üzerine kurulmuştur[111]
Süleyman Aleyhisselâm, bir gün, namaz kıldığı sırada, önünde bir ağacın bitmiş olduğunu, gördü. [112] Ona:
"Senin ismin nedir?" diye sordu.[113] Ağaç:
"Harrub![114] Harnub! [115] Harnûbe! [116] Ben, Harrûbe´yim!" dedi. [117]
Süleyman Aleyhisselâm, ona:
"Sen, ne şey içinsin?" diye sordu.
Ağaç:
Ben, şu Mescidi harabetmek için´im! dedi. [118]
Süleyman Aleyhisselâm:
"Ben, sağ iken, Allah, bu Mescidi, harap etmeyecektir!
Demek, benim ölümüm ve Beytülmakdis´in harap oluşu, senin yüzündendir hâ!" dedi ve hemen, onu söktü. [119] Kendisine aid bahçeye dikti. [120]
Süleyman Aleyhisselâm; dayanmak için, Harrûbe ağacından, kendisine bir Asa yontturdu. [121]
Süleyman Aleyhisselâm, bir gün, Ölüm Meleğine:
"Benim ruhumu, almak istediğin zaman, bana, bildir!" demişti.
Ölüm Meleği:
"Ben, bunu, senden daha iyi biliyor değilim!
Bu bilgi; ancak, bana bırakılacak ve içinde, ölecek kimsenin ismi anılacak yazıda bulunur. [122]
İçinde isimler bulunan kitab ise, bana, ancak, Arş´ın altında olduğum zaman bırakılırdır." dedi. [123]
Süleyman Aleyhisselâm, Ölüm Meleğine:
"Öyle ise, sana, benim hakkımda emir verildiği zaman, bana, bildir!" dedi. [124]
Nihayet, bir gün, Ölüm Meleği gelip:
"Ey Süleyman! Senin hakkında, bana emir verilmiş bulunuyor!
Senin, azıcık bir vaktin kaldı!" dedi.
Süleyman Aleyhisselâm, sabahleyin, köşküne girdi. Kapıları, kilitlemelerini emr ve halkı, yanına girmekten men etti.
Sonra, eline Asasını alıp koltuğunun altına yerleştirdi, ve ayakta ona dayanarak ülkesine doğru bakınca, güzel yüzlü, üzerinde beyaz elbise bulunan bir genç adam gördü.
Genç adam, köşkün bir tarafından, kendisinin yanına giriverdi.
"Esselâmü aleyke yâ Süleyman!" diyerek selâm verdi.
Süleyman Aleyhisselâm:
"Ve aleykesselâm!
Sen, benim iznim olmadan, bu köşke nasıl girdin?!
Ben, herkesi, buraya girmekten men etmiştim.
Kapıcılar, Perdedarlar, seni, men etmedi mi?
Sen, benim iznim olmadan, köşküme girdiğin zaman, benden, korkmadın mı?" dedi.
Genç adam:
"Ben, o kimseyim ki: bana, ne Perdedarlar, ne Kapıcılar mâni olabilirdir, ne de, ben, krallardan korkarım!
Hem ben, bu köşke, izinsiz girmiş de, değilim!" dedi.
Süleyman Aleyhisselâm:
"Senin buraya girmene kim izin verdi?" diye sordu.
Genç adam:
"Rabb´ım!" dedi.
Süleyman Aleyhisselâm, onun Ölüm Meleği olduğunu, anlayınca, ürperdi.
"Demek, sen, Ölüm Meleğisin!" dedi.
Ölüm Meleği:
"Evet!" dedi.
Süleyman Aleyhisselâm:
"Ne için geldin?" diye sordu.
Ölüm Meleği:
"Senin ruhunu kabz edeceğim!" dedi.
Süleyman Aleyhisselâm:
Ey Ölüm meleği! Ben, bu gün, adamlarımı, yanıma toplayıp onlardan, beni, neşelendirmelerini ve bana, tasa verecek bir şey işittirmemelerini istemiştim!" dedi.
Ölüm Meleği:
"Ey Süleyman! Sen, ancak, seni neşelendirecek, içinde sana tasa verici bir şey bulunmayan bir günü yaşamak istiyorsun!
Halbuki, böyle bir gün, dünyada yaratılmamıştır.
Rabbının hükmüne razı ol!
Çünki, bu, reddine asla çâre olmayacak bir hükümdür!" dedi.
Süleyman Aleyhisselâm:
"Öyle ise, emrolunduğun gibi, vazifeni, yerine getir!" dedi.
Bunun üzerine, Ölüm Meleği; Süleyman Aleyhisselâmın ruhunu, kendisi ayakta, Asasına dayanmış olduğu halde, kabz etti. [125]
O zaman, Süleyman Aleyhisselâm, elli küsur yaşında[126], elli iki yaşında[127] veya elli üç yaşında idi. [128]
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun!
Süleyman Aleyhisselâmın vefat ettiğini, cinler, şeytanlar, bir yıl anlayamadılar.
Süleyman Aleyhisselâmın dayandığı Asayı, ağaç kurdunun, içinden yeyip zayıflattığı ve Süleyman Aleyhisselâm, yere yıkıldığı zaman, cinler ve şeytanlar, onun vefat ettiğini anladılar. [129]
Bu husus Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
"Sonra, biz, ona ölüm hükmünü infaz edince (dayandığı) Asasını, yemekte olan ağaç kurdundan başka bir şey, bunun ölümünü, onlara göstermedi.
Bu suretle yere kapanıp yıkıldığı zaman, besbelli oldu ki, eğer, cinler, gaybı bilmiş olsalardı, öyle horlayıcı bir azab (meşakkatli işler) içinde kalıp durmazlardı. [130]
Süleyman Aleyhisselâmın Kabri:
Rivayete göre: Süleyman Aleyhisselâm, Babası Dâvûd Aleyhisselâmın kabrinin yanına gömülmüştür. [131]
Bookmarks