Bu yazım kırmızı!
Üyeler Görebilir ]
Kırmızı başkaldırının rengidir. Kırmızı mutluluğun rengidir. Kırmızı ataktır, kararlıdır.
Kırmızı sıcaktır, aşktır, güçtür.
Kırmızı heyecandır.
Hakimiyet kurar, vahşidir.
Kırmızı, gözün en iyi algıladığı renktir.”
Bu satırlar Ankara’daki Lale Ataman Sanat Galerisi’nde açılan bir seramik ve resim sergisinin davetiyesinde yer alıyor.
Ve insan bu satırları okuyunca ister istemez kendi kırmızısını düşünüyor.
Kırmızı rengin kendi hayatındaki çağrışımlarını, izlerini, anılarını düşünüyor.
Nitekim bambaşka bir yazı için bilgisayar başına oturmuştum ki, zihnim bir anda kırmızının peşine takıldı.
Önce “doğru” dedim; “çok doğru, kırmızı heyecandır!”
Peki neyin heyecanıydı bu?
Fiziksel bir uyarımın sonucu muydu, yoksa kan rengini tanımanın yarattığı bir heyecan mıydı?
***
Gerçek şu ki, kültür ve kitaplar böyle konularda büyük harflerle ve yüksek sesle konuşur! Havada semboller uçuşur; gelenekler, masallar, inançlar bir bir ortaya dökülür. Dolayısıyla ne zaman kırmızıdan söz edilse, hemen kandan ve ateşten konu açılır.
Oysa insanın kişisel dünyasındaki çağrışımlar daha iddiasız, daha sessiz fakat derin bir yol izler.
Mesela bir bebek, annesini memesi, kokusu, gülüşü kadar üzerinden hiç çıkarmadığı kırmızı elbisesiyle tanımışsa eğer o rengin ruhunda kalın izler bırakmasına şaşırmamak gerekir.
Hani düşünüyorum da, henüz kısa pantolonlu çağımdayken gizliden gizliye kalbimi kaptırdığım kızın kırmızı rugan ayakkabılarının yarattığı heyecan hâlâ tanıdık bana!
***
Kırmızı sıcak mıdır peki?
Bilirim. Bir partiye, galaya, davete kırmızı giysiyle gitmenin başlı başına çekicilik kaynağı olduğunu düşünen ve yaşayan çok kadın vardır.
Kırmızı giyenlerin kalabalık içinde hemen dikkat çektiklerini; özellikle kırmızı renkli şık gece giysilerinin fena halde göz aldığını bilmeyen mi var?
Ama bu renkteki giysilerin, ne kadar şık veya göz alıcı olurlarsa olsunlar giyeni sıcak, yakın ve çekici kıldığını söylemek her durum için geçerli değildir.
Kırmızı giysi bazen iletişimi zorlaştırır, ilişkiyi resmileştirir, hatta çevredekileri ürkütür.
Hafızamı zorlayınca geçmişten bir okul partisi geliyor gözlerimin önüne: Üzerinde harika bir kırmızı tuvalet bulunan güzel kız (ki tek oydu kırmızı giyen) bütün geceyi yakışıklı delikanlıların gözaltında geçirmiş fakat salondan yalnız ve kırgın ayrılmıştı!
Ayrıca muzır ve hınzır Fransız yazar Anais Nin’in güncesindeki şu pek anlamlı sözler aklıma geliyor:
“Ona giderken kırmızı ve çelik renginde şeyler giyiyordum. Bir savaşçı zırhı gibi... Kalbimi ve bedenimi ele geçirmesine karşı önlem olarak!”
Yani... Kırmızı, çoğu zaman gündelik hayatta “kırmızı çizgiler” le tarif ettiğimiz şeyin ta kendisidir.
Cıs’tır.
Durma noktasıdır.
Bazen ısıtan değil, yakan ateştir!
***
Ya aşk? Kırmızı aşk mıdır?
Evet. Başlangıçta ve sonda!
Kalp çarpıntısının rengi olsaydı mesela, ne olurdu?
Kırmızı mı? Belki.
Ya mutluluk? Sergi davetiyesinde yazıldığı gibi, kırmızı mutluluğun rengi olabilir mi?
Aslında bana tuhaf geliyor bu eşleştirme.
Ama niye olmasın, doğru da olabilir!
Bir yaz günü, akşamüstü...
Gökyüzü hafifçe kızıla çalarken...
Taraçadaki ahşap masada bizleri bekleyen karpuz dilimlerinin kırmızısı mesela...
Ya da birdenbire sevgilinin yanaklarında beliren o tatlı kızarma...
Haşmet Babaoğlu..


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla


Bookmarks