MEKTUP
“Her mektubun bir hitapla başladığını öğretmişlerdi bize okulda; ama ben mektubuma nasıl bir hitapla başlayacağımı bilemedim. Milyonlarca kelimeler dünyasında sana yakışan bir güzellik bulamadım. Hangi güzelliği senle düşündümse senin yarın bile olamadı. Bütün güzellikler senin yanında çirkin kaldı. Benim duygularım yarım kalsa da senin aşkın hiç aklımdan çıkmadı…
Siyah gözlerini gördüğümden beri bütün renklere küskünüm. Ne gökyüzünün maviliği ne de yosunların yeşili senin gözlerindeki güzelliği unuttura bildi. Hep zamanın gece olmasını istiyorum. Her gökyüzüne baktığımda siyah gözlerini görüyorum. Yıldızlarda gözlerindeki ışıltının şahitliğini yapıyor bana…
Sana olan duygularımı bu mektupla değil gözlerine bakarak söylemek isterdim ama söyleyememekten korkuyorum.
O güzelliğinin karşısın da dilimin tutulmasından, senin için atan kalbinin atmamasından korkuyorum. En çok da sana olan aşkımın bitmesinden korkuyorum…
Ben kimi sevdimse hep yarım kaldı. Ben bütün aşklarımı yarım yaşadım. Kime seni sevdim dedimse gitti. Neden gittiler , nere gittiler ; suç bendemiydi onlarda mıydı bilmiyorum ama tek bildiğim bir şey var hiçbirini senin kadar sevmedim. Hiç birinde kaybetmekten korkmadım. Gidenlerin ardından hiç bakmadım. Hiçbirinin adını yüreğime yazmadım. Ama seni kaybetmekten korkuyorum. Çünkü en çok seni sevdim, senin adını yüreğime yazdım… Sen gidersen ardından bakacak gözler kalmaz bende. Sen gidersen, senin için atan yürek atmaz. Sen gidersen benden eser kalmaz…
Şimdi sen benim kim olduğumu merak ediyorsun. Okulda biten mektupların sonuna imza atılacağını da öğrettiler ama ben imzamı atmayacağım. Eyer imzamı atarsam biter bu büyü. İçimizdeki düş biter. Sana seni seviyor demiş olurum, ve senin gitme ihtimalini göze almış olurum. Ben bu kadar cesur değilim, dedim ya korkuyorum…
Ne kadar korkarsam korkayım daha fazla saklayamayacağım, içimdeki alevi daha fazla taşıyamayacağım. Daha birkaç güne kadar sadece korkuyordum şimdi hem korkuyorum hem de yorgunum. Benim için bir intihar da olsa kim olduğumu açıklayacağım ama bu mektubum da değil bir ay sonra doğum gününde en sevdiğin çay bahçesinde, tam saat ikide orda olacağım, sen benden on dakika önce gel. Gitme ihtimaline dayanamadığım gibi seni beklemeye de dayanamam. Anla beni sensizliğe dayanamıyorum…
Her veda zordur. Sana veda etmek zorların en zoru; mektup da bile olsa. Dediğim saatte görüşmek üzere. O gün oraya geleceğim ama sonrasını bilmiyorum. Sonrası sana kalmış. Belki ömür boyu dizlerinde uyurum belki de gözlerinin hayaline bile hasret olurum. Belki benimle kalırsın belki de gidersin. Belki bu sefer gerçek aşkla boğulurum belki de bu aşk da yarım kalırım.
Ben yarım kalmalara alıştım. Ben her aşkı yarım yaşadım. Belki de aşklar yarım yaşanmalıdır…
SENİ ÇOK SEVEN KORKAK AŞIĞIN!..”
Alev öğretmen, matematik yazılılarını okumalıydı. Söz vermişti çocuklara yarın notları açıklayacağına. Saat gece yarısını çoktan geçmiş sabaha daha da yakınlaşmıştı ama Alev öğretmen tek bir öğrencinin bile kağıdını okuyamamıştı. Halbuki daha okuldan gelir gelmez çalışma odasına geçmiş yazılı kağıtlarını okumak için, ama aklı yine üç hafta önce aldığı esrarengiz mektuba takılmıştı. Önce sadece bir kez bakmak için aldığı mektubu defalarca okumuş bir türlü elinden bırakamamıştı. İki haftadır her gün böyle oluyordu. Üç haftadır Alev bambaşka biri olmuştu. Hiçbir şey düşünemiyor hiçbir iş yapamıyordu. Aklı fikri bu mektubu kimin yazdığındaydı. Acaba kimdi? Birçok kişi olabilirdi. Alev öğretmen çok genç ve çok güzeldi. Gözlerinin siyahı gerçekten de bütün renklere küstürüyordu. O gözlere bakıp da büyülenmemek elde değildi. Alev öğretmenin aklından birçok isim geçi yordu. Kendini açıklamasına bir hafta kalmıştı Alev öğretmenin yüreğini yakan bu korkak aşığın. Süre azaldıkça Alev öğretmenin merakına merak ekleniyordu. Hep gözünde gideceği çay bahçesindeyken kimin geleceğine dair sahneler oluşuyordu. Her sahne de ayrı biri geliyordu. Tek gelmeyen kocası Kemal’di. Alev öğretmen en çok onun gelmesini isterdi ama o hiç de böyle mektup yazacak biri değildi. Sabah kalkınca tek kelime etmeden işe gidip iş çıkışında da arkadaşlarıyla içmeye giden gecenin geç saatlerinde zil zurna sarhoş dönen Alevden tam yirmi altı yaş büyük bir kocaydı. Kocalığı sadece evlilik cüzdanlarında yazılıydı. İlk gün o cüzdana evli diye yazılmıştı. O günden beri Alev öğretmen hiç evlilik mutluluğu tatmamıştı. Sekiz yıllık evlilik hayatında hiç iki kelime güzel laf duymamıştı. Belki de bunun için bu mektuba kafayı bu kadar takmıştı. Mektup da ne kadar güzel şeyler yazıyordu. Keşke o güzel sözlerin bir tanesini kocası kendisine söyleseydi. O zaman bu mektubu ondan saklamaz , kim olduğunu merak etmez , kocasından başka birine aşık olmak için doğum gününü beklemezdi.
Alev öğretmen çok sıkılmıştı yaşadıklarından. Kocasından yirmi altı yaş küçük olmasına rağmen, güzelliğiyle herkesi büyülemesine rağmen bir gün olsun kocasından başka bir göze bakmamış, sadakatinden bir an vazgeçmemişti. Oysa bunun karşılığında hiçbir şey alamamıştı. Kocasından bir çift tatlı söz bir yana hep hakaret duymuştu. Hepsini sineye çeken Alev öğretmen iki gün önce yediği tokadın acısını bir türlü unutamamıştı. Tam bu acılar içinde gelen bu mektuba kayıtsız kalmak çok zordu. Alev öğretmende mutlu olmak istiyordu. Bunun için doğum gününü bekliyordu. Bir hafta sonra doğum günü kendisi için yeni bir başlangıç olacağını düşünüyordu. O gün gelen kim olursa olsun onunla gitmek istiyordu. Onunla gidecekti ama onu hiç bırakmayacaktı. O kim olursa olsun bu sefer yarım kalmayacaktı. Bu sefer aşkını yarım yaşamayacaktı. Çünkü aşklar yarım yaşanmamalıydı…
Bu düşüncelerle bir geceyi daha bitirmiş, yazılı kağıtlarını yine okuyamamıştı. Hemen giyinip okula gitmezse geç kalacağını, az önce bir günaydın bile demeden öksürüklerle evden çıkan kocasının işe gitmesinden anlamıştı. Alev öğretmen kocasının öksürük sesini duymak istemiyordu, onunla ilgilenmesini istiyordu. Hiç yadırgamadı Alev öğretmen az önce yaşadıklarını, alışmıştı sekiz senedir. Hemen hazırlandı ve bütün güzelliğiyle çıktı evden Alev öğretmen. Herkesin gözü Alev öğretmende, Alev öğretmenin aklı hala gizli aşıktaydı…
Bir hafta daha bitmişti. Yarın Alev öğretmenin doğum günüydü. Hiç heyecanlı olmadığı kadar heyecanlıydı Alev öğretmen. Kocası yine unutmuştu doğum gününü. Unutmasa iki gün önce bir haftalığına iş seyahatine çıkmazdı. İsteseydi o işi şirketteki başka bir elemana rahatlıkla vere bilirdi ama kendisi gitmişti. Alev öğretmen hiç aldırmadı kocasının doğum gününü unutmasına. Mutlu bile oldu belki döndüğünde kendi de olmayacaktı… Bir taraftan bunları düşünüyor bir taraftan üç haftadır okuyamadığı yazılıları okuyordu. Aldığı ilk günden beri her gecesini meşgul eden mektubu bu sefer kaldırmıştı. Yarın akşama kadar açmamak üzere, rahmetli annesinin hediyesi küçücük sedef sandığa kilitlemişti. Mektubu kilitlemişti ama düşüncelerini kilitleyememişti. Bir türlü mektubun kime ait olduğunu düşünmekten kendini alamıyordu. Okuduğu hiçbir kağıdı doğru düzgün incelemiyordu. Haksızlık olamasın diye çocuklara fazla fazla not veriyordu…
Bütün kağıtları okumuştu hemen yatmak istiyordu Alev öğretmen sabahın daha erken olabilmesi için. Kağıtları çantasına kaldırırken gözü kağıtların arasındaki küçük bir kağıda takılmıştı. O kağıdı okula bu sene yeni gelen genç edebiyat öğretmeni Arda bırakmıştı. Yazılı günü Alev öğretmen rahatsızlandığı için kağıtları Arda’ya bırakmış ertesi gün almıştı ama o notu hiç görmemişti. Yeni gördüğü notta çok güzel bir el yazısıyla “keşke hayatta istediğimiz kadar cesur olabilsek hiçbir şeyden korkmasak” yazıyordu.
Alev öğretmen çok şaşırmıştı. Arda neden böyle bir not yazmıştı. Yoksa gizli aşığı Arda mıydı. Arda’nın okula geldiği ilk günü hatırladı. Okulun bütün kızları yeni gelen bu yakışıklıya bakarken o da Alev öğretmenin gözlerine takılıp kalmıştı. Her teneffüste beraberlerdi. Sık sık sohbet ederlerdi. Alev öğretmen bu sohbetleri hatırladı. Bir keresinde aşkın yaşı olur mu diye sormuştu. Başka bir gün. Geç kalınan aşkın umudu var mı, sevdiğim kişi başkasındaysa beklememenin bir anlamı var mı diye sormuştu. Bu sorularla Arda’nın günahını almak istemiyordu ama mektubu almazdan iki gün önce doğum gününü ve en sevdiği çay bahçesini sorduğunu hatırlayınca hiçbir şüphesi kalmamıştı Alev öğretmenin , mektup Arda’ya aitti.
Alev öğretmen o geceyi de uykusuz geçirdi ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. İyi ki o gün okul tatildi. Yoksa kafasındaki bu sorularla okula gidecek gücü yoktu. Bir aydır mektubun sahibini merak ediyordu ki dün buldu. Bu sefer de ne yapacağını merak ediyordu. Kocasıyla mutlu değildi. Onunun kabalıklarına dayanır gücü kalmamıştı. Arda çok yakışıklı ve başarılı bir gençti. Karakteri de çok sağlam biriydi. Keşke başka bir okulda olsaydı. Keşke başka bir zaman karşılasalardı.Keşke kendinden on yaş küçük olmasaydı. O zaman bir an bile düşünmez Arda’yla giderdi, hem de onu hiç yarım bırakmazdı…
Arda mektup da on dakika önce gel seni beklemeye dayanamam diyordu. Alev öğretmen dayanamamış iki saat önce gelmişti. Neden geldiğini ne yapacağını bilmiyordu. Kocasını bırakıp Arda’ya gidecek miydi. Kendinden on yaş küçük biriyle aşk yaşacak mıydı. Arkadaşları buna ne diyecekti. Sekiz senelik evliğini nasıl bitirecekti. Sekiz seneyi bir daha hatırladı bir mutlu an anımsayamadı. Belki bir güzel söz hatırlasaydı o sözün hatırına gelmezdi buraya. Mutlu olmak Alev öğretmenin de hakkıydı. Arda’yla bir birlerine çok yakışacaklardı. Arkadaşları ne derse desin Arda’yla gidecekti buralardan. Hem arkadaşları konuşurken duymuştu onlar bile Arda’dan etkilenmişti. Bütün genç öğretmenlerden aşıktı bu yakışıklı öğretmene. Aslında Alev öğretmende Arda’yı çok beğeniyordu. İlk gördüğü gün uzun bakışma içinde sakladığı aşkın şahidiydi. İçinde fırtınalar kopsa da mesleğine duyduğu saygıdan hep içinde sakladı. Artık saklayacak gücü kalmamıştı. Annesini kaybettiği sekiz senedir ilk defa mutluluğun ne olduğunu hatırlıyordu ve bekleyecek gücü kalmadı. Saat ikiye daha bir saat vardı. Bekleyecek gücü yoktu , saat ikiyi bekleyemedi kalktı ve Arda’ya gitti. Artık hayatında hiç bir şeyi ertelemeyecekti. Mutluluğu, huzuru ve aşkı asla ertelemeyecekti…
Arda’nın evinin önüne geldiğinde ne yapacağını bilmedi. Aşktan geberen kalbi bir türlü cesaretini toplayıp zile basamadı. Tam Arda’nın yazdığı cümleler aklına geldi. Keşke hayatta istediğimiz kadar cesur olabilsek. Tam bu sözcüklerle cesaretini toplayıp kapının önüne geldiğinde birden kapı açıldı. Alev öğretmenle Arda göz göze konuşmadan dakikalarca beklediler. Suskunluğu Arda bozdu, ben de size geliyordum, doğum gününüz dedi başka bir şey diyemedi. En güzel gülümsemesiyle Alev öğretmen biliyordum diye karşılık verdi. Arda şaşkınlıkla Alev öğretmeni yukarı davet etti. İçindeki mutluluğu kimseye tarif edemezdi. Hayalleri gerçek olmak üzereydi…
Arda mutfakta, pastaneden koşarak alıp geldiği pastayı hazırlarken; Alev öğretmen içerde uzun uzun aldığı mektubun güzelliğinden bahsediyordu. Arda, Alev öğretmeninin anlattıklarından hiçbir anlam çıkaramadı. Ne mektubu olduğuna bir anlam veremese de üzerinde pek durmadı. Zaten Alev öğretmen mumları söndürürken ömür boyu ayrılmamayı dilediğinden beri hiçbir şey düşünememiş olmuş, mutluluktan uçuyordu Arda. İki aşık birlerinin ellerini sımsıkı tutmuş ilerisi için planlar yapıyorlardı. Arda, Alev öğretmeni hiç üzmeyeceğini söylerken ; Alev öğretmende Arda’yı hiç bırakmayacağını söylüyor, bırakıp gitmeyeceğini söylüyordu, bu sefer yarım kalmayacak bu aşkını yarım yaşamayacaksın diyordu. Arda ilk defa duyduğu bu sözler karşısında çok mutlu olmuş, mutluluğu gözlerinden okunuyordu… Arda ve Alev saat tam ikiyi gösterirken hiç ayrılmamak üzere yepyeni bir hayata başlamışlardı…
Saat ikiyi gösterirken Arda’nın ve Alev’in mutluluğundan haberi olmayan , mektubun esas sahibi söz verdiği gibi çay bahçesine gelmişti. Geldiğinde Alev’i bulacağını tahmin eden Kemal onu göremeyince hiç de kızamadı , sekiz senedir karısına yaşattıklarından sonra , attığı o tokattan sonra bir mektup için mi gelecekti? Zaten gelse de gidecekti, o da gidecekti, bu aşkta yarım kalacaktı. Bu acıya dayanamazdı Kemal… Belki gelir ümidiyle beklese de sekiz saat boşuna beklemişti Kemal, Alev gelmeden gitmişti, ve bir aşkı daha yarım kalmıştı. Alev gitmişti Kemal bitmişti. Kemal bütün bir bitmişliğiyle aldı eline kalemi ve Alev’e son kez yazıyordu :
“ Dedim ya gözleri güzelim, ben kimi sevdimse yarım kaldı, ben bütün aşklarımı yarım yaşadım. Onun için sekiz sene sana mutluluk veremedim, onun için sekiz sene seni seviyorum demedim. Korktum; gitmenden korktum, aşkının yarım kalmasından korktum… Senin aşkının yarımlığına dayanamam… Sen gidersen ardından bakacak göz kalmaz bende. Sen gidersen ben kalmam… Sen gittin ben bittim…
Senin siyah gözlerini gördüğümden beri küskünüm ya bütün renklere, sen gittin küskünüm artık tüm dünyaya…
İlk mektubumda son cümlelerimi bile yazarken zorlanmıştım, şimdi son mektubumda son cümlelerimi nasıl yazarım bilmiyorum. Hadi,vedaların zorluğuyla boğuşturma beni, sana senin mutluluğun için elveda diyorum.
SENİ ÇOK SEVEN AMA HAK ETMEYEN YARIM AŞKIN!...”


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla

Bookmarks