Algınız, gerçeklerinizdir.

Size, bir filmden söz etmek istiyorum. ‘The Edge’ (Uçta/ İhanet) adlı bu filmde Anthony Hopkins ve Alec Baldwin başrolleri paylaşıyorlar. Bu iki kişi ıssız bir bölgede kaybolur. Anthony Hopkins, çok zengin, sürekli öğrenen ve çözüm odaklı biridir. Alec Baldwin’se, telaşlı ve kolayca paniğe kapılan bir tavır sergiler. Anthony Hopkins ona okuduğu bir kitaptaki sözü söyler. “İnsanlar, ıssız bir yerde kayboldukları zaman, çaresizlik duygusu yüzünden ölürler.”

Filmdeki karakter bu cümleyi şöyle açıklar: İnsanlar, kayboldukları zaman, ateş yakmak, yiyecek bulmak ya da bir sığınak yapmak yerine paniğe kapılırlar ve neden bu duruma düştüklerini sorgulayıp, suçlu ve çaresiz hissederler. Bu tavır, durumlarını daha da zorlaştırır ve açlıktan, bitkinlikten, kısaca çaresizlikten değil, çaresizlik duygusundan dolayı ölürler.



Hepimiz, zaman zaman ıssız bir adaya düşeriz. Adayı dolaşmak ve hayatta kalmak için çaba göstermek ya da çaresizce ağlamak gibi iki seçenek, önümüzde durur ve seçim bizimdir. Farkında olsak da olmasak ta, durum budur.


Bununla birlikte, bu denli zor bir durum yaşadığımızı varsaysak bile, yapılması gereken nedir? Oturup çaresizce ağlamak mı yoksa çözüm aramak mıdır? Elbette çözüm aramaktır. Ağlamak yararlıdır, dualara eşlik edebilir. Fakat, günlük hayata sızmaması ve çaresizlik gamzeden bir gösterge olmaması şartıyla. Peki, genel olarak rastladığımız manzara nedir? Ne yazık ki, ıssız adada kaybolunca kahrolur daha da acısı, ıssız adayı kendimiz meydana getiririz. Bir çok insan kaybolduğunu sandığı ıssız bölgede, ağlayarak zaman geçiriyor ve daha da acısı çevrelerinde de birkaç tane ‘sempatik’ arkadaş varsa, durum giderek vahimleşiyor.

Bu durumda ne yapılabilir? Seçim bizimdir. Seçimlerimizi farkında olmamak bizi sonuçlarını yaşamaktan alıkoymaz. Farkında olmadan bastığınız bir düğme bir mekanizmayı çalıştırabilir.

Bu durumda ne yapmalıdır? Gerçekten çaresiz olduğumuz düşüncesinden hemen kurtulmalıdır. Her güçlükte bir kolaylık vardır ilkesine uyarak hemen çözü aramalıdır. Çözüm odaklı olmak, bir lüks, bir hobi değil hayat için bir şarttır. Düşünün, Allah korusun, bir yangın çıktığında ne yaparsınız? Oturup ağlar mısınız yoksa hemen itfayiyeyi mi ararsınız? İtfayiyeyi arar ve onlar gelene kadar da yangını söndürmek için elimizden geleni yaparız.

Hayat neden bundan farklı olsun ki? Başarılı ve sıkıntılardan sıyrılıp çıkmış ya da sıkıntılı zamanlardan sonra dirilen insanlara baktığımızda hep çözüm odaklı olduklarını görürüz. “Şimdi ne yapabilirim?” ifadesi onların en çok kullandıkları sorudur.

Seçim sizin