Mete Yabgu dönemi (M.Ö. 209)
Teoman Yabgudan sonra yerine geçen oğlu Mete Yabgu Hun İmparatorluğu topraklarını 
Çin Halk Cumhuriyeti</B>, yüzölçümü itibariyle dünyanın üçüncü, nüfus itibariyle en büyük ülke. Güney Doğu Asya'da yer alır. Yüzölçüm 'dir. Başkenti Pekin olan ülkenin resmi dili Çince, para birimi Yuan'dır. Doğusunda Güney Kore, kuzeydoğusunda ve kuzeybatısında Rusya, kuzeyde Moğolistan, güneybatıda Afganistan ve Pakistan, güneyde Hindistan, Nepal, Butan, Birmanya Laos ve Kuzey Vietnam, doğusunda ise Büyük Okyanus ile çevrilidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Japon Denizinden
Japon Denizi Pasifik Okyanusu'nun batıdaki bir uzantısıdır. Japonya, Rusya ve Kore tarafından kuşatılmış ve etrafı neredeyse tamamen karalar ile çevrilidir. Akdeniz gibi küçük bağlantılar ile okyanusa açılır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hazar Denizine kadar uzatmıştır. Burada Türk kavimlerinin yanı sıra Altaylı kavimler de yaşamlarını sürdürmekteydiler. Bu dönem Hun İmparatorluğunun en parlak devri olarak görülür. (M.Ö. 209-174)
Hunlar zamanında Çinliler medeniyet bakımından çok ileri bir durumdaydılar. Hem nüfusları ve orduları çok kalabalık, hem medeniyetleri parlak olduğu hâlde Hunlarla başa çıkamadılar. Bu da gösteriyor ki, Hun başarısının sebebi yalnızca askerî güç değildi. Gerçekten Hunlar teşkilâtçılık ve idare bakımından çok gelişmişlerdi. O sırada Çinin ayrı ayrı prenslikler hâlinde bulunmasından da faydalanarak, Kuzey Çinde sık sık iktidarı ele alıyorlardı. Fakat Çinlilerin şehir hayâtına kapılan sınır boyu Türkleri yavaş yavaş Çinlileşiyor, Çinli prenseslerle evlenen Hun hükümdarlarının saraylarında Çin âdet ve gelenekleri yerleşiyordu...
M.Ö. 174 - M.S 1. yüzyıl

Meteden sonra gelen Yabgular zamanında Çinlilerle ilişkiler arttı. Özellikle evlenme yoluyla Türk ve Çin hükümdar âileleri arasında yakınlıklar doğdu. Bu yakınlıklar ise Hunların iç işleri bakımından birçok karışıklıklara yol açtı. Yine de Hun İmparatorluğu Milâttan Önce Birinci Yüzyıla kadar üstünlüğünü devam ettirdi. Bu yüzyılda ise Türk beyleri arasında taht kavgaları alabildiğine arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak, Türkleri zayıflatmayı bildiler. Ancak Hohan-Şunun 27 yıllık imparatorluğu zamanında ve Çiçi Yabgu devrinde devlet eski gücünü biraz olsun toparlayabildi.
İmparatorluğun ikiye ayrılması

Milâttan sonraki ilk yüzyılda Hun İmparatorluğu Doğu ve Batı Hunları olmak üzere iki ayrı devlete bölündüler. Bunlara Güney ve Kuzey Hunları da denir. Milattan sonra üçüncü yüzyılın başlarında (220) başka bir Türk kavmi olan Siyenpiler Hunlarla iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda
Hazar Denizi Avrupa ve Asya Kıt’aları arasında dünyanın en büyük iç denizi. Eski adı Casprum veya Hyracnıum Mare’dir.
Hazar Denizinin güney kıyılarının bir kısmı İran’a aittir. Geri kalan kısmı Rusya Federasyonu, Türkistan, Kazakistan, azerbaycan toprakları içerisindedir. Uzunluğu 1200, genişliği 300 kilometredir. Açık denizlerle irtibatı yoktur. Bu yüzden de su seviyesi devamlı değişir. 1930 ile 1957 seneleri arasında denizin seviyesi normalden 26 m alçaldı. Bunun sonucu kapladığı ala
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Moğolların ve bazı Türk boylarının da yardımıyla Hunlar''ın hâkimiyetine son verdiler. Kavimler göçü sonrasında da
Moğolistan'ın yerli halkı. Doğu Asya kavimlerinden. Asıl yurtları Moğolistan’dır. Kısa zamanda Asya kıtasının büyük bir kısmına sâhip olup, yayıldılar.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Avrupa Hun İmparatorluğu, Hun İmparatorluğunun devamını temsil etti.
Askerî Teşkilat

Sadece hafif zırhla korunmuş ve tamamı atlı okçulardan oluşan bir ordunun, nasıl bunca orduları yok ettiği ve hatta iyi eğitimli, tam zırhlı ve yüksek tecrübeli Roma lejyonlarını yendiği ilk bakışta hayret vericidir. Bu zaferlerin sırrını çözebilmek için, Hunların savaş taktiklerini, silahlarını ve nasıl organize olduklarını iyi bilmek gerekir.
Atlar, Hun askerî kuvvetinin temel taşıydı. Daha sonraları
Asya'daki Büyük Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra Hunlar'ın bir kısmı Dinyeper Nehri ile Aral Golü doğusu arasındaki bölgeye yerleştiler ve Dördüncü Yüzyılın ortalarına kadar orada yaşadılar. Bu tarihten itibaren Batı'ya akın etmeye başladılar. Hunlar'ın yurtlarını niçin bırakıp göç ettikleri iyice bilinmiyor. Hakanları Balamir'in idaresinde Volga'dan Batı'ya doğru ilerlemeye başladılar. O târihlerde Kuzey Karadeniz'den Macaristan'a kadar olan yerlerde Cermen asıllı kavimler oturuyorlardı.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Avarlar ve
İkinci Türk İmparatorluğu'nu kuran kavim (lll.-IX.yy.). Hun İmparatorluğu'ndan sonra Orta Asya'da, Avar İmparatorluğu kuruldu (M.S. III. yy.). Kore Yarımadası'na kadar yayılan bu devlet önce Çinlilere yenildi (458), sonra Göktürkler tarafından yıkıldı (522).
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Macarlar gibi Türk kavimleri de atı, ataları Hunlar gibi iyi kullanmışlardır. Hun atları, Avrupa atlarından farklıdır. Bunlar daha küçük, tüylü ve daha dayanıklı, cesurdular. Bu atlar sayesinde Hunlar, düşmanlarından 5 kat daha uzun mesafeleri onlarla eşit sürede alabiliyorlardı. Bütün askerler, yanlarında en az iki at taşırlardı ve bu yedek atlar sayısı 5 e kadar çıkardı bunun iki nedeni vardı. Eğer savaşta atı ölürse, diğer atlardan birini kullanabiliyordu ve üstelik çok sayıda at, düşmanların Hun kuvvetlerinin miktarını tam olarak kestirmesini engelliyordu. Hun askerleri, ikmal yolları kurmazlardı. Her asker yiyeceğini, silahını, çadırını sefere çıkmadan önce ayarlamak zorundaydı ve bunları yedek atlara yüklerdi. Hun atları da askerleri gibi çok hafif zırhlı idiler. Hunlar semeri kullanmasını biliyorlardı, fakat, üzengiyi kullanmamışlardır. Aslında kullanmalarına gerek olmadığı da bazı Çin ve Avrupa tarihçileri tarafından bahsedilmektedir. Çünkü, Hun askerleri ata sözleri ile hakim olabiliyorlar, böylece ok ve kılıç kullanırken çok rahat hareket edebiliyorlardı, emirlerle atların düşman atlarını ısırması ve yere düşen düşman askerinin ezilmesi sağlanıyordu. Üzengi Avarlar sayesinde 5. yy da Avrupada yayılmaya başlamıştır.
Hun atlı okçuları "Birleşik Yay" diye bilinen çok güçlü ve etkili ağaçtan yapılma boynuz ve deriyle kaplanmış bir yay kullanıyorlardı. Elbetteki bu yaylar, yerin altında binlerce yıl kaldıklarından bugün sadece kemikle kaplanmış kısımları mevcuttur. Bir Macar okçuluk uzmanı ve seyisi, Lajos Kassai, yıllar sonra Hun hikayelerine, buluntulara ve arkeolojik kazılara dayanarak Macar, Hun ve Moğol yaylarını üretmeyi başarmıştır. Bu şekilde bir yayla bir asker 2 yaya sahip olmuş oluyordu. Bu yaylar kuru tutulmak zorundaydılar. Askerler yanlarında deriden yapılma bir sadak taşırlardı. Bu çeşit bir yayı üretmek genelde yarım sene alıyordu. Öncelikle kayın yada akça ağaç diye bilinen uygun ve şekil alabilir bir ağaç olması gerekiyordu. Yayın gövdesine boynu ve sert odun parçaları ise yapıştırılıyordu. Deriyle kaplayarak nem karşısında önlemler alınmış oluyordu. Bu yay sayesinde, Avrupalı askerlerin kullandıkları yaylardan daha etkili ve hızlı bir şekilde atış yapabiliyorlar daha az yoruluyorlardı. Şimdi düşünün, 10 000 atlı asker, düşman karşısında ve atlarını sadece sözleri ve diz hareketleri ile yönetiyorlar, ellerinde en az 3-4 ok var, yani bu aynı anda 40 000 ok demek bir dakikadan az bir sürede.
Hun ordusu yakın savaşa pek girmese de, zorunlu kaldığında genellikle mızrak ya da pala, hançer kullanırlardı. Askerler, küçük yaştan itibaren eğitilmeye başlanır, onlara at sürmesi, yay ve kılıç kullanması öğretilirdi. Okçuluk talimleri genellikle fare, kuş, gelincik, daha sonra tavşan ve tilki gibi küçük hayvanlara karşı yaptırılırdı. Böylece, büyüdüğünde mükemmel derecede at süren ve yay kullanan kusursuz bir atlı okçu savaşçı yetişirdi.
Hunlar gibi atlı göçebe milletler, genellikle savaşlarda mahvediciydiler. Kullandıkları taktikler, Avrupa orduları ve Çin piyadeleri için bilinmeyen ve sezilemeyen tuzaklarla doluydular. Hun askerleri karşısında hep sayıca üstün kuvvetlerle savaştıkları için, öncelikle onların sayılarını etkisiz hale getirene kadar ok yağmuruna tutar, iyice yıpranan düşmana mızrak ve kılıç hücumuna çıkarlardı. Oklara karşı kalkan kullanmayı deneyen ordulara karşı ise, grup halindeki okçularla ateş ederlerdi. Önce havadan ok yağmuru başlar, hemen diğer grupta kalkanlarını havaya kaldırmış askerleri oklardı. Genellikle pusu kurarak hücum etme taktiği kullanılırdı. Avrupalı ve Çin tarihçileri, Hunların en tehlikeli ve hileli taktiğini, yani bizim bildiğimiz Turan taktiğini şöyle tanımlamışlardır: Ordu bütün kuvvetleri ile düşman hatlarına hücum eder, kısa bir süre çarpıştıktan sonra, bir işaretle geri çekilir, gözünü hırs bürümüş düşman zaferi kazandığına inanıp Hun ordusunu takibe koyulur, ancak ani bir işaretle Hun atlıları eğerlerinin üzerinde ters döner ve 3-5 ok atarak ön hücum hattının saldırısını kırarlar ve bu sırada yanlara açılmış Hun okçuları, düşmanı iyice çevirmiştir. Avrupa tarihçileri bile bu taktikleri ve iyi organize olmuş savaş düzenini barbar ve kana susamış ilkel kavimlerin yapamayacağını kabul etmiştir.
İktisat
Aslında İktisat ve Hun, birlikte düşünüldüğünde çoğu kişi şaşırabilir. Çünkü Hunlar, bugüne kadar göçebe koyun çobanları olarak bilinirlerdi. Fakat yeni araştırmalar, bu bakış açısını değiştirmiştir. Baykal Gölü etrafındaki son kazılardan sonra Bilim adamları, Hiung-nuların sadece koyun çobanlığına dayanan ekonomisi görüşünü terk etmişlerdir. Hunların şehirler kurduklarını, bunların etrafını sıkı duvarlarla koruduklarını, taştan ve odundan sürekli kullanmak için evler yaptıklarını, sadece çadır kullanmadıklarını tespit etmişlerdir. Bu bölgelerin ticaret ve tarım merkezleri olduğu, esnaf ve birçok zanaatkârın bulunduğu, ayrıca Hunların pulluğu kullandıkları, arpa ve buğdayı bildikleri ortaya çıkmıştır. Hunlara ait oldukları kanıtlanmış birçok mezarda ise, bazı tarım aletleri bugünlerde Rusyada bulunmuştur. Hunlar, buğdayı büyük çukurlarda saklamışlar, iki taşın arasında öğütmüşlerdir. Ayrıca çanak ve çömlek kullandıkları, demiri ve bronzu işledikleri anlaşılmıştır. Ticaret kervanları, Çine ve İrana kadar ulaşmıştır. Ormanlar da Hunların ekonomisinde çok etkili olmuştur.
bkz. Macaristan
Büyük Hun İmparatorluğu Resimleri
Hunlar'dan kalan bir kemer tokası.
Büyük Hun İmparatorluğu'nun Batı ve Doğu olmak üzere birinci bölünüşü. Çiçi yönetimindeki Batı Hiung-nu'nun kısa sürede dağıldığını ve çevre ülkelere göçtüğünü; Ho-Han-Ye idaresinde Doğu Hiung-nu'nun ise Çin yönetimi altında sürdüğünü gösteriyor.
Bookmarks