Bilim Forumları Katagorisinde ve Eski Uygarlıklar ve Dünya Tarihi Forumunda Bulunan Nefertiti/Cleopatra - Queen Of Egypt, Mısırın kralçeleri Nefertiti/Klropatra,fravun a Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...
Kraliçe Nefertiti'nin Gizemi
Dünyanın en eski ve aşılamayan değerdeki şahseri olan nefertiti büstü hem tarihi değeri hemde taşıdığı anlamlar dolayısıyla çok önemlidir.M.ö.1350 yıllarında yaşamış olan firavun Amenofis 4.Akhenaton'un karısı olan nefertiti çok güzel,akıllı,bilgiliydi aynı zamanda azimli ve gururluydu kocasını çok seviyor karşılığını da görüyordu fakat kraliçe mutlu değildi gizli bir derdi,elemi vardı.
İşte bütün bu özellikleri pembe granitten yapılan büstüne yansıtılmıştır bu büstü yapan meçhul heykeltraş kraliçenin iç duygularını,gizli dertlerini en yalın şekilde ve gerçekten sapmadan taşa yansıtma marifetini göstermiştir.
Peki nefertitinin özelliği ve önemi nedir? daha doğrusu gizemi nedir? niye mutlu değildir?.
Bu bilgili ve zeki aynı zamanda güzel kadının hayatı bugün tam olmasa da genel hatlarıyla aydınlanmıştır nefertiti bir subay kızıdır yani hanedan mensubu bir soylu değildi kocası ile yeni olan ''aton'' dinini yaymaya çalışmıştır bu dinin esası birçok tanrı yerine yanlız güneş tanrısına tapmaktır.Ama öteki ilahlara tapan rahipler onun bu sapkınlıktan dolayı ceza göreceğini söylediler düştüğü üzücü durumu da bu cezanın gerçekleşmesi olarak gördüler düştüğü üzücü durum ise 6 kız çocuk doğurduğu halde taht varisi olacak bir erkek çocuk doğuramayışıydı mutsuzluğunun gerçek sebebi buydu.
Bu konuda zamanın kaynakları aton dinini getirdikleri için ilahların onlara ceza verip erkek çocuğu vermediğini firavunun da ilahları simgeleyen putları yıktırıp hepsinin yerine aton kültürünü getirdiğini belirtirler yani ilahların verdiği cezaya isyan eden firavun onların varlıklarını da reddediyor sonuçta nefertiti ye verilen ceza onu çok derin bir üzüntüye ve mutsuzluğa sevk etmiştir.
Nefertitini yaşadığı devirden yaklaşık 3000 yıl sonra rönesans çağında modelinin eserine en iyi yansımasını sağlayan leonardo da vinci ''la jaconde'' adlı eserinde nefertiti büstünde olan ifadeye yakınbir ifadeye ulaşmıştır ama bu eser bir tablo olduğu için heykelden daha kolay ifade edilmektedir hem la joconde(mona lisa)hem de nefertiti de aynı esrarengiz tebessüm ve yüzdeki mahzun,elemli ifadeler göze çarpar ama nefertiti hem zaman hemde heykel olması açısından daha üstündür.
Bir kraliçenin yaşadızı ızdırap ve sahip olduğu gizli dertlerin bir sanat eserine ustalıkla yansıtılmasıyla oluşan nefertiti olayı hafızalarda soru işaretleri hem derin düşünceler bırakıyor ve bu efsanevi hikaye gizemini koruyarak bin yıllar öncesini bizlere anımsatıyor demekki insanın kendi içinde yaşadığı dertler ve onun dışa yansıması insan hayatındaki sırlardan biri ve bu örnekle de somutlaşıyor...bugün daha önce kahireden berline getirilen nefertiti büstü hala zamana karşı direnmekte ve özelliklerini korumaktadır.
Kraliçe Nefertiti
![]()
Kraliçe Nefertiti
Nefertiti (M.Ö. 14. yüzyıl), Mısır kraliçesi ( M.Ö. 1379-1362), Mısır Firavunu IV. Amenhotep'in (sonradan Akhenaton) eşi, Firavun Tutankhamun'un kayınvalidesidir. [1] Eski Mısır tarihine ait bütün kitaplar, onun dillere destan güzelliğinden bahseder. [2] Adının kelime anlamı; "güzellik geliyor", "güzel olan" ya da "güzelden gelen"
anlamlarına [1] çevrilmişse de, yine de bu konuda hiç bir soru olmadığı anlamına gelmez. Nefertiti'nin güzelliğini bugünkü süper model ölçüleriyle karşılaştırırsak, o bir kraliyet güzeliydi diyebiliriz.[3] Kimi kaynaklarda Nefertiti'nin asıl adı Tadukhepa'dır. Daha sonra ünlü güzelliğinden dolayı Nefertiti ismiyle anılmaya başlandı. [2]
Kraliçe Nefertiti'nin nerden geldiği ve kökeni tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar; onun, Mısır dışından asil bir aileden geldiğini ileri sürüyorlar. Özellikle çekik gözlerinden dolayı Asya kökenli olduğunu düşünen çok sayıda araştırmacı da mevcut. [1/2]Nefertiti, yasadığı dönemin en güçlü kadınlarından biriydi. Özellikle de Mısır'da. Çünkü Nefertiti, kocası Akhenaton yani firavunla aynı düzeyde bulunuyordu. Hatta firavunun uygulaması gereken cezaları ya da yapması gereken işleri yapabilme yetkisi vardı. Bu durumdan halk ve din adamları hiç memnun değildi; çünkü bu Mısır'da alışkın olunan bir uygulama değildi. Tahtta çok uzun süre kalamadıklarından dolayı bu memnuniyetsizlik uzun sürmedi. Akhenaton, saraya yayılan salgın bir hastalıktan (!) öldü. Nefertiti de bir süre tahtta kaldı ve öldü.
Sol tarafta bulunan büst, en çok kopyalanmış bulunan Eski Mısır eseridir. Bu büst onun atölyesinde bulunmuştu.[1] Dünyanın en eski ve aşılamayan değerdeki şaheseri olan Nefertiti büstü hem tarihi değeri hem de taşıdığı anlamlar dolayısıyla çok önemlidir. M.Ö.1350 yıllarında yaşamış olan firavun Amenofis; yani 4.Akhenaton'un karısı olan Nefertiti, çok güzel, akıllı, bilgili ve aynı zamanda azimli ve gururluydu. O, kocasını çok seviyor, karşılığını da görüyordu. Fakat kraliçe mutlu değildi. Gizli bir derdi, elemi vardı. İşte bütün bu özellikleri pembe granitten yapılan büstüne yansıtılmıştır. Bu büstü yapan meçhul heykeltıraş, kraliçenin iç duygularını, gizli dertlerini en yalın şekilde ve gerçekten sapmadan taşa yansıtma marifetini göstermiştir.[4]
Büstü Mısırlı sanatçı Thutmose (Djhutmose) tarafından yapılmıştır. Şu anda Berlin'deki Müzenin Mısır Eserleri bölümünde bulunan bu büst; 1941 yılında Amarna'da keşfedildi.. Büst, badana malzemesi olarak da kullanılan kireçtaşından yapılmıştır. Kraliçenin yüzü, güneş yanığı tonunda; başı, tıraşlı vaziyette; dudakları, kırmızı ve morarmış ( büyük olasılıkla kullanılmış bir sürmeden kaynaklı). Kraliçe Nefertiti'nin büstü, Akhenaton'un kurduğu yeni başkentin yıkıntıları arasında 1912 yılında Ludwig Borchardt isimli bir Alman arkeolog tarafından bulundu. Büstü Berlin'e getirerek özel koleksiyonuna alan arkeolog, 1920 yılında Nefertiti büstünü Berlin'deki Mısır Müzesi'ne hediye etmişti. [3]
Berlin müzelerinin “Mona Lisa”sı olarak büyük bir ilgi ile karşılanan Nefertiti büstüne, Hitler de büyük değer biçiyordu. Hitler kuracağı büyük Almanya'nın başkentinde Nefertiti'ye özel bir yer ayırmayı düşünüyordu. Ancak İkinci Dünya Savası'ndan sonra Berlin'in bölünmesiyle 1956 yılında Nefertiti büstü, kentin batısına taşındı. [3]
Alman arkeologlar, 1912 yılında Mısır'da bulunan ve o zamandan beri Berlin Altes Müzesi'nde sergilenen Neferti'tinin büstünde yaptıkları araştırmada, heykeltıraşın M.Ö 1300'lü yıllarda yaşadığı tahmin edilen kraliçenin büstünü yaparken, ağız bölgesindeki kırışıklıkları yok edip, tümsekli burnunu düzelttiğini anladıklarını belirtti.
Bilim adamları, büstü ilk kez 1992'de CT teknolojisiyle incelenmişti, ancak şimdi son sistem teknoloji ile incelediğinde, büstün ilk halinde oynama yapıldığı, eski şekliyle iç kısımdaki yüzde elmacık kemiklerinin daha az belirgin olduğu, burnun tepesinde bombe, ağızla yanaklarda buruşukluk görüldü. Arkeologlar, ise Nefertiti'nin kireç taşından yapılmış ve kolay kırılabilen yüz büstünde oynama yapılmasının kolay olduğunu düşünüyor.
Daha önce de hep dillere destan güzelliği ile tanınan Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın da sanıldığı kadar güzel olmadığı tespit edilmişti. Uzmanlar değişikliklerin kraliçeyi dönemin güzellik ideallerine yakın hale getirmek üzere yapılabileceğini söylüyor. [5]
Peki Nefertiti'nin özelliği ve önemi nedir? Daha doğrusu gizemi nedir? Niye mutlu değildir?. Bu bilgili ve zeki aynı zamanda güzel kadının hayatı bugün tam olmasa da genel hatlarıyla aydınlanmıştır Nefertiti bir subay kızıdır yani hanedan mensubu bir soylu değildi kocası ile yeni olan ''Aton'' dinini yaymaya çalışmıştır bu dinin esası, birçok tanrı yerine sadece güneş tanrısına tapmaktır.Ama öteki ilahlara tapan rahipler onun bu sapkınlıktan dolayı ceza göreceğini söylediler düştüğü üzücü durumu da bu cezanın gerçekleşmesi olarak gördüler düştüğü üzücü durum ise 6 kız çocuk doğurduğu halde taht varisi olacak bir erkek çocuk doğuramayışıydı mutsuzluğunun gerçek sebebi buydu.[4]Nefertiti; Firavun IV Amenhotep'in karısıydı. Eski Mısır hanedanlığının 18 sırasında olan ve İ.Ö 1353-1336 yılları arasında hüküm süren firavun Amenhotep, daha sonra ismini Akhenaton olarak değiştirdi. İktidarda olduğu dönem içinde Mısır kültüründe bir devrim gerçekleştirerek Mısır dininde köklü değişiklikler yarattı. Çoklu tanrı inancına sahip olan Mısır halkı da onun etkisiyle tek tanrılı bir inanışa doğru yönelmekteydiler. Kimi tarihçiler, onun dinsel görüşlerinin o dönemde Mısır'da yaşamakta olan bir grup Yahudiye bağlamakta, bir biçimde firavunun Mısır Yahudilerinden etkilendiği görüşünü dile getirmekteler. Akhenaten'un dinsel anlamda hal sunduğu ve kısmen de olsa kabul ettirdiği yenilikler, eski Mısır'ın dini inanışına ve tapınaklarına ilan ilgiliyi azaltmış bu da eski papaz ve diğer din adamlarının halk üzerindeki güçlerinin zayıflamasına yol açmıştı. Bunun sonucunda da Firavun bu yaptıklarıyla, eski Mısır dininin temsilcileri olan papazlarının düşmanlığını üzerine çekmişti. Nefertiti ve Akhenaten'un yaymak istedikleri bu yeni dinsel amaç uğruna eski tapınakların hepsini yıkarak yeni bir başkent inşa ettiler. Bu dönemde mısır sanatı realist diyebileceğimiz bir çizgiye yaklaştı.[3]
Bu konuda zamanın kaynakları Aton dinini getirdikleri için ilahların onlara ceza verip erkek çocuğu vermediğini firavunun da ilahları simgeleyen putları yıktırıp hepsinin yerine Aton kültürünü getirdiğini belirtirler yani ilahların verdiği cezaya isyan eden firavun onların varlıklarını da reddediyor sonuçta Nefertiti ye verilen ceza onu çok derin bir üzüntüye ve mutsuzluğa sevk etmiştir.[4]
Kraliçe Nefertiti o dönemin en güçlü kadınlarından biriydi. Kocası firavun Akhenaton'la aynı eşit haklara sahipti bazı kararları kocasının yerine verebiliyordu. Bir kraliçenin firavunla aynı yetkiye sahip olması mısırda alışılmış bir durum değildi. Bundan Halk ve din adamları rahatsızdı. Çok tanrılı dinden Tek tanrılı dine geçişte eşine verdiği destek yüzünden düşmanları artmıştı. Akhenaton bu dini reformu başaramamıştı ama yinede Akhenaton dünyanın ilk tek tanrılı dine inanan insanı olarak anılır.[2]
Nefertiti, yaşadığı devirden yaklaşık 3000 yıl sonra Rönesans çağında modelinin eserine en iyi yansımasını sağlayan Leonardo da Vinci, ''La Jaconde'' adlı eserinde Nefertiti büstünde olan ifadeye yakın bir ifadeye ulaşmıştır ama bu eser bir tablo olduğu için heykelden daha kolay ifade edilmektedir hem La Joconde (Mona Lisa) hem de Nefertiti de aynı esrarengiz tebessüm ve yüzdeki mahzun,elemli ifadeler göze çarpar ama Nefertiti hem zaman hem de heykel olması açısından daha üstündür.
Bir kraliçenin yaşadığı ıstırap ve sahip olduğu gizli dertlerin bir sanat eserine ustalıkla yansıtılmasıyla oluşan Nefertiti olayı hafızalarda soru işaretleri hem derin düşünceler bırakıyor ve bu efsanevi hikaye gizemini koruyarak bin yıllar öncesini bizlere anımsatıyor demek ki insanın kendi içinde yaşadığı dertler ve onun dışa yansıması insan hayatındaki sırlardan biri ve bu örnekle de somutlaşıyor...bugün daha önce Kahire'den Berlin'e getirilen Nefertiti büstü hala zamana karşı direnmekte ve özelliklerini korumaktadır.[4]
Ailesi
Firavun Amenhotep IV (Akhenaton) ile evlenme tarihi tam bilinmese de 6 evlatların adı biliniyor.Ancak beşi salgın hastalıktan dolayı ölmüş.Geriye Ankhsenpaaten kalmıştır. Altı kızları:
Meritaten: 2. evlilik yılında (M.Ö. 1348). Meketaten: 3. evlilik yılında (M.Ö. 1347). Neferneferuaten Tasherit: 6. evlilik yılında (M.Ö. 1344). Neferneferure: 9. evlilik yılında (M.Ö. 1341). Setepenre: 11. evlilik yılında (M.Ö. 1339). [1]Mumya uzmanı Fletcher, Discovery Channel tarafından yayınlanan açıklamasında, mumyanın Nefertiti'ye ait olabileceği konusunda yalnızca güçlü olasılıklardan söz edebileceğini, 12 yılını Nefertiti'yi aramakla geçirdikten sonra bunun hayatının en inanılmaz deneyimi olduğunu söyledi.
Eski Mısır'ın en güçlü kadınlarından olan Nefertiti'nin mumyasının da bulunduğuna inanılan mezar, Haziran 2002'de Fletcher'ın dikkatini çekti. Mezarda 2 kadın 1 erkek mumyası bulundu. Giysi ve mücevherleriyle Nefertiti'ye ait olduğu sanılan mumyanın, kuğu boynu, kulağındaki çift delik ve tıraşlı başı dikkat çekti. Bilim adamları, mumyanın parmakları arasında bir kraliyet asası ile kolunda yalnızca firavun ve kraliçelerin taktığı kolluk buldular. Bu bulguların da mumyanın Nefertiti'ye ait olduğunu gösterdiği belirtildi.
Discovery Channel, bu konuyu içeren 2 saatlik programını, 17 Ağustos'ta yayınlayacak. Ailesi hakkında kesin bulgular olmasa da Mitanniler'den gelme Asyalı bir prenses olduğu düşünülen Firavun Ahenaton'un karısı Nefertiti, MÖ 14. yüzyılda yaşamıştı. [6]
Nefertiti'nin mumyası, Mısır- Luksor kentinde Krallar Vadisinde Johann Fletcher tarafından bulunmuş. Nefertiti'nin heykellerinde rastlanan kuğu boyun, kulağındaki 2 küpe deliği, parmaklar arasında bulunan kraliyet asası mumyanın Nefertiti'ye ait olduğu kanısındaki şüpheleri tamamen silmiş.
Johann Fletcher adli araştırmacı mumyanın ağız kısmında bir darbe olduğunu açıklamış. Mumyaya verilen bu zararın nedeninin; Eski Mısırlılar'ın, var olduğuna inandıkları 2. hayatta bile Nefertiti'nin yaşamasını istemeyecek kadar ondan nefret etmeleri olarak açıklamış. Nefertiti'nin ölümüyle ismi tüm kayıtlardan silinmiş ve mevcut olan tüm resim ve portrelerine zarar verilmiş. Nefertiti'nin doğal bir ölüm sonucu mu öldüğü yoksa bir cinayete mi kurban gittiği sorularını yanıtlayabilecek, günümüze ulaşmış hiçbir belge bulunmamaktadır.
Nefertiti…
Saçları siyah, gözleri koyu renk, ufak tefek ve bronz tenliydi. Elmacık kemikleri avuç içine alınabilecek kadar belirgindi. Kraliçelerin bile gözlerini alamayacağı kadar güzeldi; iyi bir eğitim almış, kendini son derece geliştirmişti. Bir Mitanni prensesinin kızıydı o. Bakanların hem korku, hem de kıskançlık duyduğu bir kadındı. İnsanları büyüleyen, büyüleyemediklerini de zekâsıyla kolayca alt edebilen birisiydi. Amacı, insanların lideri olmak, ölümsüzleşmek ve tarihe geçmekti. Sonsuzluğun peşindeydi. Kusursuz bir gülüşü vardı. “Kadınlığını” kullanmayı biliyor ve bu nedenle kısık sesle konuşuyordu erkeklerle. Böylece onu duyabilmek için eğiliyorlardı. Gülüşünü idareli kullanıyor, gülümsediği anda da erkekler kendilerini onun ışığında yıkanmış gibi hissediyorlardı.
Politikti yaşama bakışı. Bir tanrıyla evlenip tanrıça olmak peşindeydi. Daha da ötesini istiyordu aslında. “Tanrılar kendilerine yetiştiğim için beni cezalandıracaklar mı” diyebilecek kadar ötesini… Ölümü göze alabilecek kadar cesurdu aynı zamanda. Kurnazdı ve kontrol edilemez bir gücü vardı. Vahşi bir özgüven sahibiydi. Hedefine kilitleniyor ve bu yolda her şeyi meşru sayıyordu. Zaman akıyor, ekmek ve şarapla satın alınmış halkın sevgisiyle yüzü ışıldayan bir firavuna dönüşüyordu Nefertiti.
Acı son, tüm hızıyla gelmişti bu mağrur kadının üstüne, ölümsüzlüğüne inanmaya başladığı gün, aslında yalanlarla kuşatılmıştı. O andan itibaren tüm cesareti bir korkuya dönüşmüştü. Her an bir suikasta uğrama endişesi tüm benliğine hâkim olmuştu. Kaybedecek çok şeyinin olması, korkularını her geçen gün arttırmıştı.
Amenhotep…
Firavun. Nefertiti’nin kocası. Hiç kimsenin adını duymadığı güneş tanrı için tapınaklar yapan adam. Tapınma için değil elbette, sadece iktidar sahibi olan rahiplerden “gücü” devralma adına, binlerce insanın kanı üzerine en büyük tapınağı inşa eden adam. Tanrılığını ilan etmenin peşindeydi Amenhotep.
Zaten tanrıya ihtiyacı yoktu ki! Ne firavunların, ne kralların, ne de “iktidar sahiplerinin” tanrıya ihtiyacı olmuştu tarih boyunca. Tanrı, sadece “zavallılar” ve “zayıflar” için vardı!
Nefertiti’nin babası…
“İhtiyar”ın baş veziri. Nefertiti’yi kontrol edebileceğini sanıp firavunla evlendiren adam. Kurnaz ama bir hayalperest!
Anne kraliçe…
Baş vezirin kız kardeşi. Nefertiti’yi firavuna eş seçen kadın. Erkek kardeşi gibi firavunun kontrol altında tutulabileceğini düşleyen bir diğer hayalperest!
Mutnojmet…
Nefertiti’nin “bilge” ve “insan” kız kardeşi. Bir dönem Nefertiti’nin “kontrol anahtarı”. O günün tanıklığını yapıp okura olup biteni anlatan kadın. Ablasının tam tersine “hırs”tan arınmış, sıradanlığı yeğlemiş biri. “Ne olursa olsun, çocuklarımızın toprak sürmeyi öğrenecek ve Nil’de balık tutacak olması beni sevindiriyor, onlar yolda yürürken kimse sanki tanrılarmış gibi önlerinde diz çökmeyecek. Alçakgönüllü olacaklar” diyebilecek kadar tevazu sahibi. “Güçlüler”in alabildiğine çılgınca eğlendiği, debdebe içinde yaşadığı bir dönemde, veba yüzünden ölen binlerce yoksulun acısını yüreğinde hisseden kadın.
Aşkın, ihanetin, iktidar mücadelelerinin ve din çatışmalarının alabildiğine yoğun olduğu bir dönemde karabasan gibi çöken ve “tanrılaşmış” ihtişama bir son veren “kara ölüm”… Veba…
Önce insanlar nefeslerinde bal kokusu hissediyor, sonra koltukaltlarında ve kasıklarında yumrular oluşup kararıyor ve sızıntı yapıyor. Binlerce insan sokaklarda can veriyor acıyla. Kara ölüm, firavunun kalın duvarlarla çevrili sarayına da giriyor ve firavunu alıyor önce. Nefertiti’nin kaderinin ne olduğunu ise romandan okunmanızı öneririm.
“Nefertiti – Mısır’ın Kraliçesi, Sonsuzluğun Kızı”, içinde bulunduğumuz sıcak yaz günlerinde keyifle ve rahatça okuyabileceğiniz bir roman. Tarihin etkileyici bir döneminde yaşamış güçlü bir kadının çarpıcı öyküsü.
(Şakir Altıntaş)
ESKİ MISIR'DA RESİM SANATI
Eski Mısır dünyasında resim sanatı ebedi, sürekli ve kutsal olanı ifade etmek için kullanılmıştır. Mısır resim sanatı örneklerinin, büyük tapınaklar ve mezar anıtları içinde yer almasının nedeni de budur. Bu çevrede en önemli uğraşlardan birini tanrıların ve ötedünya sorunlarının oluşturması, ressamların gerçekçi üslup eğilimlerinde bile bu kavramlarla uğraşmasına yol açmıştır.
Eski Mısırlılar duvar süslemesine çok düşkün bir topluluktu. Tapınaklarda ve mezar odalarında boş bırakılmış bir duvar yüzeyine hemen hemen hiç rastlanmıyordu. Duvarlar ya basık rölyef şeklinde ve üzerleri boyanmış kabartmalarla, ya bir çeşit resim dili olan hiyeroglif yazılarla ya da doğrudan resimlerle döktürülüyordu. Boyanın önemli bir tamamlayıcı öge olarak yer aldığı, çoğunlukla pek alçak rölyef tekniğinde olan ve bazen de yüzey içine oyulmuş olan kabartmaların resim sanatı içinde yer alabileceği de düşünülegelmiştir. Buna rağmen Eski Mısır resim sanatının karakteristiği olan işler, mezarların içindeki, boyalı duvar resimleridir. Bu eserlerin yer aldığı anıtlar eski Thebes şehri çevresinde; ünlü Krallar ve Kraliçeler vadi-lerindedir. Firavunların yanı sıra soylu kişilerin mezarları da aynı bölgelerde bulunmuştur.
18. sülalenin orta dönemine ait Nebamun mezarında yer alan bir sahne :
Nebamun Mezarından resimler,18. sülale
Thebes mezarlarını süsleyen ve Eski Mısır sanatının değişmez figür stilizasyonunu gözler önüne seren bir örnektir.
Resimlerin içinde yer aldığı büyük mezar anıtları, III-VI. sülaleleri kapsayan Eski Krallık döneminde (M.Ö. 2778-2263) inşa edilmiş dört köşe planlı, tuğla ya da taştan yapılmış sağlam yapılardır. Mastaba adı verilen bu yapılar doğu yönünde uzatılarak bir kült (ibadet) odası y& da bir şapelle bütünlenmişlerdir. V. sülale döneminde mastabalara birçok odalar eklenmiştir. Bu mastabaların en tipik örnekleri eski Memphis dolaylarındaki Sakkara mezar alanındadır.
Odaların duvarları hiyeroglifler ve boyalı kabartmalarla süslenmiştir. Basamaklı ve düz piramit anıtlar firavunların mumyalanmış cesetlerinin konduğu bu mezar odalarının üzerine inşa edilmişlerdir.
Orta Krallık döneminden beri soyluların mezar yapıları dağ eteklerindeki kayalar içine oyulmaya başlanmıştı. XI-XIV. sülaleleri kapsayan bu dönemden (M.Ö. 2133-1680) sonra XVIII-XX. sülaleleri kapsayan Yeni Krallık dönemi (M.Ö. 1580-1085) gelmiştir. Yeni Krallık sülalesine mensup soylular da mezarlarını Nil nehrinin batısından Thebes yakınındaki kayalıklara doğru oydurmaya başladılar. Krallar Vadisi adını alan bu bölgedeki mezar anıtları, koridorlara açılan mezar odalarındaki örneklerle Mısır resim sanatının en zengin görünüşlerini ortaya koymuşlardır. Firavun eşlerine ait kaya mezarlarının ve büyük özenle yapılmış soylu mezarlarının bulunduğu bölgeler, Kraliçeler Vadisi ve Şeyh Abdül Kurna adlarını taşımaktadır. Şeyh Abdül Kurna'daki mezar odalarının resimleri daha yalın olmakla birlikte çekici bir zarafete de sahiptir.
Nefertiti'nin mezarından resimler,19. sülale
XIX. sülale döneminde Eski Mısır'ın kraliçesi olarak bir zarafet simgesi sayılan Nefertiti'nin mezar anıtı, gene Thebes civarındaki benzerleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bu mezar odasının duvarlarını süsleyen kompozisyonlar alçı üzerine çizilip boyanmışlardır .
MISIR RESMİNİN KONULARI
Mısır resim sanatındaki konular; tanrılara, dinsel törenlere ve gündelik hayat şannelerine yönelmiştir. Ancak Mısır'da dinsel kavrayış, her bölgede ve her çağda aynı kalmamıştır. Fetiş inanışları ve bölgesel inanışlar daha az ilkel olan bir din anlayışına doğru gelişmiştir. Yeni Krallık döneminde Güneş inanışı Tanrı Ra'nm adına ve görünüşlerine bağlıdır. Osiris de bütün Mısır'da bereket ve bolluk adına ortaklaşa inanılmış bir tanrıdır.
İsis ve Osiris
Efsaneye göre iyi ve haktanır bir yönetici olan Osiris, akrabaları tarafından öldürülmüş ve kederli eşi îsis onun parçalanmış cesedini bulup yeniden bütünlemiştir. Bu ölüm ve yeniden diriliş efsanesiyle Osiris ölümden sonraki hayatın garantisi sayılmıştır.
Ölünün öteki dünyaya geçişindeki yargılama törenlerine ve hayvanlarla dinsel inançlar arasındaki bağıntılara ilişkin totem inanışlarından kalma semboller, Mısır resimlerindeki esrarlı dilin çözülmesinde kolaylık sağlarlar. Boğa, kedi, timsah, köpek, şahin v.b. gibi hayvanlar tanrısal güçlerle ilişkidedirler.
İnsan biçiminde tasarlanan tanrıların hayvanlarla bağlantıları hayvan başlı ve insan vücutlu tasvirlere yol açmış ve bu çeşitten tanrı tasvirleri Mısır duvar resimlerinde önemli bir yer tutmuştur.
Mezar Resmi, 21. Sülale
XXI. sülale (1085-900) dönemine ait bir duvar resmi, hayvan başlı Güneş tanrısı ile ona arp çalan bir müzisyeni gösterir .
Mezar resimlerindeki konuların belli başlılarından birini, ölü gömme töreni teşkil etmektedir. Sözgelişi, mumyalanmış cesedin Nil nehri üzerinde bir salla, kaya mezarındaki yerine götürülüşü, uzun bir tören geçidi olarak ele alınmıştır. Böyle bir sahnede, törene katılan insanlar, ölünün gereksinmesi olan eşyayı ve besinleri taşıyan figürler olarak resmedilmiştir. Bir gömme olayından çok bir yerden bir yere taşınmayı andıran bu törenlerin resimlenmesinde, grup halinde ağlayan kadınlar da yer alırlar. Geçidin mezar içindeki aşamasında, mumyalanmış bedenin ebedi hayata başlayabilmek için yapacağı işlere rahibin ön ayak olduğu ve adına ağız açma denen, özel bir araçla ölünün ağzına dokunma sahnesi görülür. Törenin bundan sonraki aşamalarında ise, kalanların feryatları ve şarkıcılarla arpist çalgıcıların eşliğinde ölü yemeğinin yenisi gösterilmiştir.
Gündelik hayattan sahneleri konu edinen mezar resimleri, Mısır toplum hayatının anlaşılması bakımından önem taşırlar. Bu resimler günlük hayat ve çalışma faaliyetinin hemen hemen bütün ayrıntılarını büyük bir belgesellikle yansıtırlar. Ölümden sonraki hayata inanılması, cesedi mumyalayarak büyük bir özenle korumak isteğini yarattığı gibi, ölüyle birlikte," ona gerekli olan her türlü eşyanın ve araçların da gömülmesini zorunlu kılıyordu. Ölümden sonrasını amaçlayan bu süreklilik isteği, hayatın bütün görünüşlerini kapsayan duvar resimlerinde ifade edilmiştir. Ölünün hizmetçi ve köleleri, av eğlenceleri ve öbür gündelik faaliyetine katılanlar, kuşkusuz birlikte gömülemezlerdi, ama bunlar da duvarlardaki resimleriyle sürüp giden hayatın sonsuzluğunda yerlerini almış oluyorlardı.
Büyük firavunların mezarlarında, yönetim hayatını yansıtan sahneler de gösteriliyordu. Bunların yanı sıra, genellikle esirlerin zincirlenmiş olarak götürüldükleri sahnelerde izlenen savaş ve zafer temaları da resimlere konu teşkil ediyordu. Firavunlar bazen de tanrılara adak adarken resmediliyorlar ve bu görünüşle tanrılara eş bir yücelik taşıyorlardı.
Soyluların mezarlarındaki resimler firavunlarınkinden bir bakıma daha içtendir. Çünkü bunlarda gündelik hayatın irili ufaklı olay ve sevinçlerini yansıtan sahneler vardır. Resimlerde ölüye getirilen çeşitli yemekler, yakalanmış balıklar, avluda beslenen güvercinler, ölünün dans eden, şarkı söyleyen kızlarla kayık içinde Nil gezintisi, eşiyle birlikte, beslenen kuşları seyredişi, tarlalarındaki tarım işlerinin her aşamasını gözetişi, adak hayvanlarının kurban edilişi, ağaçların kesilmesinden, bitirilmiş haline kadar ölü için bir geminin inşa edilişi, marangozluk yapan, taş yontan, debbağ-lık eden işçilerin tasvirleri, hep bu çeşit mezar odalarında yer almıştır. Bu mezarların en önemlilerinden biri, Eski Krallık dönemi mimarbaşılarından olan Ti'ye ait olarak gösterilenidir.
MISIR RESMİNDE TEKNİK VE ÜSLUPLAR
Mısır duvar resimleri kayaların yüzeyleri üzerine yapılıyordu. Başlangıçta ressamlar kaya üzerinde oyuk bir yüzey meydana getirmenin güçlüğünü çekmişlerdir. Boyanın duvara yedirilmesi için oyuk yüzeylerin içinin kalın bir boya tabakasıyla doldurulması gerekiyordu. Ama sonraları kaya yüzeyi üzerinde böyle bir işlemi gerektirmeyecek bir yöntem bulundu. Bu yöntemde ressamlar girintili çıkıntılı olan yüzeyi hafifçe düzlettikten sonra kalın bir kil tabakasıyla sıvıyorlar ve üzerine ince bir alçı tabakası sürdükten sonra resim yapmaya elverişli yeni bir yüzey elde ediyorlardı. XIX-XX. sülalelerin hüküm sürdüğü Ramsesler çağında ise bu resim yüzeyini hazırlama işinin daha az özenli olduğu görülüyor. Ressamlar bu çağda kili üstün-körü sıvamışlar, çoğunlukla sadece düzeltilmiş kaya yüzeyi üzerini çizip boyamışlardır. Bu resimler günümüze kadar fazla bozulmadan gelmelerini kuru iklim şartlarına borçludur. Nitekim bu resimler keşfedilip de sık sık gezilip görülmeye başlandıktan sonra daha çok yıpranmışlardır. Mısırlı ressamların başlangıçta fırça yerine saz ve kamış saplarını kullandıkları anlaşılıyor. Bunlar ucu yontulmuş bitki parçalarıydı. Daha sonraları palmiye liflerinden yapılmış fırçalar kullanmaya başlamışlardır. Küçük kâsecikleri ve çukur deniz kabuklarını da boyalarını koymak için kullanıyorlardı. ¥-Kuşkusuz Mısır resminin en karakteristik olan ve dünya sanat tarihinde ona büyük önem kazandıran yanı üslup özellikleridir. Mısır resimlerinde görülen figürler ve olaylar derinlik duygusunun ötesinde daima düz bir yüzey anlayışı içinde tasvir edilmişlerdir. Figürlere derinlik duygusu yaratacak herhangi bir hareket vermekten daima kaçınılmıştır, insan vücudunun resmedilmesinde bacaklar tamamen profilden, gövde ve omuzlar cepheden, yüz profilden ve gözler daima cepheden gösterilmiştir. Bu değişmez yöntemle figür._yapma alışkanlığının çarpıcılığı besbellidir, işin şaşılacak yanı, bu sıkı kuralların yüzyıllarca koruriâbitrhiş olmasıdır. Kuşkusuz katı ve donuk görünen bu yöntem içinde âdeta ölüme verilmiş bir canlılık göze çarpmaktadır. Mısır heykel örneklerinin âdeta büyük kütle değerlerini inkâr eden geometrik katılıklarında sürekli bir hayat soluğunun duyulması da aynı nedenle üslup anlayışına bağlanmaktadır. Bu bakımdan Mısır resim sanatı hem tektanrıcı yüzyıllarda, hem de modern çağda geçerli olan çeşitli soyut şema anlayışlarının da kaynaklarından biridir.Mısır resminde doğal perspektifin yasaklanmış gibi görünür olmasında, mezar odalarının sükûnetine uymak gibi bir zorunluk da vardır. Anıtsal bir süreklilik ancak böyle bir hareket donukluğu içinde sağlanabilirdi. Ayrıca Mısır resminin, narratif (hikayeci) bir eğilimde olması da resimlerin yüzeysel bir anlayışla yapılmasında rol oynamıştır. Mısırlılar çok defa resim yüzeylerindeki boşlukları yazıyla doldurmuşlardır. Bir yandan da bu resim sanatı büyüsel bir öze sahip çıkarak, illüstrasyonu aşan ve eşyaya gerçeklik yükleyen bir anlam taşımıştır. Büyüsel ve hikayeci resim yollarının bir arada bulunuşu resim düzenlerinde büyük bir açık seçikliği gerekli kılmaktadır. İşte bu yüzden de bütün fazlalıkların atıldığı bir şemacılık kendini göstermiştir.
Resimlerdeki boyutlar figürün ait olduğu dinsel ya da toplumsal değere göre değişmektedir. Firavunlar ve tanrılar çoğunlukla öteki insanlardan daha büyük gösterilmişlerdir. Resimlerde yer alan başka figürlerse, soylu ya da hizmetçi, köle oluşlarına göre farklı ölçülere sahiptirler. Grup halinde resmedilen tutsak toplulukları diz çökmüş yığınlar halindedir.
Genellikle tapınaklardaki payeler üzerinde gösterilen firavun ve tanrılar normal boy ölçülerindedirler. Öbür tasvirlerin büyüklüğü de onlarla orantılıdır. Mezar odalarında ve koridorların duvarlarında yer alan resim dizile-rindeyse, ölçülerin oldukça küçük olduğu görülür. Uzun resim dizilerinde ya ölü gömme törenlerine ait geçitler ve bunlar gibi birbirine bağlı sahnele ya da birbirleriyle bağıntısı olmayan başka başka sahnelerin yer aldığı, sözgelişi bir av sahnesini, el işçiliğine ait bir başka sahnenin izlediği düzenlemeler görülür.
MISIR RESMİNDE RENK
Doğal nesnelerden elde edilen renkler; sözgelişi kök boyaları, Mısır resim sanatçılarının belli başlı malzemeleri arasındadır. Okr (aşı boyası), mavi ve yeşil renkler elde etmek için dövülmüş emaye, is birikintileri, yaran kalmış resimlerin yakınındaki kaplarda bulunmuştur. Boya malzemesi suyla karıştırılarak inceltilmiş ve çamsakızı eriyiği ile de yapışkanlığı sağlanmıştır. Okr renklerinin insan ve hayvan bedenlerinde kullanıldığını görüyoruz. Bu renkten kırmızı, kahverengi ve sarı gölgeler de elde edilebilmiştir. Kadın, figürlerinde beden ve yüzün rengi, erkek figürlerindekinden daha açıktır. Ancak, kadın ve erkek gruplarında açık ve koyu renk çeşitliliklerine de rastlanabilir. Beyaz, elbiselerde ve bazı durumlarda da zemin rengi olarak kullanılmıştır. Okr ve beyaz karışımından, çok kullanılan bir çeşit pembe elde edilmiştir:
Renk kullanımının bir başka yanı da, boyanın kalın ya da ince sürülmesinden elde edilen sonuçlardır. Sözgelişi, boyanın ince sürülmesiyle saydamlık izlenimi verilebilmiştir. Saçları boyamakta kullanılan is, zamanın yıkıntısına en çok uğrayan renk olmuştur. Mavi ve yeşil renklerinse, bitkilerde kullanıldığı göze çarpar. Bütün bu renklerin karışımlarından çekici ve canlı renk sonuçları elde edilebilmiştir.
Yeni Krallık dönemi mezarlarında ölünün sürekli hayatını yansıtan sahnelerde sanatçıların şaşırtıcı incelikte bir renk zevkine eriştikleri görülür. Büyük meyvalıklar, kurban sunakları, tezyinileşmiş su hareleri içinde ağa düşmüş balıklar, mücevher takınmış kadın figürleri bu ince renk zevkinin örnekleridir. Buna karşılık kralların ve tanrıların resmi hayatıyla ilgili sahnelerde sanatçılar gelenekler doğrultusunda dar renk sınırları içinde kalmışlardır.
Mısır dünyasında ressamların daha çok kontur, yani çevre çizgisi çizenler diye adlandırdıklarını biliyoruz. Gerçekten de Mısır resimlerinde figürü ya da motifi sınırlayan siyah ya da kırmızı renkte çizilmiş çevre çizgileri donuk ve kuvvetli bir etki bırakmaktadır, izlenimci bir erime ve dağılma Mısır resminde hiç bilinmeyen bir şeydir.
Mısır resminde bütün renklerin korunma ölçüleri, kullanıldıkları malzemeye göre değişmiştir. Mavi ve yeşil renkler bakır kapsadıkları için zamanla değişmişlerdir. îs malzemesi, beyaz renk malzemesine gö're daha az dayanmıştır. Ancak resimlerin bulunduğu doğal şartların elverişliliği onlara bir müzeden daha geniş bakım ve korunma imkânı da sağlamıştır.
Mısır resminin en çarpıcı niteliği uzun yüzyıllar süresince yasalan kolay kolay değişmeyen anlayışlara bağlılığındadır. Çeşitli görünüşlere değişmezlik sağlayan bu niteliğin, yalnız bir sanat disiplini değil, Mısır yaşam düzeninin de tipik bir yanı olduğu kesindir. Mısır mimarlığı ve özellikle Mısır sanatını daha çok karakterize eden heykel sanatında bu bağlılık gözden kaçmaz. Kuşkusuz, sanatçının kişisel eğilimleri bulunduğu ortamın şartları içinde baskı altına alınmıştır. Mısır resmindeki temel farkların bu yüzden sadece çağ farkları olduğu söylenebilir. Nitekim Eski ve Orta Krallık dönemlerini kapsayıp Yeni Krallık döneminin içlerine uzanan çok katı bir resim disiplini M.Ö. 15. yüzyıl ortalarından sonra daha hareketli, zarif ve oldukça bireysel bir üsluba yerini bırakmıştır. Önceleri mavi olan zeminler sonralan daha açık renkte boyanmış, daha çeşitli, daha fazla renk karışımları daha büyük bir canlılıkla ele alınmıştır. 12. yüzyıldaki Ramses-ler çağında resim sanatı geniş ölçüde yaygın olduğu halde, eski disipline bağlı özenden pek eser kalmamıştır. Yine de bu çağ resmi, çizgi ve renk virtüözlüğünün izlerini taşır. Süslemedeki zenginlik de tıpkı resimdeki savrukluk gibi bir çeşit ticarileşmeyi yansıtmaktadır.
Mısır resim sanatını başka yönleriyle inceleyebilmek için papirüsler üzerine çizilmiş örnekleri ve mumya tabutları üzerinde yer alan resimleri de gözden geçirme gereği vardır. Bu tabut resmi geleneğinin Mısır'da çok daha sonraları, Roma egemenliği çağında gerçekçi portre özellikleri kazanarak sürdürüldüğünü ilerde göreceğiz. Bu portre sanatının, resim tarihinin çeşitli deneyişlerine birer kaynak niteliği taşıdığı da belirtilecektir.
Mısır resim sanatının papirüs üzerine çizilmiş en önemli örneklerinden biri XXI. sülale zamanındandır ve Prenses Entin-ny'nin gömme papirüsü içindedir. Bu örnekte resmedilen sahnede ölünün öteki dünyaya geçiş sırasında karşılaştığı yargılama gösterilmiştir.
Tahta oturmuş Osiris'in huzurunda hayvan başlı tann Anubis büyük bir terazide ölünün kalbini, gerçeğin sembolü olan bir tüyle tartmaktadır. Kitap ya da rulo kâğıt tomarına yapılmış resimlerin en eski örneğini teşkil eden bu papirüs tomarı ölünün öteki dünyaya geçişini kolaylaştırmak için tabutunun içine konmuştu.
Bookmarks