+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye"

 Bilim Forumları Katagorisinde ve  Eğitim Bilimleri Forumunda Bulunan  Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye" Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye" Üyeler Görebilir ] A.B.D. Öğretmen Eğitimi Tarih–Sosyal Bilimler Kitabında; 1894-1896 yılları arasında Sultan ...

  1. #1
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.063
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye"







    Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye"
    Üyeler Görebilir ]

    A.B.D.

    Öğretmen Eğitimi Tarih–Sosyal Bilimler Kitabında;

    1894-1896 yılları arasında Sultan Abdülhamit 100 binden
    fazla Ermeniyi katletti.

    Ermeniler Türklerin yayılmacı Pantürkizm planının
    önünde engeldi.
    Bu nedenle Türk yöneticiler onlardan kurtulmaya
    karar verdiler.

    Ermeni Soykırımı Nasıl Gerçekleştirildi?

    -Türk Ordusundaki Ermeni askerlerin silahları alındı,
    zor işler verildi ve daha sonra öldürüldü.

    Ermenilerin eğitim,siyaset, din ve kültür liderleri
    tutuklandı ve öldürüldü.

    -İmparatorluk dahilinde yerel yetkililere,Ermeni nüfusa
    karşı nefret uyandırmalarını emreden talimatlar gönderildi.

    -Kadın, çocuk ve yaşlılar tehcir bahanesiyle çöle ölüm
    yürüyüşüne gönderildi.

    Ermeni nüfusun bütün mallarına ve zenginliklerine Türkler
    el koydu.

    -Bazı durumlarda, eğer Ermeniler Hristiyanlığı reddedip
    İslamı kabul eder ve Türk olduklarını söylerlerse
    hayatlarını kurtarabiliyorlardı.

    Ermeni soykırımının amacı Osmanlı İmparatorluğunun
    içindeki Ermenileri yok etmekti.

    -Ermeni soykırımı Yahudi soykırımının öncüsüdür.

    -1909 yılında Kilikya bölgesinde 30 bin Ermeni katledildi.
    1915-1922 yılları arasında 1.5 milyon Ermeni öldürüldü;
    500 bini de sürgüne gönderildi.

    -Tehcir sırasında savunmasız kadınlar ve çocuklar Suriye
    Çöllerinde haftalarca yürümeye zorlandı;
    tecavüz ve işkenceye maruz kaldı.

    Binlercesi zorla Türk ve Kürt evlerinde ve
    haremlerinde alıkonuldu.

    Aşağıdaki bilgilerin ışığında diğer soykırım örneklerini
    tanımlayınız.

    -Osmanlı İmparatorluğu liderleri tarafından Ermenilere

    -SSCB’de Stalin tarafından köylülere, memurlara ve askerlere

    -Kamboçya’da Pol Pot yönetimi tarafından halka

    -Ruanda’da Hutular tarafından Tutsi azınlığa


    ------------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    RUSYA FEDERASYONU

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    1875’in yazında Bosna-Hersek’te çıkan ayaklanma şiddetle bastırıldı.

    1876’da Bulgaristan’da Osmanlı boyunduruğuna karşı bir ayaklanma
    çıktı ve Sırbistan ve Karadağ Osmanlıya savaş açarak Bulgar
    halkına yardıma koştular. Ancak az sayıdaki eğitimsiz
    ordu bozguna uğradı.

    Türk idaresinin yaptığı kanlı katliamlar Rus toplumunda
    infial yarattı.

    Kamuoyunda Yugoslav halklarının korunması fikri yayılmaya
    başladı.

    Yönetimin resmi yasaklarına karşı çoğunluğu subay olan
    binlerce gönüllü Sırp Ordusuna katıldı.

    Haritanın lejandında dört numaralı madde Kilikya
    Ermeni Devletini göstermektedir.

    Bölünmüş Bulgaristan, Sultan’ın düzenli ordusu için kolay
    lokma oldu.

    Daha sonra Sultan I nci Murat ordularını Sırbistan’a sürdü.
    1389’da, LAZAR komutasındaki sayıca çok üstün Sırp Ordusu,
    Kosova Ovası’nda, kahramanca savaşıp düşmanı kıstırdılar.

    Fakat Prensin en yakın adamlarından biri Murat ile haince
    anlaşarak savaşın en önemli anında 12 bin askerini savaş
    alanından çekince, sarsılan Sırp Ordusu geri çekilmek
    durumunda kaldı.

    Prens LAZAR’ın akrabası Miloş OBİLİÇ kasten esir düşerek
    Sultan’a götürülmeyi talep etti. Kahraman Sırp, Hükümdar
    ile karşılaştığı anda hançer ile Murat’ı vurdu.

    OBİLİÇ’İ hemen orada parçaladılar. Komutayı alan yeni
    Sultan öç almak üzere tüm esirlerin ve Prens LAZAR’ın
    katledilmesi emrini verdi.

    Fatih, 200 bin kişilik ordu, 125 parçalık donanma ve
    yarım tonluk gülle atan devasa toplarla taarruza geçip
    şehri fethetti.

    İmparator 11 nci Konstantin elinde kılıcıyla öldü.
    Sultan; şehrin, surların, binaların kendisine ait olduğunu
    söyleyerek bunların dışındaki herşeyi yağma için askerlerine
    bıraktı.

    Üç gün süren yağmadan sonra ganimet ve kölelerden zengin olmamış
    bir tek asker kalmadı.

    Bizans Ordusu yok olmuş, ahalinin çoğu ölmüştü. Şehir İstanbul
    olarak adlandırılıp başkent oldu.

    Türkler tarafından bir çok Ortadoks kilisesi yıkıldı.
    Ayasofya ise camiye çevrildi.

    Kemal, iktidarda güçlenince diktatörlüğünü kurdu.
    Demokratik ve kominist organizasyonları dağıtıp reformlara
    girişti.

    Türkiye’de Cumhuriyeti ilan edildi, ruhani
    dünya sekülarize edildi.

    Güçlükler ekonomi ile sınırlı değildi. Çözümsüz bir çok sorun
    arasında Kürt sorununa dikkat etmek gerekmektedir.

    Lozan Antlaşması’na göre Kürtlerin yaşadıkları yerler Türkiye,
    İran, Irak ve Suriye sınırları dahilinde bölünmüştü.

    60’lı yıllarda kurulmuş olan Kürdistan İşçi Partisi 1984 yılında
    Kürtlerin yaşadıkları bu dört ülkedeki topraklarda bir Kürdistan
    devleti kurmak amacıyla silahlı mücadeleye girişti.

    Ülkenin Güneydoğu Bölgesi’nde *** savaşçıları ile Türk Ordusu
    arasında silahlı faaliyet başladı.

    Askeri faaliyetler Türkiye’ye yıllık olarak 10 milyar dolara
    malolmuştur.

    Kürt sorununa çözüm halen bulunamamıştır.

    Türkiye Miğfer Devletler’in kaçınılmaz mağlubiyetlerine kanaat
    getirince Almanya ve Japonya’ya savaş açtı.

    Bu açık sembolik hareket Türkiye’ye BM’nin kurucuları arasında
    yer alma olanağı sağladı.

    Fakat uluslararası prestijini büyük oranda kaybetti.
    Özellikle SSCB ile ilişkileri kötüleşti.

    ------------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    ALMANYA

    İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;

    -Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland”
    (Ermeni Dağlık Alanı) olarak gösterilmiş,

    -Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan”
    olarak gösterilmiş,

    -Haritanın Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından
    işgal edilmiştir.”yazmaktadır.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Bir halk milliyeti için savaşıyor (Kürtler). 5000 yıldır
    yaşadıkları bölgede Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları
    arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya
    Savaşı’nda birçok ülkeye paylaştırıldı.

    O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil
    özgürlüğü vermedi.

    Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor.

    Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve
    Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

    İlköğretim Coğrafya-Çevre Bilgisi Kitabında;

    (Kürtler)16-20 milyonluk bir topluluktur. Türkler bölgeye
    gelmeden önce deburada yaşıyorlardı.

    Toplam beş bölge ülkesinde yaşayan Kürtler devlet kurma
    arzusundadırlar.

    Türkiye ve Irak’ta, askerler ve Kürtler arasında silahlı
    çatışma olmaktadır.

    Türk Askerleri aileleri bölmekte, işkence yapmaktadır.

    İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;

    -Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesindeki bazı
    iller “kürdistan”,

    -Karadeniz Bölgesi’ndeki Canik Dağları “Pontus Gebirge”
    (Pontus Dağları) olarak gösterilmiştir.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    -Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland”
    (Ermeni Dağlık Alanı),

    -Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan”
    olarak gösterilmiştir.

    -Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.”
    yazmaktadır.

    İlköğretim Coğrafya – Atlas Yardımcı Yayınında;

    Haritada Türkiye-İran sınırı kürdistan olarak
    gösterilmiştir.

    İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;

    Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı
    İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı.

    Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler
    vardı.

    Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık
    ve yorgunluktan,kervanları soyan göçebelerin baskınlarından
    hayatlarını kaybettiler.

    Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf
    Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir
    işaretiydi.

    İlköğretim Tarih–Coğrafya Kitabında;

    Ermenilerle ilgili:Türkler tarafından 1914-1918 yılları
    arasında soykırım yapılmıştır.

    Sevr’de garanti edilen bağımsız Ermenistan oluşturulamamıştır.

    Ermenilerin topraklarının büyük kısmı Türkiye’de kalmıştır.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Kürtlerle İlgili: Türkiye’de resmi olarak Kürt yoktur,
    bunun yerine “Dağlı Türkler” vardır.

    Kürdistan Kürtlerin yaşadığı bölgedir.

    Burası Türkiye, İran, Irak tarafından paylaşılmıştır.

    İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;

    Türkiye ile İlgili: Konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe’dir.
    Yönetim şekli 1982’den bu yana cumhuriyettir.

    İlköğretim Tarih–Coğrafya Kitabında;

    Kürtler, Türkiye ve Irak yönetimiyle çatışma içinde ve birçok
    insanlarını kaybetmiş durumdadırlar.

    Su sorunu çözülmeden bölgedeki Kürt probleminin de çözülmeyeceği
    ortadadır.

    Irak rejiminden kaçan Kürtlerden 6700 kişi Türk sınırında,
    kirli su ve buna bağlı hastalıklardan dolayı öldü.

    Haritada: Halen Kürtlerin yaşadıkları bölgeler,

    Planlanmış kürdistan (Sevr’e göre),
    Bağımsız kürdistan cumhuriyeti (1946-1947) olarak
    gösterilmiştir.

    İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;

    Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur.
    Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmeli ve Türkçe
    konuşmak zorundadır.

    Fakat özellikle Doğu Anadolu’da çeşitli halk grupları
    geleneksel yapılarını koruyarak yaşamaktadır ve Türk
    Devleti’ni yabancı görmektedirler.

    Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini
    kurma sözü vermişti.

    80’li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’nin bağımsızlık savaşı
    şiddetlendi.

    İki cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti.

    *** savaşçıları kadınları, çocukları öldürdü. Türk Ordusu iki binin
    üzerinde köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Türkiye, bölgede yürüttüğü proje kapsamında (GAP) 21 baraj,
    17 santralle her iki nehrin suyunu kendi ülkesine kullanacak.

    Birçok insan bu proje kapsamında yurtlarını terk edecek,
    iklim değişimi hastalıklara yol açacaktır.

    Kürtler Türk Hükümetinin baskısı altındadır, uzun zamandır
    bağımsızlık İstekleri vardır.

    İmla Klavuzunda;

    Eşanlamı Karşılığı
    türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak, aldatmak.

    Sözlükte;
    Eşanlamı Karşılığı
    Türk = Manöver,Propaganda Manevra, abartma.

    Werbung
    türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapma, aldatma.

    Türken Bauen = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    İtalyanlar, Türkler ve Yunanlılar olmasaydı bizim ülkemiz ne yapardı? Kim bizim çöpümüzü toplar, caddelerimizi süpürür; büroları, hastaneleri, devlet dairelerini temizlerdi.

    İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;

    -İstiklal Marşı sırasında gülmek yasaktır.

    -Sınıflar kalabalık ve öğrencilere temizlik kontrolü
    (tırnak, mendil) yapılmaktadır.

    -Öğretmeler öğrencileri dövüyor.

    -Okullarda ezberci eğitim yapılmaktadır.

    -Sultan yerine gelen general tek eşli; eskiden erkekler
    dört kadınla evlenebiliyorlardı.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Tarih dersi müfredatının “Savaş-Teknik-Sivil Halk” bölümünde,
    kapsanması mecburi olan konular içerisinde “İnsanlıktan Uzaklaşma”
    başlığı altında verilen “Savaşlardaki Dejenarasyon, Etnik Ayrımcılık,
    Toplu Katliam ve Soykırım” konusuna, sözde Küçük Asya’da (Anadolu’da)
    Ermeni nüfusuna yapılanlar soykırıma örnek olarak gösterilmiştir.

    Görsel öğrenme metodları olarak da mezarlıklar ve soykırım anıtlarının
    kullanılabileceği belirtilmiştir.

    .................................................. ..........................................

    Üyeler Görebilir ]

    AVUSTURYA

    Avusturya tarihi, Avusturya vatandaşlarının belleklerine belli başlı
    olaylarla kazınmıştır.

    Bunlar Ortaçağ koyu Katolik baskısı, büyük yangınlar, savaşlar
    ve 1529 ile 1683 yıllarında yaşanan Türk kuşatmalarıdır.

    Türkler; merkezi ve Doğu Avrupa milletlerinde çoğunlukla çocuklarını
    kaçırıp yeniçeri ocağı için devşiren, eşlerini ve kızlarını kaçırıp
    hareme hapseden, akınlarla batı istikametine hem karadan, hem deniz
    ve Tuna Nehri’nden gelip soyup, öldürüp, çalan ve giden insanlar
    olarak nitelendirilirken, bu ülkelerde anneler pek yakın zamana kadar
    (ve belki de halen) çocuklarını ‘’Uyumazsan Türkler gelir, seni götürür’’
    diye korkutup uyutmaya çalışırken, Avusturya bunlara ek olarak tarihini,
    Avrupa’yı ve Hristiyanlığı Türklerden kurtaran bir millet olma çerçevesine
    oturtmuş bir millettir.

    İki Türk kuşatmasının izlerini Avusturya’da her şehir ve kasabada
    izlemek mümkündür.

    Bunlara ilişkin sayısız kitap yazılmış ve sanat eseri (efsane, şiir,
    şarkı, roman, heykel, resim, tiyatro, film) yaratılmıştır.

    En ücra kasaba, köy kilisesinde dahi bir tabela üzerinde ‘’Türkler
    …. yılında buraya gelmiş ve soymuş, katletmiş, yakmış ve yıkmıştır’’
    yazısı görülebilir.

    Viyana’da pek çok cadde ve meydanın ismi Türklerin adı kullanılarak
    türetilmiştir.

    Pek çok bina duvarlarında yarı gömülü (çoğu suni olsa da) yuvarlak
    taş bilyalar Türk gülleleri olarak turist çekmektedir.

    Şehir merkezindeki pek çoğu heykelde zafer kazanmış Avusturyalı
    komutan ayağı altında sarıklı bir Türk başı, yerde sürünen bir yeniçeri
    ve sancak gibi şeyler görülmektedir.

    Pek çok sanat eserinde olduğu gibi askeri tarih müzesinde de Türklerle
    olan geçmiş yaşatılmaktadır.

    Burada Türklerden ele geçirilen ganimetlerin yanı sıra, temsili pek
    çok resme de rastlanmaktadır.

    Bu resimlerde Türkler sürekli zulmeden kişiler ve düşman modeli olarak
    hep çok çirkin, uzun bıyıklı, salyalı, iri gözlü olarak resmedilmişlerdir.

    Tarihinde pek çok milletle savaşmış olan Avusturya için diğer savaştıkları
    milletler bu kadar söz konusu değilken, Türklere dair geçmişi sürekli canlı
    tutmak,koyu Katolik olan Avusturya halkının milli benliğine ve dinine
    bağlılığının bir göstergesi olmuştur.

    Alman Orient Enstitüsü Başkanı emekli yarbay Udo STEİNBACH, Avusturya
    medyasını Türkler alehinde etkilemektedir. Ona göre:

    “Asıl sorun Atatürk tarafından yaratılan bu uyduruk Türk milletindedir.

    Uyduruk bir dil ve kültür. Önce Ermenileri sonra Rumları katlederek uyduruk
    bir cumhuriyet kurdular.

    Kürtleri neden tamamen kesmediler, merak ediyorum.” (1998)

    Adı geçen kişi halen içinde Türk kelimesi geçen her faaliyette
    Avusturya ve Almanya başta olmak üzere pek çok ülkede konuk konuşmacı
    olarak, üstelik Türkler ya da Türk sempatizanı olarak kendini gösterenlerce
    (örneğin Avusturya-Türk Bilim Derneği) görevlendirilmektedir.
    .................................................. ...........................................

    Üyeler Görebilir ]

    DANİMARKA

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Sayıları 25 milyona ulaşan Kürtler (13-14 milyonu Türkiye’de), dünyadaki
    anavatansız halktır.

    Burada bulunan ve Türk olarak adlandırılan halkın çoğu aslında Kürttür.

    Türk Devleti Kürt halkının varlığını reddetmektedir.

    Kürtlerin demokratik hakları kısıtlanmaktadır. Parlementoya seçilmiş
    bile olunsa Türkiye’de Kürtçe konuşmak hapis nedenidir.

    Türk polisi ve askerinin yargısız tutuklamaları, köyleri harap etmeleri
    Kürtleri sürekli tedirginlik içinde yaşamaya itmektedir.

    Bölgedeki iç savaşta 37.000 kişi ölmüştür. Ayrıca 2.500 Kürt köyü yıkılarak
    boşaltılmıştır.

    Yapılan baskılar nedeniyle Batı Avrupa’ya gelen yabancıların büyük
    kısmını Kürtler oluşturmaktadır.

    -----------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    İNGİLTERE

    Müzenin “Crime Against Humanity” bölümünde “Armenia 1915” başlığı altında
    Türklerin 1915 yılında Ermenileri nasıl katlettiklerini anlatan bir bölüm
    vardır.

    Bu bölümde sözde Ermeni soykırımının nasıl başladığı anlatılmaktadır.

    Müzenin “Crime Against Humanity” bölümünde “The continuing Plight of the Kurts”
    başlığı altında Kürtlerin kim olduğu ve Kürtlere karşı yapılanlar yıllara göre
    ayrı ayrı anlatılmaktadır.

    ------------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    İSVEÇ


    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Haritada Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak
    gösterilmiştir.

    Atlasın Kültür ansiklopedisi bölümünde, çeşitli milletlerin tanıtıldığı k
    ısımda, Kürtlerin hayvancılıkla uğraşan, Türkiye, İran ve Irak’ta yaşayan,
    baskı altında yaşadıkları iddia edilen Müslüman halk oldukları ifade
    edilmektedir.

    -----------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    İTALYA

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Türkiye nüfusunun çoğunluğu Türk halkından ve azınlık Kürt halkından
    oluşmaktadır.

    Kürt halkı, sistematik olarak politik bir baskı rejimi uygulanması
    nedeniyle göçe itilmektedir.

    Kürt halkı, politik açıdan birden çok ülkeye ait olan Kürdistan bölgesinde
    yaşamaktadır ve sürekli olarak politik baskı altında tutulduklarından dolayı
    dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış durumdadırlar.

    Birinci Dünya Savaşı sonunda büyük devletler tarafından Kürt halkına toprak
    verilmesi sözü tutulmamış ve bunun sonucu olarak Kürt halkı, Türkiye, Suriye,
    Irak ve İran topraklarına yayılmışlardır.

    Şu anda, Türkiye’de yaşayan Kürt halkının nüfusu 15 milyon civarındadır.

    Türk Devleti, Kürt halkına karşı işgal, yerleşim bölgelerini yok etme,
    halkı göçe zorlama şeklinde askeri baskı altında tutmaktadır.

    Kürt kimliğini yok etmeye çalışarak, Kürtleri, “Dağ Türkleri” olarak
    çağrılmaya zorlamaktadır.

    Kürtçe konuşulması yasak olup, Kürt çocuklarının eğitimleri yalnızca
    Türk öğretmenler tarafından yapılmaktadır.

    Kürt sorunu, Abdullah ÖCALAN’ın (Kürt halkının özgürlüğü ve hakları için
    askeri ve politik metotlar kullanarak savaşan ***/KONGRA-GEL partisi başkanı)
    yakalanmasından sonra uluslararası bazda gündeme gelmiştir.

    Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası teşkilatlar birçok kez Türkiye’yi
    ve Kürt halkının yaşadığı diğer ülkeleri, Kürt halkına karşı uygulanan baskı
    rejimlerinden dolayı suçlamıştır.

    Türkiye’nin radikal İslam’a karşı aldığı pozisyondan dolayı ve bulunduğu
    bölgede denge unsuru olması gibi stratejik konumu vardır.

    Bu nedenler, Kürt halkına uyguladığı baskıların, uluslararası platformda
    yeterince sert bir tepki almasını engellemiştir.

    ------------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    FRANSA

    İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;

    Fotoğrafın altında “1918'den sonra Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni yetim
    ve öksüzleri" ibaresi bulunmaktadır.

    Fotoğrafta yerlerde çok kötü durumda, yarı çıplak küçük yaşlarda
    kız ve erkek çocuklar görülmektedir.

    Eğitim sistemi itibarıyla ezberden çok, tartışma ve yorum yönteminin
    uygulandığı bu ülkede, tartışma ve yorum yapmaya müsait bu resimle
    Osmanlı İmparatorluğu ilişkilendirilerek, sözde Ermeni soykırımı;

    Ermeniler kimdir?

    Bu çocuklar neden öksüz kalmışlardır?

    Osmanlı İmparatorluğu içerisinde ne kadar Ermeni yaşıyordu?

    Bunlara ne oldu?
    gibi sorularla işlenmektedir.

    Savaşta Avrupa'da en az 8 milyon insan ölmüş, milyonlarcası yaralanmış
    veya sakat kalmıştır ve üstelik savaş 1 milyondan fazla Ermeninin göç
    ettirilmesi ve katledilmesiyle 20 nci yüzyılın ilk soykırımı sonucunu
    doğurmuştur.

    Fotoğrafta, bir bina önünde üç Ermeni din adamı ve önlerinde yerde yatan
    öldürülmüş insanlar (Kitaba göre Ermeniler) görülmektedir.

    Fotoğrafın altında "Ermeni katliamı (1919)" yazısı ile "1915'te Türk Hükümetinin
    aşırı uçtaki kanadınca alınan önlemler, İmparatorluktaki Ermenilerin büyük bir
    bölümünün yok edilmesine yol açtı.

    (en az 600 bin ölü)" açıklaması bulunmaktadır.

    "Cephede Savaş Dehşeti" isimli konu alt başlığında "Bu savaş esnasında 20 nci
    yüzyıl, ilk soykırım ile tanışmış oldu. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı
    İmparatorluğunda Hıristiyan Ermeniler, Rus saldırılarına destek vermekle
    suçlandılar.

    1,5 milyon Ermeni kadın, çocuk, erkek 1915'te sürgüne gönderildi ve Türk
    hükümetinin emri ile katledildi" ifadesi yer almaktadır.

    Fotoğrafın altında "1915'te Ermeni Katliamı" yazısı ile "Ermenilerin
    tutuklanma ve sürgüne gönderme kararını kim aldı?" sorusu bulunmaktadır.

    Söz konusu fotoğrafta ise elleri tüfekli, fesli ve bıyıklı, asker
    elbisesi giymiş iki kişi ile, kafatasları görülmektedir.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Altında Ermeni katliamı yazısı bulunan resimde temsili olarak Ermenilerin
    kadın, erkek, çocuk, bıçakla ve tüfekle katledilmesi gösterilmektedir.

    Sayfanın sağ üst köşesindeki haritada Türkiye'nin kuzeydoğusu “Ermenistan”
    olarak gösterilmiştir.

    Resimde Sırpları katleden Türkler gösterilmekte ve altında:

    "Zorbalıklar başlıyor, Sırp köylülerin Türk çetelerince öldürülmesi"
    yazısı yer almaktadır.

    Kitabın insan hakları ihlallerinin kronolojik olarak gösterildiği sayfasında,
    1915 Yılı için "Ermenilerin Türkler tarafından katledilmesi 20 nci Yüzyılın
    ilk soykırımıdır." ibaresi yer almaktadır.

    "Lise 2 nci sınıfta Ermeni sorunu nasıl kavrattırılır?" sorusu yer almakta
    ve altında "Neden bu seçim?" sorusuna üç maddelik yanıt verilmiş:

    -09 Aralık 1948 Soykırım Suçlarının Cezalandırılması Sözleşmesi
    ile tanımlanan ve 16 Nisan 1984 Yılında halkların sürekli mahkemesi
    tarafından 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen soykırıma
    karşı borç olduğu için,

    -Milliyetçilik ilkesinin değişime ve büyük güçlerin çıkarlarına karşı
    daha hafif kaldığını göstermek için,

    -Soykırım ve savaş suçlarının kabul edilmesindeki güçlüğü göstermek için.

    İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;

    Kitap, ***/KONGRA-GEL terör örgütünü, Abdullah ÖCALAN’ı, meşru ve masum
    bir bağımsızlık mücadelesi yapıyor olarak göstermektedir.

    Bir ortaokul öğrencisinin anlayacağı şekilde basit bir dille yazılmış
    olan kitabın 36 ncı sayfasında "Türk Hükümeti modern ve liberal olarak
    görünmek istemektedir.

    Türkiye, AB’ne aday olmak üzere başvurmuştur. Kanunlarla yönetilen barış
    içinde bir devlet imajı vermeye çalışmaktadır.

    Ancak ***/KONGRA-GEL üyelerini ve Kürt milliyetçilerini öldürmek
    veya yakalamak için kuvvete başvurmaktadır." denilmektedir.

    lköğretim Coğrafya Kitabında;

    "Dünyanın Bugünkü Jeopolitiği" adlı konu verilirken bir dünya haritası
    çizilmiş ve üzerinde çatışma bölgeleri gösterilmiştir.

    Haritada Türkiye'nin güneydoğusu da çatışma bölgesi olarak
    gösterilmektedir.

    Ortadoğu haritası üzerinde, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve
    İran'ın batısı ile Suriye'nin bazı bölümleri Kürt bölgesi olarak
    gösterilmiştir.

    Ayrıca Şırnak kenti de yüksek çatışma bölgesi olarak
    belirtilmiştir.


    ------------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ

    İlköğretim Okuma Kitabında;

    “Harap Bir Köy” adlı okuma parçasında, köyün 1974 yılında Türkler tarafından
    harabeye çevrildiği anlatılmaktadır.

    Parçada köy halkının her şeyi bırakarak köyü terk ettiği dramatize edilerek
    resimli bir şekilde anlatılıyor.

    Kuzey Kıbrıs Yunanlıları Türk Ordusu tarafında evlerini terk etmek ve adanın
    özgür bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldılar.

    Parçada; kuzeyde bıraktığı evi ziyarete giden ailenin büyük kızı dönüşte iki
    salyangoz getirir.

    Evin küçük kızı salyangozları görünce gözleri dolar: “Evlerini sırtlarında
    taşıyorlar, keşke ben de aynısını yapabilseydim.”

    “Göç” başlıklı yazıda, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşanan nüfus
    mübadelesinde Yunanlıların evlerini, topraklarını satıp göç ettikleri konusu
    trajik bir şekilde anlatılmaktadır.

    Yazıda, Mihalis KASİALOS adlı bir halk sanatçısının (ressam) 1973’te Paşaköy’de
    inşa ettirdiği ve duvarlarını dillere destan bir şekilde kendi elleri ile
    resmettiği kilise anlatılmaktadır.

    Yazının devamında 1974 ağustosunda Türk Askerlerinin köye girip birçok masum kişi
    ile birlikte yaşlı KASİALOS’u da öldürerek etrafa zarar verdiklerinden
    bahsedilmektedir.

    Sonunda ise yaşlı KASİALOS ölmüş olsa bile resimlerinin ölümsüz bir şekilde orada
    kalacağından söz edilmektedir.

    1821 ayaklanmasını anlatan yazıda; Sakız Adası’nın Türkler tarafından yerle bir
    edildiği, köy ve şehirlerin yakıldığı; kadın, çocuk ve ihtiyarların boğazlandığı,
    genç kızların ise yine Türkler tarafından köle pazarında satıldığı anlatılmaktadır.

    İzmir’in Türklerin eline geçmesi ve devamında yaşanan nüfus mübadelesinin trajik
    bir şekilde anlatıldığı yazı;

    İzmir’in alevler içinde kaldığı, Yunanlı nüfusun canlarını kurtarmak için küçük s
    andallara dolup denize açıldığı görüntüsü yaratılan bir resimle desteklenmiştir.

    Hikayede EOKA’cı Grivas’ın da lakap olarak aldığı efsanevi Diğenis AKRİTAS’ın
    Beşparmaklar ile öyküsü anlatılmaktadır. Beşparmaklar’ın ilk çağlardan beri
    Helenlere ait olduğunu vurgulanmaktadır.

    Öykü ilk çağ dönemine ait olmasına rağmen konu Türklere getirilmekte ve Eflaklı
    bir Yunan çocuğun nöbet yerine giderken Türk-Arap korsanların Kıbrısa
    saldırdıkları ve adanın yeşil kıyılarının kızıl kana bulandığı
    anlatılmaktadır.

    Nöbetçi çocuğun, arkadaşlarına, kardeşlerine kılıçlarını kuşanıp Türkler ve
    Araplara karşı savaşmaya çağırdığı bir kahramanlık öyküsü olarak
    anlatılmaktadır.

    “Türk İşgali” adlı şiirde Barış Harekatı dramatize edilerek
    anlatılmaktadır.

    İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;

    “Ben Hristiyan doğdum, Hristiyanım, Hristiyan öleceğim.”

    Bu sözlerden sonra Türkler onu zindana attılar ve birkaç gün sonra yaşamı
    tüyler ürpertici bir şekilde sona erdi..

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Seni ilk oğluna ağlamak zorunda bıraktığım
    için ağlama, umutsuzlanma anneciğim.

    Eğer bunca anneler ağlıyorsa bunun
    suçlusu Türklerdir.

    Bana süt içirip büyüttüğün kulübemize
    bir Türkün efendi olmasına kalbim
    dayanamıyor, tahammül edemiyorum.

    Bunu sen de biliyorsun anne.
    Bu kitabın tamamı Türk düşmanlığı içermektedir.

    İlköğretim Okuma Kitabında;

    “Kıbrıs’da”,“Kıbrıslı Çocuk”,“Vatan” ve “Bölünmüş Vatanımız
    Hakkında Küçük Çocuğun Merakı”adlı şiirlerde ilkokul çocukları,
    Kıbrıs’ın bölünmüş olduğu ve yeniden birleşmesi için dileklerde
    bulundukları, geride (kuzeyde) bıraktıkları yerlere ve evlerine
    dönmek istedikleri, Türklerin Güzelyurt ve Maraş’ı harabeye
    çevirdiği gibi konular işlenmektedir.

    Eftihia Teyze, Erenköy’ün Yalusa Köyü’nde ailesiyle birlikte
    mutlu bir hayat sürüyordu. İnsanlar ister Yunan olsun isterse
    Türk olsun herkese yardım ediyordu. Fakat 1974 yazında kötü
    olay ansızın gelişti.

    Oğlu Aleksandros, onun karısı Avgi ve çocukları ile birlikte
    esir oldu.

    Aleksandros Kıbrıslı Türkler tarafından bir soruşturma için
    tutuklandı.

    O günden beri hiç kimse kendisini görmedi, kayıp.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    “Türkler 1974 Temmuzunda Kıbrıs’a askeri çıkarma yaptılar.

    200 bin Rum zorla evlerinden atıldı ve kendi vatanlarında
    göçmen oldu.

    Birçoğu Türkiye’deki hapishanelere götürüldü. Bu kişilerden
    1619’u halen kayıptır.

    Bu kişilerin aileleri, yakınlarının akibetlerinin belirlenmesi
    için o zamandan itibaren süregelen bir mücadele başlatmışlardır.

    Türk işgali altında bulunan topraklarda, 1974’te 20 bin mahsur
    insan kalmıştır.

    Türkler bu kişileri, yavaş yavaş oradan gitmeye mecbur etmişlerdir.

    Bu kişilerin sayıları devamlı azalmaktadır.

    1994’te bu kişilerin sayısı 900’ü geçmiyordu.”

    Parçanın sonunda, parça içerisinde geçen rakamlarla ilgili sorular
    sorulmaktadır.

    Örneğin:
    “Kıbrıs’a Türk işgali 1974Temmuz’unda yapılmıştır.”

    İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;

    Türk döneminde Kıbrıs Kilisesinin varoluş mücadelesi verdiğinden
    bahsederek Türklere “barbarlar” diye hitap etmektedir.

    Kıbrıs Kilisesini Nuh’un Gemisi’ne benzetmektedir.

    1821’de Türklerin Rum papazları katlettiği, 1974 Yılında Kıbrıs’ı
    işgal ettikleri belirtilmektedir.

    İlköğretim Sosyal Ahlak Dersi Kitabında;

    Karikatürize edilmiş haritada, Kıbrıs; üzerinden kan damlayan dikenli
    tellerle ikiye bölünmüş ve kuzey tarafının üzerinde Türk bayrağı
    bulunan bir asker botu ile ezilmekte.

    Altındaki açıklamada:

    “Kıbrıs devletinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı 1974’teki Türk işgali
    ile açık bir şekilde ihlal edilmiştir.

    Haritada Kuzey ve Güney sınırları gösteriliyor. Haritanın üstüne
    “ Unutmuyoruz” diye büyük bir başlık atılmış, altındaki açıklamada ise:

    “İşgal Bölgesi %36.4, 3 bin ölü, 1619 kayıp ve 824 esir.”

    İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;

    Türk döneminde sürekli despotluk olduğu, Türklerin Ortodoks kiliselerini
    camilere çevirdiği, kiliseye acımasız vergiler uyguladıkları, papazların
    sürgüne gönderildiği ve Türklerin kiliseleri yağma ederek kiliselere s
    aygısızlıkta bulunduklarından bahsedilmektedir.

    Türklerin Hristiyanlığa düşman olduğu izlenimi
    yaratılmaktadır.

    -----------------------------------------------------------------

    Üyeler Görebilir ]

    MACARİSTAN

    Macaristan Kültür Bakanlığı İnternet Sitesinde;

    1456 Yılında Osmanlı Ordularının Macaristan istikametine yönelmesi üzerine
    Papa III ncü CALİXTUS Hıristiyan dünyasını Haçlı seferine davet etti
    ve Hıristiyanlardan savaşın kazanılması için kiliseye giderek dua etmeleri
    ve kiliselerde günde üç kez çan çalınmasını emretti.

    Bu duyuru beklenilenden daha etkili oldu.

    22 Temmuz 1456’da Macar Komutanı Janos HUNYADİ komutasındaki
    birlikler Belgrad’da Osmanlı Ordusuna ağır kayıplar verdirdiler.

    Bir çok kişi yapılan duaların bu başarının kazanılmasında etkili
    olduğunu düşündü.

    Papa bu zaferi 06 Ağustos’ta öğrendi ve Hıristiyan Dünyasında zafer
    günü olarak kutlanmasını buyurdu.

    Papa VI’ncı ALEXANDER, 09 Ağustos 1500’de bütün Hıristiyan dünyasında
    kiliselerde öğle vakti çanların çalmasını buyurdu.

    Bu nedenle her gün saat 1200’de kiliselerde çalan çanların anlamı Türklerin
    1456’da Belgrad’da yenilgiye uğratılmasını kutlamaktır.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Kitabın, Ermeni ve Kürt sorunu bölümlerinde, ATATÜRK’ün görüşlerine de
    yer vererek tamamen İngiliz görüşü yansıtılmaktadır.

    Kitapta Türkler aleyhinde ağır eleştiriler bulunmaktadır.

    Sözde Ermeni Soykırımını Ermeni trajedisi olarak ifade eden yazar,
    kitabında ATATÜRK’ün Ermenilerin güneye göç ettirilmesi esnasında
    katliama uğradığı ve sorumluların cezalandırılmasını talep eden
    görüşlerine yer vermektedir.

    Tehcir kanunu nedeniyle Ermenilerin yalnız doğu Anadolu’da değil,
    Trakya’da dahil olmak üzere bütün bölgelerden göç ettirildiği ve
    göç esnasında Kürt aşiretler tarafından katliama tabii tutulduğu
    ifade edilmektedir.

    Binlerce Ermeni’nin de Alman subaylar ve Alman Protestan din adamları
    tarafından kurtarıldığı ifade edilmektedir.

    Yazar ayrıca, AB Parlamentosunun 1987 tarihli kararına gönderme yaparak,
    1948 tarihli BM Anlaşması gereğince 1915-1917 tarihlerinde meydana gelen
    olayları soykırım olarak kabul etmesi gerektiğini belirtmektedir.

    Kürt İsyanı bölümünde ise, 1925 ve 1937 isyanlarının bastırılmasında
    uygulanan yöntem ve taktikler nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti ve TSK
    eleştirilmektedir.

    Olayları İngiltere’nin Trabzon Konsolos yardımcısının görüşlerinden
    alıntılar yaparak tek taraflı olarak anlatmakta ve sözde Ermeni
    soykırımı ile benzerlikler kurmaktadır.

  2. #2
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.063
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye"





    Yabancıların Ders Kitaplarında " Türkler ve Türkiye" Devamı


    ARNAVUTLUK

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Yabancı işgalcinin (Osmanlı İmparatorluğu) nefret uyandıran bayrağı ne kadar
    daha Kruya'nın surlarında dalgalanacak?

    Türkler, Arnavutluk'u ele geçirip ateşe verdi. 500 sene boyunca el ve
    ayaklarımıza kelepçe vuruldu.

    Köleliğin elbisesini çıkart ve cesaretin silahlarını giy.

    "Arkadaşlar, Türk itine vurun!" dedi ve düşman saflarına daldı.

    Osmanlıları ölüm bitirsin! Yeteri kadar ezdiler bizi.

    Türkler senin nerede olduğunu öğrendiği zaman seni köle yapar,
    annenin ırzına geçer.

    Arberia bölgesini işgal ettikten sonra Osmanlılar çaldılar, yaktılar
    ve ne buldularsa her şeyi mahvettiler.

    İtalya'da ve diğer ülkelerde hümanizm kültürü yerleştirildiği zaman
    Arnavut vatanına Osmanlı işgali yerleşti.

    Osmanlı ordusu şehirlerle beraber kültürü de bozdu.

    Osmanlı işgali boyunca Arnavut kültürü mahvoldu.

    17 nci yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu bütün Arnavut topraklarını
    işgal etti.

    Osmanlılar politik ve ekonomik baskıyı arttırmak için bir çok bölgeyi
    parçalayarak yeni bir düzen kurdu.

    Osmanlı işgalinden Arnavut şehirleri savaş boyunca çok ağır etkilendi.

    İnsanların öldürülmesi ve ekonominin mahvedilmesi dışında toplumun bir
    parçası yurt dışına göç etmiştir.

    Osmanlı işgali uzun sürdüğü için eğitimi de çok etkiledi. Halkın çoğu
    okuma-yazma bilmiyordu.

    19 ncu yüzyılda Saray, Arnavut dilinin öğretimine ve okullarının
    açılmasına izin vermiyordu.

    Arnavut eğitimi ve kültürünün gelişimini engellemek için Türkler bir
    çok şey kullandılar.

    Bunlardan birisi:
    Arnavutça dilinin Türk ve Arap alfabeleriyle yazılması propagandasıydı.

    Bu tür şeyleri Osmanlılar, Arnavutça dilinin gelişimini engellemek için
    ve Müslümanlar ile Hıristiyanlar arası çatışmaların oluşması için
    yapıyorlardı.

    -----------------------------------------------------------------



    BOSNA – HERSEK

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Düzenli Türk Birlikleri geldiğinde, isyancıların cesur savunma mücadelelerine
    rağmen ayaklanma kanlı şekilde bastırılmıştır.

    Türk Ordusu birçok Sırp Köyünü soymuş ve yakmıştır.

    Türkler itaatkar Hristiyan nüfustan çıkan ve Yeniçeri olarak adlandırılan,
    paralı piyadelerden oluşan yeni bir asker sınıfını ordu sistemine sokmuştur.

    İşgalciler haracı/vergiyi Hristiyanların kanına empoze etmişlerdir.

    Zaman zaman çocuklarını almışlar, onları götürüp asker adayı olarak okutmuşlar
    ve Türk Ordusunun elit birliği olan Yeniçeri sınıfı için hazırlamışlardır.

    Hristiyan ailelerin çocukları asker adayı olarak okutulmalarının yanı sıra
    Osmanlı ruhuyla eğitilmişlerdir.

    Onların profesyonel asker olarak evlenme hakları yoktu.

    Osmanlılar itaatkar halkları barbarca ezmiş; çok sayıda harç ve vergi ödemek
    zorunda tutmuştur.

    Osmanlılarda yolsuzluk, şiddet, soygunlar ve asalaklık idarenin temel
    unsurlarıydı.

    Bu durum, çoğunlukla hayatta kalma mücadelesi veren iteatkar nüfusun ekonomik,
    sosyal ve kültürel gelişimini imkansız hale getirmiştir.

    Ortadokslar dini vecibelerini yerine getirmekte büyük zorluklarla
    karşılaşmıştır.

    Türkler tembel oldukları için esir ticareti yapıyorlardı.

    Esir Hristiyanlara katı tutum sergilendiği için ve bazıları esaretten
    çabuk kurtulacaklarını düşündükleri için Türkleşmişlerdir.

    Türk Akıncıları hiçbir direnişle karşılaşmadan, Slovenya ve Hırvatistan
    topraklarını yağmaladılar.

    Split rahibi Roma’da: “Türkler, annelerin elinden bebeklerini alıyorlar,
    kadınlara kocalarının önünde tecavüz ediyorlar, genç kızları ailelerinden
    koparıyorlar; yaşlıları çocuklarının önünde öldürüyorlar.

    Bunları kendi gözlerimle gördüm.”

    Farklı kaynaklara göre Türkler 200 şehri işgal ettiler; 100 bin insanı köle,
    30 bin genci de yeniçeri yaptılar.

    1524’te Türkler Konjic’teki tüm Fransiskan keşişlerini öldürdüler,
    cesetlerini Neretva Nehri’ne attılar ve manastırları, binaları,
    çevrelerindeki kiliseleri tahrip ettiler

    ------------------------------------------------------------------



    BULGARİSTAN

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Yeniçerilerin Bulgaristan topraklarında büyük kötülük yaptıkları, gaddar
    askerler olarak hatırlandıkları,

    Sultanın kan vergisi adı altında yeniçeri toplama usulünün gaddarca olduğu,

    Birkaç yıllık sürelerle kuşatılan topraklarda sultanın adamlarının çok çocuklu
    Hristiyan ailelerden birer çocuk aldıklarını,

    Korkutulan bu çocukları, muhafızlar vasıtasıyla uzun süren yaya yolculuklar
    ile İstanbul’a götürerek Türkleştirdiklerini,

    Bu çocuklara sultanın kölesi gibi davrandıklarını, toplu olarak yaşadıkları
    yerden çıkmalarına izin vermediklerini,

    Ordunun yeni sefer ilan ettiğinde ve sefer yerine giderken geçtikleri bölgelerde
    hırsızlık ve akla sığmayacak her türlü deliliği yaptıklarını anlatmaktadır.

    Osmanlıdaki kölelikten bahsederken; Türklerin aydınlatılabileceğini ancak
    bunun boş bir çaba olacağını, Türklerin cehaletle beslendiklerini,
    fanatikliğin ufuklarını daralttığı ifade edilmektedir.

    1350 yılında Osmanlıların Bulgar topraklarına girdiğinde toplu katliamlar
    yaptıkları, dini binaları yaktıkları, kadın ve çocukları esir alıp
    sattıkları anlatılmaktadır.

    Sultan Beyazıt döneminde, Türk Bölge İdarecisinin, ileri gelen Hristiyan din
    adamlarını müşterek konuları görüşmek üzere çağırarak, genç-yaşlı demeden
    kilisenin ortasında boğazlarını kestiği, 110 ileri gelen Hıristiyanın
    öldürüldüğü anlatılmaktadır.

    Hristiyanların çoğunun korkudan, bazılarının güzel vaadlere kanarak, bir
    kısmının da maddi çıkar sağlamak için İslamiyeti kabul ettikleri;

    Seçkin sınıflardan bazılarının orduda çalışmaya başlayarak (Hristiyan sipahiler)
    hemen olmasa da zamanla İslamlaşıp Türkleştiklerini, böylelikle: Balkanlarda
    birçok aristokrat ailenin yok olduğu, bunun en çok Vidin, Niğbolu, Sofya ve
    Köstendil Sancaklarında gerçekleştiği belirtilmektedir.

    Diktatör tarzda reformcu tarifinin en çok Mustafa Kemal ATATÜRK’e yakıştığı,
    ATATÜRK’ün Osmanlı İmparatorluğunun kalıntılarından yeni Türkiye’yi kurduğu,
    yaratıcı milliyetçilik fikrine dayanarak cumhuriyeti ilan ettiği,

    ATATÜRK’ün ölümüyle birlikte cumhurbaşkanlığına ve Cumhuriyet Halk Partisi
    Başkanlığına İsmet İNÖNÜ’nün seçildiği, bundan sonra reformların ve
    demokratikleşmenin durduğu ifade edilmektedir.

    Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye’nin 1913 ve 1918 yıllarında kaybettiği savaşlarda,
    Avrupa’da 23 bin km2’lik toprak kaybı ile Doğu Trakya ve İzmir’i geri
    verdiğinden (ancak Haziran 1913’te Türk Ordusunun Doğu Trakya’yı istila ettiği ve
    burada yaklaşık 100 bin Bulgarı kestikleri ve 400 bin Bulgarı topraklarından sürgün
    ettiğinden) bahsedilmektedir.

    Devlete adil vergi hakkına sadece Müslüman olanların sahip olduğuna, diğerlerinin
    haklarının sadece belirlenen ek vergileri ödedikleri taktirde korunduğu,

    Müslümanların; kendilerinin Hıristiyanlara göre daha üst bir sınıf olduklarına,
    Hristiyanların kendilerine daha iyi hayat şartları sunmak için varolduğuna
    inandıkları belirtilmektedir.

    Bağımsızlık savaşındaki yenilgiden sonra, Türk çiftçilerinin Bulgar köylüleri
    üzerindeki baskılarının arttığına, vergilerin rüşvet sistemi şeklinde toplanmasına
    devam edildiğine,

    Bulgar halkının hiçbir politik ve sosyal haklarının olmadığına, yerel Bulgar
    aydınlarının takip edildiğine, baskı ve belalarla baş başa olduklarına
    değinilmektedir.

    -----------------------------------------------------------------



    KOSOVA

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Kosova Savaşı’ndan sonra,Osmanlılar Arnavut topraklarını işgal ettiler. Evleri yakıp
    hayvanları ve diğer değer eşyaları yağmaladılar. Onlar Arnavut prensliklerini ellerinde
    tutmak için çocuklarını rehin aldılar. Bunların arasında Cerc Kastriot’da (İskender Bey)
    bulunuyordu. Osmanlı Türkleri 9 yaşındaki Cerc Kastriot'i rehin aldılar.

    60 yıl içinde Osmanlılar tüm Arnavut topraklarını işgal ettiler. Savaşın sonunda halk
    öldürüldü ve katledildi; Durs, İşkodra, Berat, Kruva ve Lej gibi büyük kentler
    köylere döndü.

    Osmanlı askeri kale, kilise, köGoogle Page Rankingü ve diğer kültürel eserleri yıktılar. Bunlarla beraber
    çok sayıda değerli evrak da yok edildi.

    Osmanlı işgalinden önce Arnavutlar Hıristiyandı. Arnavutluk’un kuzeyinde Katolik mezhebi
    güneyinde ise Ortodoks mezhebi yaygın idi.

    Osmanlı işgalinden sonra İslam dini yayıldı. Bu dini Osmanlı işgalcileri zorla yaydılar,
    İslam dinini kabul etmeyen Arnavutlar büyük vergiler ödemeye zorlandı.

    200 yıl içinde İslam dinini nüfusun yarısı kabul etti. Arnavutlar üç
    farklı dine sahip olmalarına rağmen her zaman birlik içindeydiler.
    Onların en büyük düşmanı Osmanlı işgalcilerdi.

    Arnavutlar her zaman bilim ve eğitimden yana olmalarına rağmen Osmanlı
    yönetimi Arnavut dilinde eğitimin gelişmesini engelliyordu.

    Tüm baskılara rağmen Arnavutça eğitim veren okullar açıldı ve Arnavutça
    eserler yazıldı.

    “Yeniden Doğanlar” Arnavut dilinde eğitim yapan okullar açılmasına büyük
    önem verdi.

    Osmanlı işgalcileri eğitimin Arnavutça ile yapılmasına izin vermedi.

    Arnavut vatanseverleri büyük çabalardan sonra Osmanlı Hükümetinden Arnavutça
    eğitim veren okulların açılması iznini almayı başardılar.

    Arnavutça eğitim veren okulların açılması halkı memnun etti.

    Arnavutça eğitim, Arnavutluğun düşmanlarını korkuttu.

    Sultan, Arnavut okullarının kapatılmasını emretti.

    Askerler ve hainler eylemlere başladı. Okul müdürü ve öğretmenleri zehirlediler.
    Bazı öğretmenleri tutukladılar. Arnavut alfabesine sahip olanları ise ağır
    cezalara çarptırdılar.

    Arbria'nın işgali esnasında; Osmanlı askerleri önlerine gelen her şeyi yağmalayıp,
    yakıp yok ettiler, işgal edilen yerlerde Arnavut toprakları, sultan tarafından
    Osmanlı derebeylerine ve onlara hizmet için hazır olan yerlilere verildi.

    Bunlar, Osmanlı Devletinin yürüttüğü tüm savaşlara asker göndermekle
    görevlendirildiler.

    Osmanlılar tarafından işgal edilen topraklarda halkın durumu ağırlaştı.

    Arnavutlar iki vergi vermeye mecbur oldular; birini yerel derebeylere
    diğerini ise Osmanlı Devletine. Bu ağır şartlardan kurtulmak için
    binlerce Arnavut kırsal alandaki köylerini terk etti. Onlar,
    işgalci rejimin bulunmadığı serbest bölgelere, dağlara yerleşti.

    Osmanlı işgaline karşı ilk olarak Mati ve Debre hükümdarı olan
    Gjon Kastrioti ayaklandı.

    İtalya ve diğer Avrupa devletlerinde Hümanizm ve Rönesans devam ederken
    Arnavut toprakları Osmanlı işgalinde bulunuyordu.

    Durs, Şkodka, Tıvar, Prizren, Berat ve Leja gibi çok sayıda büyük
    Arnavut kentleri köye döndü.

    Drişti, Deya, Şurlahu ve Spinarica gibi kentler hiçbir zaman ayağa
    kalkamadı.

    Kentlerde az sayıda Arnavut kaldı.

    Bu kentlerde Osmanlı askeri kışlaları kuruldu. Osmanlı askerleri
    kentlerle beraber kaleleri, kiliseleri, manastırları ve yüzyıllar
    boyunca kültür mirası sayılan çok sayıda güzel binaları yıktılar.

    Çok sayıda tablo ve heykeller yok edildi veya kayboldu. Bunlardan
    çok az bir kısmı kurtuldu.

    1481-1506 yılları arasında Osmanlı işgali sırasında; binlerce Arnavut
    ailesi vatanlarını terk ettiler. Bunların büyük bir kısmı Güney İtalya'ya y
    erleşti.

    Onların büyük bir kısmı evlerine dönecekler diye dillerini ve
    adetlerini unutmadılar.

    26 Ağustos 1830'da Manastır'da, önceki suçlarının affedileceği ve hediye
    dağıtılacağı vaadiyle bir araya getirilen 500 Arnavut derebeyi öldürüldü.

    Olaylar Yunan askerlerinin düşündükleri gibi gelişmedi.

    Gerçekleştirdikleri devlet darbesi Türkiye'nin askeri müdahalesine
    yol açtı.

    Türkler, Kıbrıs'ın kuzey kısmını işgal edip bir Müslüman hükümet
    kurdu ve o dönemden sonra ada ikiye bölündü.

    1478’de 150 bin kişilik Osmanlı Ordusu yeniden Kruva ve İşkodra'yı
    işgal etme girişiminde bulundular.

    II nci Mehmet komutasındaki Osmanlı askerleri iki yıl süren kuşatmanın
    ardından cephanesiz yiyeceksiz ve içeceksiz kalan Kruva'daki
    askerleri kaleyi teslim etmeye mecbur ettiler.

    Sultan teslim olmalarına karşılık kaleyi savunanlara özgürlük ve komşu
    ülkelere gidebilecekleri vaadinde bulundu ama sözünde durmadı.

    16 Haziran’da kaleye giren Osmanlılar tüm erkekleri öldürerek kadın
    ve kızları köle olarak aldılar.

    Osmanlı işgalcileri, Arnavutların milli haklarını ihlal eden bir polis
    devleti rejimi uyguladılar.

    Vatansever öğretmenleri tutukladılar, okulları kapattılar,
    kitap ve gazetelerin basılmasını yasakladılar.

    -----------------------------------------------------------------



    MAKEDONYA

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Yeniçeri ordusu 15 nci yüzyılda kurulmuştur.
    Başlangıçta bu ordu esir alınmış genç ve sağlam kişilerden
    oluşuyordu.

    Daha geç dönemlerde bu ordunun safları “kan vergisi (haracı)” olarak
    alınan Hristiyan çocuklarıyla dolduruldu.

    Reaya adıyla anılan esaret altına alınmış Hristiyan kitleler esas
    iş gücünü teşkil etmektedir.

    Bütün köylüler bağımlıdır ve reaya hiçbir imtiyaz hakkına sahip
    değildir. Sadece ağır yükümlülükleri vardır.

    Devlete karşı ana vergiler; haraç, hayvan vergisi, askerlik vergisi vs.
    şeklindeydi.

    En ağır vergi: “kan vergisi” yani devşirmedir. Hristiyanlar, yeniçeri
    askeri birliklerinin doldurulması için küçük ve sağlam çocuklarını
    vermeye mecbur tutuyorlardı.

    Kan vergisine karşı direniş çok büyüktür. Hristiyan halk bu şekilde
    çocuklarını Türkleştirmekten / Müslümanlaştırmaktan kurtarmak için
    değişik yöntemler kullanmışlardır.

    Osmanlı İmparatorluğundaki Hristiyan ahalinin durumu dayanılmazdı.

    Zulüm ve terör sıkça görünen vakalardır.

    İnsanların namusu ve onuruna el uzatılıyordu, kadınlar ve kızlar
    kaçırılıyordu.

    Doğu krizi döneminde Bosna-Hersek ve Makedonya’da ayaklanmalar meydana
    geldiğinde ve Sırbistan-Türkiye savaşı başladığında, 1876 yılında;
    Bulgaristan’da Türklere karşı güçlü bir ayaklanma başladı.

    Bu ayaklanma “Nisan Ayaklanması” olarak bilinmektedir.

    Türkler ayaklanmayı bastırmış ve 15 bin masum insanı öldürmüştür.

    Ejderhanın (Türklerin) öldürülmesi altyazısı olan Yunan kaynaklı
    bir karikatürde;

    Balkan İttifakı olarak: Sırp, Yunan, Karadağlı ve Bulgar, başında
    kavuğu olan bir ejderhayı öldürürken görülmektedir.

    Neguş ayaklanması sonunda;

    Neguş Kasabası Osmanlı askeri ve başıbozuklar tarafından ele geçirildi
    ve beş gün acımasız teröre, işkencelere ve
    yağmalamalara maruz kaldı.

    Bu esnada 1300 erkek öldürüldü ve çok sayıda köy yakıldı
    ve viran bırakıldı.

    Meriç Savaşı’ndan sonra Osmanlılar Makedonya topraklarına kuzeydoğudan
    ve güneyden saldırmaya başladılar.

    Makedonya toprakları birçok derebey, küçük devletlere ve knezliklere bölündü.
    Hükümdarlar arasındaki geçimsizliklerden yararlanan Sultan 1nci Murat büyük
    bir direnme görmeden birçok Makedon kentini işgal etti.

    Çok sayıda Makedon askeri esir edilmiş, köle pazarlarında satıldı.

    Osmanlılar işgal ettikleri topraklarda genç ve sağlıklı çocukları topluyor,
    bunlara İslam dinini kabul ettirdikten sonra özel askeri eğitimden g
    eçiriyorlarmış.

    Yeniçeri adlı piyade olarak savaşa katıyorlarmış.

    Yeniçeri askeri; kan vergisi yoluyla ele geçirilen ve sonradan
    İslamlaştırılan Hristiyan çocuklarından oluşan askerdir.

    Osmanlı işkencecilerine karşı en etkili silahlı halk direnmesi olarak,
    haydutluk hareketi; 19 ncu yüzyılda da gelişme kaydetmiştir.

    Nyeguş ayaklanması merhametsizce bastırıldı. Bunun sonucu olarak,
    asker ve başıbozuklar beş gün boyunca şehri harabeye çevirdiler.

    Soygunculukla ellerine geçenleri alıp, cinayetler işlediler.

    15 yaşından 65 yaşına kadar 1300 erkek katledildi.

    Otuz genç Nyeguşlu gelin çocuklarıyla birlikte Osmanlının eline
    düşmemek için;

    Nyeguş kentinden geçen Arapiça Irmağının şelalesine atlayarak
    intihar etti.

    Birçok köy yakılıp coğrafya haritasından silindi

    ------------------------------------------------------------------



    ROMANYA

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Çok ciddi bir şekilde geri kalan Güneydoğu Avrupa acımasız bir devlet
    olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmekteydi.

    Osmanlı İmparatorluğu değişik hakimiyet şekilleriyle birçok halkın hakimi idi:
    Romenler, Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar.

    Bağımsızlık için Osmanlıya ayaklanan Yunanistan, elde ettikleri başarıları
    acılarla ödedi.

    Türkler tarafından köle olarak satıldılar, patrik ve papazlar öldürüldü.

    Bu zulümler Avrupa kamuoyu tarafından eleştirildi ve Osmanlıya karşı
    savaşın başlamasına neden oldu.

    (Türkler) Hunlardan Tatarlara kadar, yaptıkları yıkıcı baskınlarla,
    Roma ve Hristiyan Avrupa için, Hristiyanların günahlarına karşı
    tanrının gönderdiği cezanın sembolü oldular.

    Madde 2: “Yüksek Kapı” Valahia’ya iyi niyetle gitmeyen hiçbir
    Türk’ü affetmeyecektir.

    Madde 10: Hiçbir Osmanlı, cinsiyeti ne olursa olsun, Valahia’da
    doğmuş olan hiçbir kimseyi köle olarak almayacak, Romen
    topraklarına Müslüman camisi yapılmayacaktır.

    ------------------------------------------------------------------



    SIRBİSTAN

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Osmanlılar'ın işgalinden bahsedilmekte, Türklerin Hristiyanlar'dan kafir
    olarak bahsettikleri ve eşit muamele yapmadıkları, Sırpları sömürdükleri,
    baskı altında tuttukları, mallarına el koydukları, birçok vergiler
    uyguladıkları;

    başlangıçta Osmanlıların çok güçlü olmasından dolayı Sırp halkının
    karşı koyamadığı, Osmanlının işgal ettiği, yağmaladığı;

    16 ncı yüzyılın sonunda Osmanlının ekonomik yapısının bozulmasından sonra,
    şiddet ve yağmacılığın daha da arttığı, idari yapıda bozukluklar meydana geldiği;

    işgal altındaki Sırp halkının ancak hayatını devam ettirebildiği;

    sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmenin durduğu; bazı Hristiyanların
    Müslümanlığı kabul ettiği, bunların çoğunlukla göçebe olan Güney Slavlar
    olduğu ve Bosna-Hersek’te bulundukları,

    Müslüman olduktan sonra bazı adetlerini ve dillerini korudukları fakat
    dini bağlarla sıkı sıkıya bağlandıkları Osmanlıları destekleyerek kendi
    rklarına karşı düşman oldukları ifade edilmektedir.

    Türkler, paralı piyade (yeniçerileri) oluşturmuşlardır.
    Yeniçeriler, Osmanlılara yenilen milletlerden alınan çocukların, askerlik
    sanatını öğretmeleri ve Müslüman yapılmalarıyla oluşan bir yapılanmaya sahipti.

    Yeniçerilik, Sultanlar tarafından Hristiyanlara yüklenmiş olan Kan Vergisiydi.

    Türkler, bu iki Sırp'ı keserken orada olan İlija KOLARAC şöyle anlatmıştır:

    "Cellat, Prens Sima'yi keserken boynunu bir vuruşta kesemedi, birkaç defa vurdu.

    Prens, yiğitçe “Kes! Allah aşkına...” Kılıcı bekleyen ve bağlanmış olan Yüzbaşı
    DRAGİÇ bağırdı... O anda başka bir Türk koşup gelmiş ve
    DRAGİÇ'in kafasını uçurmuştur...."

    Vergiler iki katına çıkarılmış, Dayılar, yükselttikleri bütün Sultan gelirlerine
    (haraç, vergi, çubuk, gümrük) el atmışlardır.

    Haraç, iki ve üç katına çıkarılıp vergi, 15'ten 25-35 grosa yükseltilmiştir.

    Diğer vergiler de yükseltilmiştir.

    Bundan başka dayılar, subaşıları kendi isteklerine göre yargılamış;

    halkı dövmüş, öldürmüş, aşırı vergi almış, atları, silah ve hoşlandıklarını
    yağma etmişlerdir.

    Kanunsuzluk ve acımasızlıkla dolu olan bu yönetim, Belgrad Paşalığında halk
    ve Türk yöneticileri arasında çarpışmalara sebep olmuştur.

    Halkta telaş ve ayaklanma hazırlıkları hisseden Dayılar, ayaklanmayı bütün
    önemli milli önderleri öldürmekle önlemeye karar vermişlerdir.

    İlk yakalananlar arasında Prens ALEKSA, İlija BİRCANİN ve Milovan
    GRBOVİÇ idiler.

    Foçalı Mehmet Ağa'nın emriyle, Prens ALEKSA ve İlija BİRCANİN, 2
    3 Ocak 1804 tarihinde, Valjevo şehrinde, halkın gözlerinin
    önünde kesilmişlerdir.

    -----------------------------------------------------------------



    ERMENİSTAN

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, Başlangıçta;
    Türkler büyük başarılar elde ettiler.

    Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları,
    Asurluları katlettiler...

    İlk olarak Osmanlı Ordusundaki Ermenilerin ellerinden silahlarını
    aldılar ve onları yok ettiler.

    Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin
    taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı.

    Sonra da askerler ya da polis onları ellişerli-yüzerli gruplar
    halinde götürüp katlediyordu.

    İkinci adım; önde gelen Ermenileri (doktor, öğretmen, din adamı,
    parti üyeleri vs) hapsedip yok etmekti.

    Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı.

    Ekseriyetle 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri
    sürgüne gönderiliyor ve yok ediliyordu.

    Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama
    maruz kalıyordu.

    Ermeni halkının göç ettirilmesi ve katliamı 1914 sonu ile 1915
    ilkbaharı ile başlar.

    Türk Devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu’nun çöllerine sürgün ediyordu.

    Sürgün süresince Ermenilerin neleri varsa talan ediliyordu.

    Güzel kadınlar ve kızlar Müslümanların haremine götürülüyordu.

    Kürtlerin, çetelerin, polis ve askerlerin saldırılarına maruz
    kalıyorlardı.

    Yola devam edemeyenler öldürülüyordu.

    Sürgün yerine, sürgün edilenlerin %10’u ulaşıyordu;

    örneğin Trabzon’dan kovulmuş 3000 Ermeniden Halep’e 35 kişi ulaştı.

    Kalanı öldürüldü, ya da açlıktan, susuzluktan ve çeşitli
    hastalıklardan öldü.

    Güney şehirleri köle pazarlarına dönüşmüştü.

    Buralarda Ermeniler çok ucuza satılıyordu.

    Katliamlardan kurtulmak için çok sayıda Ermeni yurtlarını
    kendileri terketti.

    Kasım 1914’ten 1916’ya dek çoğunluğu kadın ve çocuk yüzbinlerce
    Ermeni, Rusya’ya, Doğu Ermenistan’a göçtüler.

    Katliamlar ve sürgün nedeniyle Batı Ermenistan, asıl
    sahibinden yani Ermeniler’den mahrum kaldı.

    (İstanbul ve İzmir’de yaşayan Ermeniler’in tamamı sürgün edilmedi.)

    1915-1918 yılları arsında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak
    adlandırılmalıdır.

    Çünkü onların amacı Ermeni Milletinin kökünü kazımaktı.

    Osmanlı Türkiye’sinde yaşayan 2,5 milyon Ermeniden 1,5 milyonu
    öldürüldü ya da açlıktan, çeşitli hastalıklar yüzünden öldü.

    200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi.

    Vahşiler, imparatorluğun 66 şehir ve 2500 köyünün Ermeni
    ve Hristiyan halkını yok ettiler.

    2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı.
    Osmanlılar; bankalardaki paralarına, onlara ait topraklara,
    çiftliklere, menkul ve gayrimenkullere el koydu.

    Türkiye tarafından, Ermeni sorununun çözümlenmesi amacıyla
    1915-1923 yıllarında yapılan Ermeni soykırımının tanınması
    Ermeni milleti için prensip anlam taşımakladır.

    Soykırım olayının tanınmasıyla; Ermeni milletinin toprak
    taleplerinin ve uğratılan zarar tazminatının tanınması
    konuları ortaya çıkmaktadır.

    ------------------------------------------------------------------



    GÜRCİSTAN

    İlköğretim Tarih Kitaplarında;

    Transkafkas sınırında Türklerin egemenliği olduğu sürece
    Gürcistan’da barış garanti değildi.

    Davit, Ağmaşenebeli komşu, kardeş ülkeleri (Ermenistan ve Şarvan’ı)
    Türklerden kurtarma mücadelesinde teşvik etti.

    Şarvan için uzun süren savaş 1124 yılında Gürcülerin
    zaferiyle sonuçlanmıştır.

    1124 yılında Ermenilerin başkenti Anisi’nin ileri gelenleri
    gelip Kral Davit’ten şehirlerini Türklerden kurtarmak
    üzere yardım istediler.

    Üç gün süren savaşta Gürcü ve Ermeniler birlikte Anisi’nin
    Müslümanlarını yendiler.

    15 nci yüzyılın sonunda parçlanmış Gürcistan zor durumdaydı.

    Batıda Gürcistan’ın komşusu çok güçlü ve agresif
    Osmanlı Devleti oldu.

    Osmanlılar uzun savaşlar sonrası Gürcistan’ın eski komşusu Bizans’ı
    feth ettiler.

    1453 yılında Konstantinepol’ü ele geçirdiler.

    Kuzey ve güney Karadeniz sahillerini de feth ederek Gürcistan
    sınırlarına dayandılar.

    Böylece Gürcistan’ın batı ile olan bağları tamamıyla kopmuş,
    Barbar Osmanlı Devleti ile komşu olunmuştur.

    Osmanlıların teşviki ile Batı Gürcistan’da esir ticareti
    (yerel nüfusun yurtdışı pazarlarında, özellikle Osmanlı
    İmparatorluğunda, köle olarak satımı) gelişmekteydi.

    ------------------------------------------------------------------




    SURİYE

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Toroslar’ın güneyinde yer alan Türkiye toprakları (Mersin ve Hatay)
    Suriye toprakları olarak gösterilmektedir.

    Osmanlı İşgali yaklaşık 400 yıl sürmüştür. Araplar, ülkelerinin
    hürriyetini çok sayıda şehit vererek sağlamışlardır.

    İngiliz ve Fransız işgalleri ise Suriye’nin kuzey bölgelerinin ve
    İskenderun sancağının zorla koparılmasına yardım etmiştir.

    Suriye ovalarının en genişi olan bu ova, Toros Dağları eteklerinden
    başlar ve Fırat Vadisi’ne kadar uzanır.

    105 nci sayfada "Suriye Nehirler Haritası"nda; Hatay, Suriye'ye dahil
    olarak gösterilmekte, Toros dağlarının güneyinde kalan bölge zorla
    koparılmış bölge olarak belirtilmektedir.

    107 nci sayfada; "Asi Nehri" iç sular arasında sayılmaktadır.

    Fırat ve Dicle Nehirleri için "Ermeni yükseltilerinden doğmaktadır."
    açıklaması bulunmaktadır.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Türkiye, nüfus çoğunluğunun Türklerden oluştuğu bahanesiyle İskenderun
    Sancağı’nı istiyordu.

    Fransa'da İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye'nin İtilaf Devletleri
    safında yer almasını sağlamak maksadıyla bu konuda T
    ürkiye'yi cesaretlendiriyordu.

    Sorun Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Cemiyet, nüfusun bu konudaki
    arzusunu belirlemek maksadıyla uluslararası bir komisyon gönderdi ve
    İskenderun Sancağı’nın Suriye'den ayrılarak, kendi egemenliğine sahip
    bir devlet olmasına, ancak dış ilişkilerde Suriye'ye bağlı kalmasına,
    Arapça ve Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesine karar verildi.

    Bu karar sancakta bulunan Arapların karşı koyması ve protestosu ile
    karşılandı ve her türlü takdire layık bir Arap mukavemeti oluştu.

    Fransa'nın sorunun Arapların lehine çözülmesine yardımı gerekirken,
    23 Haziran 1939'da birliklerini İskenderun sancağından çekti ve Fransız
    birliklerinin yerini Türkler aldı.

    Vilayeti Türk Devletinin bir parçası haline getiren bu harekete
    muhalefete rağmen, İskenderun Sancağı Türk Devleti
    tarafından işgal edildi.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    “Tabiat Özellikleri” bölümünde “Başlıca orta seviyede yükseltiler; doğuda
    Ermeni yükseltileri, batıda Anadolu yükseltileridir.

    ” 137 nci sayfada aynı konuda “Ülkede başlıca iki sıradağ uzanmaktadır:
    Bunlar kuzeyde Pontus Dağları, güneyde Toros Dağları’dır.”
    Açıklamaları yer almaktadır.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Osmanlı Devleti ilim ve irfan devleti değil, bir savaşlar devleti
    olmuştur.

    Aynı zamanda yenilikçi ve planlı bir devlet olmamış,
    hareketsiz ve karışık bir devlet olmuştur.

    Bu ve benzeri bir çok sebeple Araplar Osmanlı işgali
    döneminde iktisadi olarak gerilemiştir.

    ------------------------------------------------------------------



    ÜRDÜN

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Şematik olarak Arap dünyasının yağmur dağılımının gösterildiği bir
    haritada, Hatay’dan İskenderun ili olarak bahsedilmekte ve Suriye
    sınırları içinde gösterilmektedir.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    ...İttihatçılar Şam'da bulunan Türk Ordu Komutanı olan Zeki HALEPİ
    Paşayı görevinden aldılar, bunun nedeni Zeki Paşanın

    Arap asıllı olmasıydı , onun yerine ittihatçı olan Cemal Paşayı
    göreve koydular, Cemal Paşa Araplara karşı çok yanlış politikalar
    uyguladı, Cemal Paşa aşırı güç ve şiddet kullandı, milletin
    mahsullerine el koydu, yeni vergiler uyguladı.

    Cemal Paşa bütün bunları Osmanlı Ordularının takviyesi için yaptı,
    çok sayıda Arap ailesini Anadolu'ya sürgün olarak gönderdi.

    Osmanlı Ordusunda hizmet veren Arap birliklerini tenha cephelere
    yolladı,bununla yetinmeyip Ağustos 1915 ve Mayıs 1916 tarihlerinde
    çok sayıda milliyetçi Arap’ı Şam ve Beyrut'ta astı.

    İlköğretim Coğrafya Kitabında;

    Türkiye'nin Fırat Nehri üzerine dünyanın en büyük barajını yapması,
    Suriyeve Irak'a Fırat Nehri’nden giden suyun miktarını azaltmıştır.

    Türkiye bununda ötesine giderek suyun bazen petrolden daha pahalı
    olabileceğini açıklamıştır.

    İlköğretim Tarih Kitabında;

    Bölgede çıkartılan Arap isyanlarının nedenlerinin, Osmanlı askerlerinin
    ve yönetiminin halka kötü davranması, özellikle kadınları çalıştırması
    ve onlara kötü muamele yapması, aşiret şeyhlerine verilen paraların
    verilmemesi ve vergilerin artırılması olduğu yer almaktadır.

+ Konu Cevapla

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •  
Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0