Konu Etiketleri:

kızıl avlu, bergama en güzel resimleri, bergama krallıgına aıt altın heykeller ve takılar, bergama sehri, kyzikos sülalesi, kral hektor un resimleri, bergama, bergama tarihi, katatopo tarihçesi ve halkı, bergama apollo, yunan tarihi bergama, alexandria troas amfi tiyatro, ermenilerin perslerden kaçıp iç anadolu ya göç ederken kullandıgı yollar, pergamon kızıl avlu, bergama tarihi yerleri, bergama coğrafik konum, bergama zeus north pediment, apollon smintheus tapınağı mimarı, kyzikos sembolleri, smintheion bilicilik merkezi, bergamının tarihi yerleri, bergama kızıl avlu, bergama da deprem 6 tıya 10 kala, tarihte bergama depremleri, bergama turistik yerler,

+ Konu Cevapla
2 / 2 Sayfa BirinciBirinci 12
6 den 8´e kadar. Toplam 8 Sayfa bulundu

Bergama / bergama tarihi / bergama tarihi hakkına

 Turizm Gezi Tatil Türkiye Katagorisinde ve  Ege Bölgesi Forumunda Bulunan  Bergama / bergama tarihi / bergama tarihi hakkına Konusunu Görüntülemektesiniz.=>KYZİKOS Coğrafi Konumu Kyzikos şimdinin Kapıdağ yarımadasıdır. Antik Kyzikos kenti ise yarımadanın karayla birleştiği boyun bölgesinde kurulmuştu. Ancak 1063 ‘teki ...

  1. #6
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.062
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Bergama / bergama tarihi / bergama tarihi hakkına







    KYZİKOS


    Coğrafi Konumu
    Kyzikos şimdinin Kapıdağ yarımadasıdır. Antik Kyzikos kenti ise yarımadanın karayla birleştiği boyun bölgesinde kurulmuştu. Ancak 1063 ‘teki bir deprem şehri altüst etmiştir.
    Düzler ve Hadrian ‘ın Zeus tapınağı Sağ alt tarafındadır. Bandırma körfezinin eski adı da Kyzikos körfezidir. Boyun bölgesinden başlayıp sahil boyunca ilerelersek, karşımıza sonradan kurulmuş yeni şehir, Ermeni kasabası, Pereamos ve Mihaniona çıkar. Yarımadanın kuzey kıyısında Kastel, Diabati, Lagada, Katatopu, Bathy, Drakounta ve en uçta Hamaki kasabaları vardır. Kıyıdan devam edersek sonunda güney kıyıda Artaki ile karşılaşırız ki bugünün Erdek’I ve katşısında Kera adasıdır.
    Tüm yarımadadaki tek Türk kasabaları Hamamlı ve Koukoru’dur. Artaki 8500 Yunan ve 200 Türk’tan oluşuyordu ki Ticaret tamamen Yunanlıların elindeydi.
    Kyzikos’un Tarihi, Kuruluşu
    Kyzikos 2000 yıldan fazla süredir tarih sahnesindedir ve tüm Marmara’ya, Çanakkale’ye ve civar iç bölgelere hakim olmuştur. Kyzikos’un ilk sakinleri Doryalılardı. Bursa’nın Olimpus’unun yanında yaşıyorlardı. Batıya göç ettiler ve yerli halkla kaynaştılar. Bu bölgeye Dolonya deniyordu.
    Mitolojik kaynaklara göre şehri, tanrı Apollo’nun oğlu olan Kyzikos kurmuştur. Başka bir inanışa göre, tanrı Apollo ve Stilbis’in oğulları Areas, Thessaly’den Hellespont’a göç etti. Orada Eniti ile evlendi ve çocukları Kyzikos doğdu. Sonuç olarak Kyzikos’un kuruluşu hep ilahi nedenlere bağlanmıştır.
    Şehrin ilk adı Dolionisti. Ancak iyi yürekli kral Kyzikos’un bir gece yanlışlık sonucu trajik ölümünden sonra şehrin adı Kyzikos’a çevrildi. Kyzikos’un güzel karısı çok ağladı ve sonra intihar etti. Halk da onun onuruna bir kaynağa onun adını verdi.
    Tarihsel Gelişimi
    M.Ö. 750 yılında Kyzikos, kolonileşen Miletlilerin toprağı olmuştur. Koloni alanlarına Karadeniz de dahildi. Sonraki dönemlerde Kyzikos, Çanakkale-İstanbul boğazları arasına egemen olmuştur.
    Kyzikos, Yunan tarihinde önemli rol oynar. Perslere karşı önemli savunmalar yapmıştır. Med savaşlarından sonra bağımsızlığını kazanan Kyzikos, Atinalılar ve Ispartalılar tarafından istenilen bir yer olmuştur. Büyük İskender zamanında tüm Yunan şehirleri gibi, Yunan imparatorluğuna bağlanmıştır. Daha sonraki yıllaeda da Kyzikos, komşu Pergamon krallığıyla iyi ilişkilerini sürdürmüştür. Hatta Pergamon kralı Attalos, karısını Kyzikos’tan almıştır. Adı Apolloniada olan bu kraliçenin çok temiz ve iyi bir hristiyan olduğu için sade vatandaşlıktan kraliçeliğe yükseltildiği anlatılır. Ölümünden sonra oğulları, ona bir tapınak yaptırmışlardır.
    Kyzikos, Roma imparatoluğu sırasında federal bir şehirdi. Sonra da birçok ayrıcalığın sahibi olmuştur. Bunlar:
    1) Devamlı bir Romalı gözetmenden muaf tutulmak.
    2) Roma mahkemesinin karar yetkisinin olmaması.
    3) Roma’ya hiçbir şekilde vergi vermemekti. Bunların yanında Roma, toprak da vermiştir. En iyi zamanlarsa Hadrian zamanlarıdır. Hadrian, tüm Roma şehirlerine eserler yaptırmıştır. Zeus tapınağı en ünlüsüdür. Kyzikos’ta yaptıklarından dolayı Hadrian olimpiyatları düzenlenmiştir.
    Kyzikos’un Yapıları
    Kyzikos en güzel Yunan şehirlerinden biri olarak gösterilir. Her tanrının ayrı bir tapınağı vardır, hepsi birbirinden güzeldir ve şehrin koruyucuları gibidirler. Nasıl Atina’daki Zeus tapınağının yapını 300 yıl sürdüyse, Kyzikos’taki Zeus tapınağı da çok uzun zaman almıştır ve eğer Hadrian büyük miktarda Roma hazinesinden harcamasaydı zamanında bitirilemezdi. Diğer tapınakların çok geniş tasvirleri yapılmamıştır. Tapınaklar yanında devlet binaları da yapılmıştır. Bunlar, mahkeme binası,başkanın binası, amfitiyatro ve jimnazyumdur. Tüm şehir parlak mermer binalarla doludur.
    Kyzikos’ta ayrıca, savaş zamanları için ve ithal etmek üzere şarap, yağ, buğday depoları yapılmıştır. Buğdayı uzun süre tutabilmek için özel bir yöntem buldukları da belirtilmektedir. Ayrıca silah yapım fabrikaları da vardır.
    Festivaller
    Kyzikos’un Afrodit’i şimdi bir Alman müzesindedir. Kyzikos’da tüm tanrıların adına günler düzenlenmiştir. Özellikle de Kibele’nin. Apollo’nun onuruna da günler düzenlenmiştir. Büyük festivaller ve oyunlar, önce Kyzikos’un kahramanları için sonra da Hadrian ve Loukoulos için de düzenlenmiştir. Festivallere tüm gençler katılmaktadır.
    Kültür Birikimi
    Mimarinin yanında Kyzikos birçok erkek ve kadın tarihçi, filozof, gök bilimci, matamatikçi, fizikçi, mimar, müzisyen, heykeltraş, ressam ve Yunan olimpiyatlarında büyük başarılar kazanan atletler yetiştirmiştir. Kadınların da olması ilginçtir. Bizans zamanlarında Kyzikos, Constantinapol’un savunmasında önemlidir ve sonra da Katedral olmuştur. 443 yılında bir depremle yıkılan şehir, 1060’da bir başka depremle tam anlamıyla yerle bir olmuştur.
    Ekonomik Gelişme
    Kyzikos, Marmara denizinin merkezinde olduğundan ticaretin de merkezi konumundadır. Liman faaliyetleri çok yoğundur ve ticaret en fazla Karadeniz bölgeleriyle yapılmaktadır. Yün, zeytin yağı, şarap satılıyor; bal,tuz alınıyordu. Aristo, Kyzikos’un insanlarına yaptığı bir konuşmada ‘Bu şehrin konumu, Tanrı’nın bir lütfu’ demiştir.Gerçekten de Akdeniz ve Karadeniz’den çıkan gemiler buradan geçmek zorundalardı. Bu da Tanrı’nın lütfuydu.



    ALEXANDRİA TROAS


    Alexandria Troas, M.Ö. 4. yüzyılın sonlarına doğru (310 – 312 arasında) Büyük İskender’in buyruğuyla Antiganos tarafından Sigia denilen yerde kurulmuş ve Antigoneia adını almıştır. Şehir Colonea, Larisa ve Hamaxitus gibi Midilli şehirleri ile daha içerideki Naendreia, Cebren ve Scepsis şehirlerini egemenliği altına almıştır.
    Başlangıcında geniş olarak kurulan şehir kıyıdaki yapay limandan başlayıp doğuda, deniz seviyesinden 100 m yukaridaki tepeye kadar devam eder, ve şehir surları tahminlere göre 1000 ar
    ( 1 ar = 0.404 dönüm ) kadar alanı kapsar.
    Kent, Scepsis şehrinin bağımsızlığını kazandığı İpsus savaşından sonra Alexandria adıyla Lysimachus tarafından yeniden kuruldu, ve Hellenistik çağda önemli bir şehir olarak yerini aldı. Bu çağda Alexandria, merkezi İlion’daki Athena tapınağında bulunan 9 şehirlik birliğe dahil edildi. (Diğer şehirler ; İlion, Dardanos, Scepsis, Assos, Abydos, Lanpsacu, Gargara, Parium.)
    Şehir daha sonra imparatorluk zamanında, M.Ö. 12’de Roma Askeri kolonisi haline geldi. Daha sonra Bizans zamanında kentte bir psikoposluk bulunmadığı bilinir. Piri Reis, müslüman hakimiyetine girdiği zaman bazı Hristiyanların kentten ayrıldıklarını söylese de erken Hristiyanlık dönemi sikkelerinden başka bir şey bulunamamıştır.
    Kentin modern ismi “Eski İstanbul” Piri Reis tarafından 1520’lerde telaffuz ediliyordu. Ancak Piri Reis kentin Yunanlılar tarafından “Troya” diye bilindiğini anlatır. Ayrıca 1700’lü yılların kaynaklarından kent Troas, Troada ve Troy diye de geçer.
    Belon’a göre ise (1546), su yokluğu ve pislik yüzünden asıl yerleşimde kimsenin yapamadığından, ancak yakınlarda Yunan, Türk ve Arapların varlığından sözedilmiştir.
    Alexandria Troas başlarda yapay limanı sayesinde güçlü ve zengin bir ticaret kenti olmuştur. Ancak bu özelliği, yani deniz yolu üzerinde olması, ayrıca onun yıkımını da sağlamıştır. Yapı tarzları götürülmüştür. Örneğin 16. yüzyılın başlarında Sondys and Coryate adlı gezginler bir zamanlar, İstanbul’a yapı taşı olarak malzeme taşınmış olduğunu, ayrıca bu işlemin o gün için günlük olarak devam ettiğini söylemişlerdir. Yani kalıntıların yağmalanması sistematik olmuştur. (Dalaway’e göre Selimiye ve Süleymaniye Camilerinin sütunları buradandır.) 20 yıl sonra Stochave adlı bir başka gezgin ise günde 2 geminin düzenli olarak gelip, Sultan Ahmet Cami’nin yapıldığı taşların taşındığını anlatır. Hobhouse ise 1810 kışındaki depremden sonra Herodes Atticus’un Hadrian döneminde yaptırdığı hamamın (Herodes Hamamı) yıkıldığı ve kalıntılarının 2 yıl bile geçmeden götürüldüğünü anlatır. Ayrıca Kaptan Hasan Paşa’nın sütunları keserek demir yerine taştan gülleler yaptığı da bilinir. Aynı şekilde yine Heodes Atticus’un yaptırdığı tiyatro ve su kemerlerinden de eser kalmamıştır. Sonuç olarak Osmanlı’nın, özellikle İstanbul’un bu kenti taş deposu olarak gördüğü ve kullandığı anlaşılmıştır.



    APOLLO SMINTHEUS TAPINAĞI


    Apollo Smintheus Tapınağı Biga yarımadasının güneybatı ucunda, Çanakkale ili sınırları içinde, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar beldesinde yer almaktadır. Jeolojik açıdan bölge bir “Volkanik Plato” olarak belirlenebilir.
    Apollo Smintheus tapınağı beldenin kuzey batısı ile kuzey doğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde 'Bahçeleriçi' olarak adlandırılan mevkiide yer alır. Su yönünden zengin olan bu yöre yeraltı kaynak suları ile beslenmekte, büyük olasılıkla antik çağlarda oluşturulan yeraltı kanalları ile ana merkeze aktarılmaktadır. Tapınağın yapıldığı Hellenistik çağda da yörede suyun bol olması Apollon kültünün bir simgesidir, çünkü tanrı Apollon kehanette bulunmak için her zaman suya gereksinim duymuştur. Tapınağın bu alanda kurulmuş olması da bu nedenle olmalıdır.
    Jean Baptista Le Chevalier 1785 yılında Lektum-Babakale'den Alexandria Troas'a giderken tapınağın toprak üstünde kalan kalıntılarını görmüş ve arkeoloji dünyasına ilk kez Apollon Smintheus Tapınağını duyurmuştur. 1853 yılında yöreye harita çalışması için gelen Ingiliz Amiral R.N.Spratt, Tuzla'dan Gülpınar'a gelirken 'Öküzbaşı Mevkiinde rastladığı yöre halkının verdiği bilgiler ışığında tapınağın kalıntılarına ulaşır. Spratt bulduğu yapının Apollon'a ait, Ion düzeninde yapılmış önemli bir kutsal alan olduğunu görür. Tapınak alanında gördüğü bir yazıt aracılığı ile tapınağın Fare-Smintheus kültüne ait olduğunu bilim dünyasına duyurur.
    Spratt'dan sonra R.P.Pullan yöreye 1861 yılında gelir ve kazı yapma kararı alır. 1866 yılında kazılara başlar ve ekim-kasım ayları boyunca tapınakta çalışır. Pullan bu çalışmalarını 'Society of Diletantti' cemiyeti adına yürütür. Spratt'dan sonra Apollo Smintheus tapınağını bilimsel olarak arkeoloji dünyasına sunar. Pullan'dan sonra yöreye gelenler hakkında bilgilerimiz azdır. H.Schliemann, Külahlı-Gülpınar köyünden söz ederken Post-Homeric Chrysa olarak adlandırır. Daha sonra 1900'lü yılların başında Troas-Çanakkale bölgesinde Leaf-Hasluck'un ziyaretleri, Troas için bizlere tarihi ve coğrafi açıdan sağlıklı bilgiler sağlar.
    1866 yılında yapılmış ilk kazılardan sonra tapınak yüzyıl boyunca unutulur. 1966 yılındaki H.Weber'in araştırması ile tapınak tekrar hatırlanır. 1971-73 yılları arasında Çanakkale Arkeoloji Müzesi yörede sondaj çalışmalarında bulunur. 1980 yılından bu yana ise Gülpınar-Apollon Smintheus Tapınağı ve çevresinde kazı, sondaj ve restorasyon çalışmalarını Kültür Bakanlığı adına Prof.Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı ile birlikte ODTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı ve MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Anasanat Dalı öğretim üyeleri ile öğrencileri ve köylülerin özverileri ile sürdürülmektedir.
    MİMARİ YÖNÜ İLE TAPINAK
    Arkeologlar, mimarlar ve sanat tarihçileri için Hellenistik çağ (I.Ö.330-30) ve mimarisi çok sevilen ve ilgi duyulan bir konu olarak karşımıza çıkar. Gülpınar Apollon Smintheus tapınağı da Hellenistik dönem için konusunu Homeros'un Ilyada destanından alan kabartmaları yanında mimari tasarım ve stili ile dikkatleri üzerinde toplar.
    I.Ö.150 yıllarında Ion stilinde yapılan tapınak kuzey-batı Anadolu'da, Troas bölgesinde bugün için tek örnektir. Tapınak'ta Hellenistik çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudo-dipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmıştır.
    Ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi yeralır. Tapınağın ölçüleri; dar yüzler 23.20m., uzun kenarlar ise 41.65m. dir. Alt yapısında üç farklı tür taş kullanılmıştır. Temel, yöreye özgü volkanik tüf taşından yapılmıştır. Üzeri çevrede çok görülen andezit-bazalt taşı ile kaplıdır. Temel ve 11 basamağın en son kaplaması mermerdir. Mermer bloklarla döşenen kutsal alan üç odadan oluşur. Bunlar giriş sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) dur.
    Naos'ta Paroslu heykeltraş Skopas'ın yaptığı ve 110 cm.'lik bacak parçası ele geçen, tanrı Apollon'un heykelinin yeraldığı bilinmektedir. Alexandria Troas Hellenistik çağ sikkelerinde görülen ve antik kaynaklarda bahsi geçen tanrı Apollon'un tapınak cephesinde duran, adını aldığı fare-smintheus'a basar biçimde tasvir edildiği sanılan kutsal heykeli olasılıkla 5m. boyundadır.
    Stylobat denilen platformda yeralan ve Anadolu Attik tipi bir kaide üzerinde yükselen 44 adet sütunun herbiri üst üste konmuş 7 parçadan (tamburdan) oluşur. Yedinci sütun tamburu boğa başı+çelenk süsleri veya mitolojik insan figürleri ile bezelidir. Bu son tamburun üzerine gelen başlık Ion stilinde yapılmıştır. Sütunların üzerinde üst yapı elemanları olarak sırasıyla, inci dizisi ile süslü arşitrav (baştaban) ile friz adı verilen ve üzerinde Yunalılar ile Troialılar arasındaki Troia savaşlarını anlatan mitolojik konuları içeren kabartma bloklar yeralır. Yapı daha sonra diş sırası (dentil), saçak (geison), üçgen alınlık (pediment) ve kırma çatı ile son bulur. Tapınak yaklaşık olarak 5 katlı (15m.) bir apartman yüksekliğindedir. Marmara adası mermerinden inşa edilen tapınağın mimarı ve yaptırıcısı bilinmemektedir.
    1989 yılından bu yana tapınakta onarım çalışmaları sürdürülmektedir. Tapınağın en çok tahrip olan güney-batı köşesinde sürdürülmekte olan çalışmalarda, kazılarda tam olarak ele geçen 3 adet sütun dizisi yükselecektir.

  2. #7
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.062
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: Bergama / bergama tarihi / bergama tarihi hakkına





    İLYADA VE APOLLON SMİNTHEUS TAPINAĞI
    Eski çağlarda Anadolu ve komşularında birçok tanrılar vardı. Bunlar çok çeşitli görevleri olan insan biçiminde düşünülmüş hayali yaratıklardı.Apollon Smintheus da Anadolu kökenli önemli bir tanrı olarak Gülpınar'da, Söke-Didim'de, Izmir Klaros-Ahmetbeyli ile Antalya Letoon ve Patara'da ve daha birçok yerde karşımıza çıkar. Çanakkale-Troas bölgesinde ise tanrı ilk olarak Bozcada-Tenedos'da büyük ozan Homeros'un bize anlattığı gibi,
    'Tenedos'un güçlü kralı Smintheus dinle beni'
    dizeleriyle karşımıza çıkar ve Troas kıyılarında küçük sunaklar biçiminde görülür. Gülpınar'daki tapınak ise yörenin en görkemli bilicilik merkezidir. Apollo Smintheus insanları hem korur hem de kötüleri cezalandırır. SMINTHEUS eski anadolu dillerinde fare anlamına gelir. Homeros'un ILYADA destanında ozan, bize Smintheus'u şöyle anlatır;
    Troia'ya savaşa giden Yunan ordusu yol üzerindeki kentleri yağmalar, kadın ve kızları kaçırır. Gülpınar'a Chrysa'ya uğrayan Akha kıralı Agamemnon Apollon Smintheus tapınağının rahibi Chryses'in kızı Chryseis'i odalık olarak kaçırır. Baba defalarca kızı almak için Agamemnon'a çıkar ona armağanlar, kurtarmalıklar götürür ancak kızı bir türlü geri alamaz. Tanrısı Apollon'a yakarır ve Chryseis'i geri getirmesini ister. Apollon bunun üzerine öfkelenir ve Yunan ordusuna okları ile farelerden bulaşan veba salgınını salar. Yunan ordusu kırılır. Bu olaylar gezdiğiniz depo-müzedeki kabartmalarda görülmektedir. Agamemnon sonunda kızı geri şartlı verir. Arkadaşı Akhilleus'un odalığı olan Breseis'i ister. Chryseis ise Ithaka kıralı Odysseus'un gözetiminde Chrysa'ya Gülpınar'a getirilir ve tanrı Apollon'a tapınakta kurbanlar kesilir. Bu konular, tapınağın kabartmalı frizlerinde (relief) ilk olarak karşımıza çıkar. Apollon burada kötüleri cezalandırmıştır. Diğer taraftan farelere ve onların verdikleri zararlara karşı da insanlara yardımcı olur. Tahıllara ve ambarlara zarar veren fareleri bu kez yine okları ile öldürür. Baba tanrı Zeus ile Leto'nun oğlu, tanrıça Artemis'in kardeşi olan Apollon her zaman ve her yerde onur görmüştür. Homeros'un destanında ise Tanrı anadolulu olduğunu göstermiş ve Yunanlı tanrıça Athena'ya karşı Anadoluların-Troia'lıların yanında olmuştur. Fare kültü ile ilk kez Troas bölgesinde onur gören Apollon, Troia savaşları boyunca önemli kararlarda tanrılar katında her zaman Troia'lıların yanında olmuştur.
    Apollo Smintheus Tapınağı frizlerinde Ilyada destanında sözü edilen çok önemli olaylar anlatılmıştır; Troia Kralı Priamos'un oğlu Hektor'un, Akhilleus'un can dostu Patroklos'u öldürmesi; Akhilleus'un büyük öfkesi; annesi Thetis'in Baba Tanrı Zeus'dan oğlu için yeni silahlar istemesi ve oğluna Patroklos'un yasında silahları vermesi, Akhilleus ile Hektor'un kavgası, Hektor'un öldürülmesi ve Akhilleus tarafından arabasına bağlanarak Troia surları çevresinde sürüklenmesi ve Priamos, karısı Hekabe, kızı Kassandra ve gelini Andromakhe ile tanrı Apollon'un surlarda olayı seyretmesi ve Ilyada'nın 24. bölümünde anlatılan Hektor'un karısı Andromakhe'nin kocası için yas tutma sahnesi ile destan biter. Sözünü ettiğimiz bu olayların hemen hepsi Smintheion kabartmalarında ünik olarak karşımıza çıkar. Ilyada anlatımları çeşitli çağlarda vazolar üzerinde, duvar resimlerinde, mermer lahitlerde betimlenmişlerdir. Ancak bir tapınakta, ilk kez olarak Gülpınar Apollo Smintheus kutsal alanında karşımıza çıkar.


    FOÇA




    Yunanistan’daki Dor istilasindan kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil bir çok yerleşim yeri kuran Ionların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça’dır. Antik Foça kenti 12 Ion birliğine dahildi. Adının fok balığından geldiği sanılan Foça, döneminde önemli bir liman ve Deniz gücüne sahipti. Foça elindeki deniz filosu ile, Korsika’da Alain, Pastum yanındaki Velia, Marsilya ve İspanya’nın dogu kıyılarında yer alan kentlerde koloniler kurmustur. M.Ö. 546 yıllarından sonra Pers egemenliğine giren Foça, Büyük İskender zamanında Leukosların topraklarına katılmayıp 12. ve 13. Yüzyılda Cenevizlilerin eline geçmistir. Bu dönemde oldukça gelisen ve zengin bir ticaret limanı olan Eski Foça Cenovalılar tarafından yıkılıp ve kuzeydoğu da Yeni Foça kurulmustur. Orta çağda 180 yıl kadar süren Ceneviz egemenliğinden sonra 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. “Horoz” ve “Fok Baligi” olmak üzere iki sembolü olan Foça’daki görülmeye değer eserleri ve yerleri söyle sıralayabiliriz.
    Siren Kayalıkları
    Homeros destanında yer alır ve yolunu şaşıran gemilerin çarptıkları kayalıklar olarak söz edilir. Fok balıklarını andıran adacıklardan olusan bu kayalıkların en büyügü Orak Adası kayalıklarıdır.
    Taç Ev
    Foça’ya 10 km. kala yol kenarında yükselen bu kaya anıt mezarı, yarı yontulmus sekildedir. Pers etkisinde inşa edilen yapı Lykia - Lydia geleneğinde inşa edilmiş olup, M.Ö.4. yüzyıla tarihlenmektedir.
    Şeytan Hamamı
    Çan tepesinin eteğinde yer alan ve kaya mezar tipinde olan yapı, Şeytan Hamamı olarak bilinmektedir. İlçe merkezine 2 km. uzaklıktadır.
    Beş Kapılar Kalesi
    Bu antik kale Michel Paleoloc tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna’ya verilmiş ve zaman içerisinde Cenevizliler tarafından surları onarılmıstır.
    Dış Kale
    1678’de Osmanlılar tarafından birboğazkesenolarak yapılmıştır.
    Fatih Camii
    1455 yılında Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıstı.İlk inşasında klasik Osmanlı mimari tarzını taşıyordu. 1578’de II. Selim döneminde önemli bir onarım görmüştür.
    KayalarCamii
    İnsaat tarihi ve kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen cami, geç dönem Osmanlı mimari tarzının tüm özelliklerini göstermektedir.Foçada son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda Homeros’un bahsettiği sehir surlarının bir kısımı ve tiyatro ortaya çıkmıstır.



    LİDYA TARİHİ


    Kökenleri konusunda kesin birşey söylenilemeyen Lidyalılar’ın oturdukları yerlere MÖ 2. Bin yıldan önce geldikleri bilim adamlarının ortak görüşüdür. Dilleri nedeniyle Hint-Avrupa kökenli oldukları düşünülmektedir. Sonraları Lidce konuşan bu halk kütlesinin MÖ 2000 ya da daha erken bir tarihte Hititler’den ayrıldığı sanılır. Buna karşılık Lidya’da hiç olmazsa Kalkolitik çağdan başlayarak yerli bir halk kitlesinin oturduğu kesindir. Lidyalı’lar yerli halkla kaynaşmış gibidir. Herodotos’tan öğreniyoruz ki “Yunanlıların Lydia diye bildikleri ülkede eskiden ,Maionlar adında, Lidlerden farklı, ama onlara tümüyle yabancı olmayan başka bir halk yaşardı. Lidler, Maionları yenip topraklarını alınca onlar da ya denizi geçip batıya kaçtılar ya da kalıp yenenlere boyun eğdiler”.
    MÖ 7.yy’ın ilk yarısı içinde birdenbire parlayan Lidya krallığı, Önasya dünyasının en ilginç kültürlerinden biridir. Bu krallık ne tam anlamıyla doğulu, ne de tam anlamıyla batılı devletlere benzer; her iki bloğun siyasal ve kültürel etkilerinden oluşmuş yeni bir Anadolu Krallığıdır.
    Kaynaklara göre Lidya’da üç ayrı sülale hüküm sürmüştür: Atyadlar, Heraklidler(Tylonidler) ve Mermnadlar.
    Herodotos’a göre Atyadlar sülalesi Atys’in oğlu Lydos ile başlar fakat Lydos’tan sonra kralların sıraları ve hatta adları bile kesin değildir. Bu da 2.bin yılın ikinci yarısı içinde yaşanmış olması gereken Atyad sülalesi krallarının gerçekte var olmadığı, tüm eski çağ toplumlarındaki gibi, Lidyalılar’ın çok eski bir geçmişe sahip olma istedikleri sonucunda ortaya çıktığı fikrinin oluşmasına neden olmuştur. Ama bu hanedana ait bir kral adı ‘Meles’ Hitit kayıtlarında geçmektedir.
    Sardes’te yapılan kazılar Son Tunç Çağı’nda (MÖ 1400-1200) Lidyalılar’ın, Yunanistan’dan gelip Batı Anadolu’ya yerleşen Mikenlerle ticaret yaptıklarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Hitit arşivlerine göre Hitit İmparatoru Tudhaliya IV (MÖ 1250-1220) “Assuwa Konfederasyonu” adıyla birleşerek kendine karşı gelen bir takım devletlere sefer yapmış, bu ülkeleri yıkıma uğratmıştır. Nitekim arkeolojik kazılar 2.bin yılın sonlarında bir düşman güç tarafından yakılıp yıkıldığını göstermiştir.
    Atyadlar’ı izleyen Heraklidler sülalesi Lidya’da 505 yıl egemen olmuştur. Başlangıcı MÖ 1192 yıllarına uzanır. Bu tarih yeni Hint-Avrupa kabilelerinin Boğazlar yoluyla Anadolu’ya göç ettikleri ve Büyük Hitit İmpartorluğu’nun ortadan kalktığı yıllardır. Bu sülaleye Grekler’ce tanrı Herakles’le ilişkiye getirelerek “Heraklidler”, Lidyalılarca kahramanları Tylos ya da Tylon’un adından “Tylonidler” adı verilmiştir. Tylon’un Batı Anadolu’ya yeni gelen Hint-Avrupa’lı Thraklar’ın bir boyunca getirilmiş olması olasıdır. Heraklidlerin daha önce bahsettiğimiz Maionlar’a eşitliği ve Demir Çağı’nın başlarında Sardes’e “Hyde”, ülkeye de “Maionia” adını verdikleri öne sürülmüştür. Çünkü son Heraklid kralı Kandavles’in adının Maionca olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca MÖ 1000 yıllarında Maionia denilen Lidya’ da çanak-çömlekçilikte yeni bir boyalı geometrik biçim meydana gelmiştir ve bu Demir Çağ Lidyasında yüksek bir kültür ve artistik faaliyet olduğunun kanıtıdır.
    Daha sonra Mermnadlar denen hanedanın ilk kralı Gyges’in MÖ 685 yılında Lidya tahtına çıkışıyla ilgili oldukça heyecanlı asıl öykü başlar. Karısının güzelliğine hayranlığını kanıtlama derdindeki Kandavles’in kuşkulu dostu Gyges’e yatmaya hazırlanan karısını gizlice seyrettirmesi ve çok kızan Kraliçe’nin kocasını öldürsün diye Gyges’ı gizliden gizliye zorlamasıyla Gyges Kandavles’i öldürür ve kraliçeyle evlenerek tahta geçer. Böylece 141 yıl sürecek olan Mermnad egemenliği başlar. Lidyalılar eski Önasya’ da birinci derecede önem kazandılar ve özgün eserler yarattılar. (MÖ 587-546) sırayla Gyges, Ardys, Sadyattes, Alyattes ve Kroisos Lidya devletini yönettiler. Bu dönemde Lidya’nın zenginleşmesi ve güçlenmesi de altın madeninin bulunması, işlenmesi ve ticaretin yapılması çok önemli bir faktördür. Bu saydığımız kralların ilk adımda, güç politikasının silahı olarak ekonomik kaynakları kullandıkları sanılır. Ilk sikkelerin ortaya çıkışının asker ücretlerinin ödenmesiyyle ilgili olduğu bile düşünebilir.
    Gyges tarihe geçince Yunan kentlerine karşı askeri girişimlerde bulundu ve kuzeyden gelen Kimmer tehlikesiyle uğraştı. Ve onları yenilgiye uğrattı. Fakat ikinci Kimmer saldırısına dayanamayacak Sardes’in yııkımıyla sonuçlanan savaşta öldü. Bu dönemde Yunanistan’la ticaret ilişkileri çok gelişmiştir.
    Gyges’ten sonra gelen krallar döneminde de Kimmer akınları devam etti. Fakat bunlara karşı Lidya devleti çok iyi direndi ve bu da ekonomisinin ne denli güçlü olduğunu gösterir. Yine Gyges’ten sonra gelen krallar Yunan kent devletlerine saldırılar düzenlediler. Alyattes Lidya tarihinin en büyük kişisi ve Mermnad hanedanının en etkin kralıdır. Batı And kıyılarını ele geçirdi ve Batı And’ın kuzey kuzey kısmını elinde bulunduran Kimmerleri Kızılırmak’ın ötesine sürdü ve bu sayede LidyaKrallığı’nın gücü yeni boyutlara ulaştı.Kuzeyli barbarlardan zara görüp zayıflayan Phrygia Lidya’ya bağlandı.Bu dönemin önemli olaylarından biri de nedeni pek bilinmeyen Lidya-Med savaşıdır. Sonuçta Kızılırmak her iki devlet arasına sınır kabul edildi. Alyattes Lidyalılar’la Grekler arasındaki ilişkilere çok değer verdi; Miletos’ta iki tapınak inşa ettirdi; Delphi’deki kehanet merkezine armağanlar yolladı; Korint tiranı Periandros ile dostluk ilişkileri kurdu. Bu kraldan itibaren Grek etkisi açık bir şekilde görülmeye başlar, Hellenleşme bunu izleyen döemlerde büyük bir hıız gösterir.
    MÖ 560 yılında oğlu Kroisos başa geçti ve babasından devraldığı güçlü ve zengin devlet sayesinde ününü tüm eski çağ dünyasına duyurdu. İçerdeki taht kavgasını sona erdirdikten sonra Ephesos’ a yöneldi ve tüm Grek kentlerine egemen oldu. Ephesos ‘taki Artemis tapınağını tekrardan inşa ettirdi. Kroisos döneminde Lİdya devleti zenginliğinin ve kültürel gelişiminin doruğuna ulaştı. Dillere destan zenginliği kaynağını bağlı bölgelerden alınan haraçlar, ticari gelirler ve ülkenin doğal zenginliklerinden alıyordu.
    MÖ 6.yy’ın ortalarında beliren Pers tehlikesini gören ve önlemler alan Kroisos Sardes yakınlarına gelen Pers ordusuyla karşılaştı ve yenildi. Sonuçta İranlılar tüm Anadolu’ya hakim oldular ve Lidya devleti tarih sahnesinden silindi.

  3. #8
    Senior Member Burcu - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    312
    Tecrübe Puanı
    2


    Tanımlı Ce: Bergama / bergama tarihi / bergama tarihi hakkına





    Memleketim ile ilgili bi kaç fotograf eklemek istiyorum:
    Asklepion;



    Kızıl avlu;




Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •  
Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0