Konu Etiketleri:

kemalettin tuğcunun hayatı, kemalettin tuğcu nun hayatı, kemalettin tuğcu hayatı, kamalettin tuğcu hayatı, kemaletttin tuğcunun hayatı, kemalettin tuğcu dizisi 36 hacı baba, kemalettin tuğcu biyografi, kemalettin tuğcunun ailesi, kemalettin tuğcunun öğrenim hayatı, kemalettin tuğcu kısa hayatı, kemalettin tuğcu vefatı, kemalettin tuğcu nun biyografisi, kemalettin tugcu hayati, kemalettin tuğcu biyografisi, kemalettin tuğcu kısaca hayatı, kemallettin tuğcunun hayatı, kemalettin tuğcu nun hayatı kısa, kemalettin tuğcu hacı baba özeti, kemalettin tuğcu haci baba özeti, kemalettin tuğcu tahsil hayatı, kemalettin tuğcu hayati, kemalettin tuğcu nun hayati, kemalettin tuğcu biyografisi kısa, kemalettin tuğcu kimdir uzunca, kemalettin tuğcu hacı baba özet,

+ Konu Cevapla
1 den 4´e kadar. Toplam 4 Sayfa bulundu

Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hayatı, Biyoğrafisi)

 Türkiyeden Biyoğrafiler Katagorisinde ve  Edebiyat Tr ( Kimdir ) Forumunda Bulunan  Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hayatı, Biyoğrafisi) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hakkında ) KEMALETTİN TUĞCU (1902-1996) Usta ve kıvrak kalemiyle türk çocuklarına ...

  1. #1
    Senior Member Birben - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    327
    Tecrübe Puanı
    4


    Tanımlı Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hayatı, Biyoğrafisi)







    Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hakkında )
    KEMALETTİN TUĞCU (1902-1996)




    Usta ve kıvrak kalemiyle türk çocuklarına ömrünü ve gönlünü veren kemalettin tuğcu, 1902 yılında istanbul'da doğdu.
    Çengel köyün'de büyük bir bahçe içindeki köşklerinde, çocukluk çağlarından başlayıp şiir, roman yazdı. Hiçbir okula gitmedi, Hiçbir öğretmenden ders almadı. Kendi Kendisini yetiştirmiş ve tercümeler yapacak kadar fransızca öğrenmiştir.
    Yazı hayatında sadece kendisi için başlamış, yazarak yaşamış ve eğlenmiştir. bu yazı yazma bir avuntu ve bir tutkudur. kendisi bunu şöyle anlatır;
    "Ben Yazdığım kadar yaşarım. bana tesir eden bi küçük olayla içimden geldiği gibi yazmaya başlarım. heyecanım süresince yazarım, edebi, ilmi,politik, bir iddiam yoktur.
    Tuğcu ilk yazılarını yavrutürk çocuk dergisin'de neşre başlamıştır. 1936 yılından sonra hemen hemen istanbul'da çıkan Bütün çocuk dergilerinde şiir, hikaye ve çocuk romanları yazmış, bu arada bazı romanları filme alınmıştır.
    Romanlarında Duygu ve sevgi ağırlıklı temalar işleyen kemalettin tuğcu'nun tercüme romanları, on iki adet aile romanı, üçyüz kadar çocuk romanı gazete ve dergilerde çıkmış iki yüzden fazla seçme hikayeleri vardır.
    19 Ekim 1996 tarihinde bir cumartesi günü vefat eden Kemalettin Tuğcuya sitemiz olarak Allah'tan rahmet dileriz.
    Kaynak: kemalettin tuğcu dizisi "36" Hacı baba

  2. #2
    Super Moderator _kanka** - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.210
    Tecrübe Puanı
    5


    Tanımlı Ce: Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hayatı, Biyoğrafis





    Kitabın Adı:KUKLACI

    Kitabın Yazarı: Kemalettin TUĞCU

    Kitabın Yayınevi: Pegasus Yayınları

    Kitabın Basım Yılı: 2006

    Sayfa Sayısı:80

    Kitabın Konusu: Kuklacı kitabının ana olayı; eskiden bürokrat olan Recai Bey’in ailesinin, torunu hariç, kendisinden devamlı faydalandık­ları halde; onu hiçe saymaya çalışan eşi, damadı, oğlu ve gelini ile olan çekişmeleri neticesinde, onlardan uzak kalarak kafasını din­lemek için, sakın bir liman vazifesi gören kuklacılık ile ilgilenmesi anlatılır.

    Kitabın Özeti:

    Vali Yardımcılığından emekli Recai Bey, kendisine ait a-partmanın bir dairesinde, hanımı Sahire, damadı banka müdürü Hayri Bey, kızı Calibe, Recai Bey’in çok sevdiği ve en çok konuş­tuğu torunu Yıldız, avukat oğlu Bedri, kayınvalidesi ve görümcesi tarafından hor görülen evin gelini Perihan ve hizmetçi Fatma ile birlikte oturmaktadır. Tüm mal varlığı kendisine ait olmasına rağmen, evde bir sığıntı muamelesi görmektedir. Ancak bir gün, eşi Sahire Hanım’ın, Recai Bey’in eşyalarını kömürlüğe indirtip, odasını misafir odası yapması, bardağı taşıran son damla olmuş, Recai Bey, hepsine özellikle de eşine tavır koyarak, yönetimi ele almıştır.

    En çok da eşine kızmaktadır. Çünkü, evlenirken kendisine yalan söylemiş, evlendikten sonra, kuçumsediği ailesi ile bağını kesmiş, kocasının sırtından havalara girmiş olan Sahire Hanım’ın yaptıkları affedilir gibi değildir.

    Recai Bey’in bu çıkışı, ailenin diğer fertlerinin biraz kendile­rine çekidüzen vermelerini sağlamıştır…

    Recai Bey, her gün sabah erkenden çıkıp, geç vakitlerde gel­mektedir. Torunu Yıldız merak edip sorunca, dedesinin bir dük­kân tuttuğunu ve kuklacılık yapacağını öğrenir. Dedesi ona kukla oyununun bütün karakterlerini ve Özelliklerini anlatır.

    Dedesinin sırdaşı ve arkadaşı olan Yıldız da okuldan çıktı­ğında, dedesinin dükkânına uğramakta ve ona yardım etmekte­dir.

    Aile içinde, bu gelişmeler sürekli konuşulmakta, Recai Bey’in aklını yitirdiğine hükmedılmektedir. Fırsat çıkmıştır. Şayet Recai Bey’i akıl hastanesine yatırabilirlerse, bütün ipleri ellerine geçire­bileceklerdi, özellikle Sahire Hanım bunu çok istiyordu.

    Oğlu Bedri, babasına sorunca, bir kuklacı dükkânı açtığını anlatır. Ailenin kimi fertleri güler, kimi ise itiraz eder; ancak işe yaramaz. Recai Bey biraz daha ipleri sıkar.

    Artık, torunu Yıldız herkesin parasını dağıtmaktadır. Sahire Hanım bu işe çok bozulmaktadır.

    Bu arada, gelini ve torunu hariç herkes Recai Bey’e “kuklacı” demektedir. Recai Bey ise, tüm bunlara gülüp geçmektedir.

    Dükkâna, ilk olarak oğlu Bedri geldi, biraz dertleştiler. Bedri babasının yaptığı kuklalara hayran kaldı. Recai Bey, kayınvalidesi ve kayınbabasına her ay uğrayıp, yardım ettiğini anlatınca, Bedri babasını daha çok taktir etti. p

    Bu arada, Recai Bey zaman zaman halsiz düştüğü için, dük­kânını açamıyordu. Damadı, kızı ve hanımı bir an önce ölsün diye bekliyorlardı. Damadı Hayri, ayağını kırmış, hanımı ile arası bo­zulmuş, Recai Bey’den bir şeyler kopartmanın peşine düşmüştü. Gelişmeler damat Hayri Bey’in aleyhine oldu eşinden de ayrılmak zorunda kalarak, uzak bir yere tayin edildi.

    Recai Bey ise halinden memnundu. Özenle, nadide ürünler yapıyor, yavaş yavaş büyük küçük herkesin ilgisini ve takdirini kazanıyordu. Yoksul çocuklara topacı bedava veriyor, beğeni sahibi insanlara ise ürünlerini hediye ediyordu.

    Yıldız da dedesine yardım ediyor, birlikte keyifle çalışıyor­lardı.

    Bu arada da, Calibe Hanım, Cevat Bey diye kibar bir adamla evlenmiş, onlar da, annesi Huriye Hanım’la birlikte, yan daireye yerleşmişlerdi.

    Yıldi2 ise ortaokulu başarı ile bitirmişti. Onun mezuniyet tö­reni vardı. Dede İle torun harıl harıl hazırlık yapıyorlardı. Çünkü mezuniyet töreni programında, Recai Bey’in yapmış olduğu eser­ler de sergilenecekti.

    Beklenen gün geldi. Kültür Bakanlığı temsilcisi, ilin önde ge­lenleri, müdürler, öğretmenler, öğrenciler, gazeteciler hepsi vardı. Sergiyi gezmeye başladıkları vakit, hemen hepsinin hayranlıktan dilleri tutuldu, mest oldular. Türk Orta Oyunu’nun bütün tipleri, tarihi kişilikleri, halk kahramanları, daha neler neler. Hepsi sıraya girip, Recai Bey’e tebriklerini bildirdiler. Ertesi gün bütün gazete­ler bu sergiden bahsediyordu.

    Recai Bey, “Yaptığım her işte ve görevde daima faydalı ve iyi şey­ler yaptım, bir türlü tanınamadım. Sanatçı kimliğimle birdenbire herkes tarafından tanınan bir insan oldum” diyerek hep seviniyor, hem hayıflanıyordu.

    “Artık dükkânı kapatacağım. Çünkü antikacılar ve koleksiyoncular beni rahat bırakmazlar.”

    Bazı eşyaları ve aletleri evine getirdi, diğerlerini dağıttı. Anahtarlan götürüp mal sahibine teslim etti.

    Çocuklar, meraklılar, antika sevenler, koleksiyoncular her zaman uğradıkları dükkâna gelince, “kiralık dükkân” yazısını gö­rüp üzüldüler.

  3. #3
    Super Moderator _kanka** - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.210
    Tecrübe Puanı
    5


    Tanımlı Ce: Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hayatı, Biyoğrafis





    YER ALTINDA BİR ŞEHİR (KEMALETTİN TUĞCU)

    KONUSU: Lozan Barış Antlaşmasından sonra, Türkiye sı­nırları dışında kalan Türklerin uğradıkları eziyetler neticesinde, kaçarak ana vatana sığınmak isterlerken, yolları üzerinde rastla­dıkları bir yer altı şehri ve oranın insanları anlatılmaktadır.

    ÖZETİ:

    Kaçan üç kişi, Osman Baba, Sadık ve Celal. Peşlerinde asker­ler. Yüksek dağlara tırmanarak kurtulurlar. Bir krater gölünün yanında soluklanırlarken, bir kartalın pençesinde bir şeyle hava­landığını görürler. Kartala taş atıp pençesindeki nesneyi düşürt­tüklerinde bunun bîr insan kolu olduğunu anlayınca üzülüp, dehşete kapılırlar. Belki de bu kol, Osman Baba’mn yaklaşık bir
    ay önce…..zulmünden kaçırttığı …torununa ait olabilir. Merakla
    uçurumun dibine İnerler. Bir krater gölünün kenarında, ne zaman oraya geldikleri ve ne zaman öldükleri belli olmayan beş altı kişi­nin cesedini bulurlar. Cesetler çok pis kokmaktadır. Hava karar­mıştır. Mecburen, orada geceleyeceklerdir. Bir taraftan da o insan­ların, oraya nasıl geldiklerini düşünmektedirler.
    Gece yarısı, sabaha karşı bir sesle uyanırlar. Usulca, sesin geldiği kraterin ağzından baktıklarında, aşağıda bir ışık, ışığın önünde tabut taşıyan insanlar görürler. Anlarlar ki, bulundukları yerin altında bir şehir ve İnsanlar vardır.
    Zaten Osman Baba da, geçmişte bu dağın eteklerinde, “Isıkent” diye, ahalisi Müslüman olan bir şehir bulunduğunu, düşman eline geçince, nüfusun azalarak yok olduğunu anlattı. Görünen o ki, bir kısım şehir halkı, yerin üstünden, yerin altına yerleşmiş bulunuyordu. Ve bu şehre girmeye karar verirler.
    Kayalardan, dar yerlerden, incecik bir bacadan yaklaşık bin beş yüz metre kadar inerler ve kayadan kapısı olan bir mağaraya girip, orada mahsur kalırlar.
    Sağa bak ışık yok, sola bak ışık yok, Çaresiz bir o yana bir bu yana yürürler. Nihayetinde, bir su sesi duyarlar ve sese doğru ilerlerler. Suyun kenarında yorgunluktan ve çaresizlikten oturur­larken, gelen bir kayık görürler. Kayıkta iki kişi vardır. Kayık, bunlara doğru yaklaşır. Genç olanın elinde silah vardır. Silahı doğrultur ve kayığa binmelerini söyler. İte kaka biner, ite kaka indirilerek, bir odaya sokulurlar. Bu oda değil, aslında asansör­dür. Ve onları asansöre bindirenlerden birisi, bir kolu çevirince, asansör aşağıya inmeye başlar. İnerler, önlerinde birer nöbetçi bulunan demir kapıların olduğu, nemli koridorlardan geçerek, salon gibi bir yere varırlar. Bir müddet sonra ak sakallı bir ihtiyar gelir ve “Selâmünaleyküm” der. “Aleykümselam” diyerek cevap verirler.
    “Hangi millettensiniz?”
    “Türk’üz.”
    “Nereden gelip, nereye gidersiniz ? ”
    “Düşmanlar ülkemizi İşgal ettiler. Vatan toprağıdır diye direndikçe
    direndik. Kaçmaktan başka çaremiz kalmayınca, çölü geçerek …..’ye
    varmak istedik, neticede buralara kadar geldik.”
    Bunları alıp hamama götürürler. Sonra, çok güzel yemekler yedirirler. Sonra da bir yere kapatırlar ve “Bu karantinada on beş gün bekleyeceksiniz. Sonra size ev ve iş verilecek.” Homurdan­malarına rağmen, çaresiz katlanırlar.
    Bu süre sonunda, onları çıkartarak bir camiye getirirler. Gün­lerden cumadır ve insanlar namaz kılmaktadır. Sonra, ismi Demir olan mühendisin ve onun babasının yanına götürürler. Babası dişleri dökülmüş bir ihtiyardır. Anlatmaya başlar:
    “Uzun yıllar önce, bu dağın eteklerinde çok şirin bir kasabamız vardı. Yol üzerinde olduğu için, genellikle gelip geçen kervanların ko­naklama ihtiyaçlarını karşılayarak, alışverişler yaparak çok güzel ve mutlu geçinirdik. Sonra buraları da düşmanın işgal edeceğini öğrenince, zorunlu olarak, arkamızdaki yanardağ ağzından, bin bir güçlüklerle, kasaba halkını buraya getirdik. Ancak buraya gelmemekte inat edenler oldu. Düşman onların hepsini öldürdü. Hayvanlarımızı da kurtarama­dık. Düşman her yerde bizi arıyordu. Biz de zaman zaman gecelen düş­mana baskınlar veriyorduk. Bu arada, en son elli düşman askerini öldür­dük ve kendi elimizle kasabamızı yaktık. Düşman kudurmuştu. Bulun­duğumuz yere bombalar attılar, her yeri yakıp yıktılar, kaçtık, aralara saklandık. Sonunda hepimizi öldürdüklerini zannederek peşimizi bıraktı­lar. Biz de, zaman içinde, buraları yaşanabilir bir hale getirmeye çalıştık. Mağaraları hep dolaştık. Demirci ve taş ustalarımızın yardımıyla, bu şehri inşa ettik. Artık hayatımız burada devam ediyor. Mağaraların ağzına yaptığımız mazgal deliklerinden gerekirse girip çıkıyoruz. Oğlum Kaya, bu şehrin doktorudur.”
    “Nasıl doktor oldu?”
    “Türkiye’de okudu. Şimdi, elektrik işini de hallediyoruz. Yakında bütün şehir ışıl ışıl olacak.”
    “Bunu nasıl yapacaksınız?”
    “Oğlum Demir, petrol buldu. Bu petrol ile enerji üretimine başla­dık.”
    Gördüklerine ve duyduklarına inanamıyorlardı. Yer altında, her şeyi olan, insanları birbirine saygılı, çalışkan bir dünya yarat­mışlardı. Kendileri de bu dünyada yerlerini alıp çalışmaya başla­dılar.
    Birkaç gün sonra, bir deli olduğunu duyan Osman Baba, de­liyi görmek ister. Onu delinin kaldığı hücreye götürürler. Osman Baba, bekçiyi zorla dışarı çıkarır ve deliye bakınca kendi öz oğlu Ali olduğunu görür. Sevincinden şaşırırsa da, oğluna “uslu olma­sını, babası olduğunu belli etmemesini” öğütler ve tekrar geleceğini söyleyerek dışarı çıkar. Deli iyileşmiştir.
    Şimdi sıra torunu Nazlı’yı bulmaya gelmiştir. Nasıl bulacak­tır?
    Nazlı ise, yaşlı Hanife Teyze’nin yanında kalmaktadır. Her gün ağlamakta, Allah’ına, kurtuluş için yalvarmaktadır. Onun bu ağlamaları Hanife Teyze’yi çok üzmektedir. Bu yüzden, yeni ge­len ihtiyarın, Hanife ile de konuşmasını ister. Doktor Selim buna razı olur. Ve Osman Baba’nm, Nazlı ile buluşmasının yolu açılmış olur.
    Tam bu sırada, düşman yeraltı şehrinin dışarıdaki kervanla­rına saldırmıştır. Durum çok ciddidir. Düşman çok büyük kapılar verdirmiştir. Ya düşmanı yenecekler, ya da bütün yer altı şehri yerle bir edilecektir. Her tarafta bir korku ve panik havası vardır. Osman Baba, duruma el koyar. Topladığı gönüllülerle birlikte, düşman elbiseleri giyerek, dışarı çıkarlar. Günlerce baskınlar yapar ve nihayetinde düşmanı etkisiz hale getirirler. Osman Ba-ba’nın yeraltındaki etkinliği kat be kat artmıştır. Sıra Nazlı ile buluşmaya gelmiştir. Buluşur, ağlaşırlar. Kızana, bir şey söyle­memesini öğütler.
    Sonra, yeraltı şehri yöneticilerine Nazlı ile Ali’nin torunları olduğunu, birlikte oturmak istediğini söyler, kabul ederler. Böyle­ce hep bir araya gelirler. Birbirlerini, eskiden beri çok seven Nazlı ile Sadık karşılaşırlar. Sadık bîr ayağı olmadığı için Nazlı ile artık konuşmak istemez. Nazlı ise, “Bir ayağın gitti, yüreğin de mi gitti, yerinde duruyorsa mesele yoV diye teselli verir. Buna rağmen Sadık, sevgilisini unutmaya kararlıdır.
    Osman Baha’nın aklı fikri, bir an Önce Türkiye’ye gitmektir. Bu nedenle hep düşünür, planlar yapar. Fakat bu arada, yer altı şehrini sel basar. Sel felâketi yine Osman Baba’nın uzak görüşlü­lüğü ve direktifleri ile önlenir. Bütün yer altı şehri halkı Osman Baba’yı çok sevmektedir. Osman Baba ise artık hazırlıkları ta-mamlatmıştır. Kışın en yoğun olduğu bir günde, gece sabaha karşı yeraltı şehrinden çıkarlar, kar altında, yollarında ilerlemeye çalışırlar. Etrafta vahşi hayvanlar vardır. Kurtlar, çakallar ve ayı­larla boğuşa boğuşa, güç bela kendilerini karanlık bir mağaraya atarlar. Birkaç saat sonra tekrar yürüyüşleri başlar. Yedinci gün sonunda bir ovaya varırlar. Fakat burada da düşman askerleri ile karşılaşırlar. Tekrar dağlara tırmanırlar. Yine kar, yine tipi, yine soğuk. Donmamak için sürekli hareket halinde olmaları gerek­mektedir. Yürürler, yürürler… Sonunda, kimsenin olmadığı bir taş kulübeye gelirler. Günlerden beri ilk defa burada dinlenirler. Sonra tekrar yola koyulurlar.
    Nihayet, bir Müslüman Türk köyüne varırlar. Burada kapı­sını çaldıkları ev sahibi ilk başta onlara güvenmez. Türk ve Müslüman olduklarını anlayınca, yardımcı olur. Karınlarını doyur­duktan ve istirahat ettikten sonra yine yollara düşerler. Fakat, düşman fark etmiştir. Peşlerine düşer. Kurşun yağmurları altında, güç bela ilerlerler. Allah’tan yağmaya başlayan kar imdatlarına yetişmiştir. Bu arada Celal’de yaralanmıştır. Buna rağmen, yürür­ler, yürürler. Ta ki bir sabah, Türk sınır karakolunun yanma ka­dar.
    Hepsi ağlayarak toprağı Öpmektedirler. Artık Ölseler de mü­him değildir. Türkiye’ye kavuşmuşlardır.

  4. #4
    Super Moderator _kanka** - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    3.210
    Tecrübe Puanı
    5


    Tanımlı Ce: Kemalettin Tuğcu ( Kemalettin Tuğcu Kimdir? - Kemalettin Tuğcu Hayatı, Biyoğrafis





    BİR ÇOCUĞUN ÖYKÜSÜ


    Bir köylü çocuk vardır.Bu çocuğun anasının adı Huriye, babasının adı ise Şahin’dir. Annesi Harmanlı köyünden babası ise Meşelik köyündendir.
    Annesi, Şahinle evlendikten sonra Meşelik köyüne yerleşmiş ve orada kaynanası ve görümcesi tarafından ırgat gibi çalıştırılmaktadır.
    Halbuki babasının evinde ev işi nedir bilmeyen bu kadının Harmanlı köyünde bir de ablası vardır. Ablası Zeynep, Osman adında bir rençberle evlidir. Zeynep ile Osman’ın hiç çocukları olmadığından onlar çocukları çok severler.
    Bu çocuğun annesinin kaynanasının adı da Zehra’dır. Zehra’nın bir de Gülsüm adında kızı vardır. Zehra’nın kendine hayrı olmadığı gibi kocası Yusuf Ağaya da hiç hayrı yoktur.
    Huriye’nin kocası Şahin’e gelince: o da bol bol içki içer, kumar oynar kendisi gibi aylak insanlarla dolaşır, eve uğrarsa da gecenin geç saatlerinde uğrar, karısını çağırır ve:
    - Hürü, şu kısrağa bir bakıver, diye Huriye’yi o kadar işten sonra bir daha zahmete sokar.
    İşte böylesine zibidi bir insan olan Şahin bir işlede uğraşmaz. Ancak Yusuf ağadan para kopararak kumar oynar, pis işlerle uğraşır. Üstelik bu adam Yusuf ağanın atına da el koymuştur.
    Bir gün bu Şahin Huriye’nin bir beşibirliğini alır ve gurbete gider. Zavallı kadının iki beşibirliği vardır. Bunları da zor günlerde kullansın diye saklar. Birisini zor kurtarmıştır bu hain Şahin’den.
    Yusuf ağa birkaç gün sonra eve bir mektupla gelir. Evde kimse okuma bilmediğinden mektubu Huriye’ye verirler. Huriye mektubu açar yüksek sesle okumaya başlar:
    - İstanbul’a vardım. Burada işler kesat. Huriye’nin beşibirliğini bana çabucak yollayın.

Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0