Konu Etiketleri:

john rr tolkien hangi ulustandır, john rrtolkien hangi ulustandır, john r r tolkien hangi ulustandır, john rrtolkien hangi ülkedensir, john r r tolqien hangı ulustandır, john r r tolkien hangı ulustandır,

+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

John Ronald Reuel Tolkien (John Ronald Reuel Tolkien Hakkında)

 Dünyadan Biyoğrafiler Katagorisinde ve  Edebiyat ( Kimdir ) Forumunda Bulunan  John Ronald Reuel Tolkien (John Ronald Reuel Tolkien Hakkında) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Yüzüklerin Efendisi'nin şifreleri... 'Yüzüklerin Efendisi' üçlemesi bir anti Türk propagandası mı? İngiliz tarihçi Noel Malcolm'a göre üçlemede yer alan 'Minas ...

  1. #1
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.062
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı John Ronald Reuel Tolkien (John Ronald Reuel Tolkien Hakkında)







    Yüzüklerin Efendisi'nin şifreleri...

    'Yüzüklerin Efendisi' üçlemesi bir anti Türk propagandası mı? İngiliz tarihçi Noel Malcolm'a göre üçlemede yer alan 'Minas Tirit Kuşatması' İstanbul'un fethini anlatıyor. Acımasız yaratıklar 'Uruk-Hai'ler ise Fatih'in 'yörük' askerleri!

    Yazın tarihinin en çok okunan eserlerinden "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesini yaratan İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien'in, diğer eserlerini de üzerine inşa edeceği mitolojiyi yaratırken Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göçü ve İstanbul'un fethinden ilham aldığını öne sürenlere, Tolkien'in acımasız ırklardan "Uruk-hai"leri yaratırken yörüklerden esinlendiğini söyleyenler eklendi.
    1973'te 81 yaşında ölen yazar Tolkien, Orta Dünya mitolojisindeki ırk, olay ve yerlerin alegorik anlamlar içermediğini hayattayken birçok kere dile getirmiş olsa da, ork, elf, cüce, ent ve diğerlerine derin açıklamalar yükleyenler her zaman oldu. Bunlardan en yaygını, İngiliz edebiyatı profesörü Tolkien'ın 10 yıla yakın süren çalışmanın ardından 1948'de tamamladığı "Yüzüklerin Efendisi"nde Dünya Savaşları'ndan ilham aldığı şeklindeydi.
    Ancak şimdi Tolkien'in orkları yaratırken Türklerden ilham aldığı, Mordor'un Anadolu olduğu, fesat bir kuşatma altındaki Arnor ve Gondor'un Roma ve Bizans, "Orta Dünya"da üçüncü çağda 2002 yılında meydana gelen "Büyük Felaket"in ise 1071'de Malazgirt Savaşı'nın ardından Doğu Anadolu'daki dağlık bölgelerin (Minas İthil) düşmesi ve Selçukluların Anadolu'ya girmesi olarak yorumlanıyor.

    Uruk Hai=Yörük
    İngiliz tarihçi Noel Malcolm, Roger Crowley'nin "Son Büyük Kuşatma: 1453" isimli kitabına Daily Telegraph gazetesi için yaptığı eleştiride şu ifadeleri de kullanıyor:
    "Küçük bir okul çocuğuyken bile, Yüzüklerin Efendisi'ndeki Minas Tirith kuşatmasıyla İstanbul kuşatması arasındaki esrarengiz benzerlik dikkatimden kaçmamıştı. Bir tarafta eski soylularıyla, güzel, surlarla çevrili kent ve savunmaya yardım için gelen bir avuç maceraperest; diğer tarafta despot bir yöneticinin altında kötülük yağdıran sürüler. Doğu'da kocaman Mordor'un Anadolu'ya nasıl benzediğini görebilmek ve durumu fark edebilmek için yalnızca haritaya bakmalısınız."



    3. Dünya'daki Kuşatma: Malazgirt

    Malcolm, Tolkien mitolojisinin en acımasız yaratıklarından olan "Uruk-Hai"lerin, yörüklerden esinlenerek kurgulandığını da söylüyor. Malcolm'a göre orklar ve gulyabaniler (goblin) arasında bir yerde duran "Uruk-Hai"ler, Osmanlı ordusunda yedek asker olarak ön saflarda görev yapan yörüklere karşılık geliyor. Yörüğün İngilizce yazılışı "yuruk" ile "Uruk" kelimesi arasındaki benzerlik de Malcolm'un bu tezine güç kazandırıyor.
    Noel Malcolm, Milliyet'e de şu açıklamayı yaptı: "Genel görüşüm coğrafya üzerine dayanıyor. Orta Dünya kurgusunda; kuzeybatıda hobbitlerin toprağı (güzel, kırsal İngiltere), cüce madencilerin yaşadığı dağlar (Alman geleneklerini ve mitolojisini yansıtıyor), ortalarda bir yerde yarı Saksonların ülkesi yani Rohan, kuşatma altındaki asil kadim kent ise ileride, güneydoğuda ve Karanlık Lord'un toprağı buradan daha doğuda. Başka bir ifadeyle (Yüzüklerin Efendisi) açıkça Avrupa'nın kültürel-mitolojik haritasını yansıtıyor. Sauron (Karanlıklar Efendisi), mükemmel bir despot örneğidir ve Batı Avrupa geleneği, Sultan'ı doğu kaynaklı despotizmin baş örneği olarak tanımlamıştır. Benim de bahsettiğim Yörük - Uruk bağlantısının dışında da bulunabilecek çok bağlantı olabilir."
    Tolkien'in de bir Türk düşmanı olabileceği yargısına varmamak gerektiğini vurgulayan Malcolm, "O sadece bütün değişik mitleri ve kültürel anıları kullanarak, bunların yeni bir sentezini yarattı. Doğulu göçebelere karşı duyulan korku, Avrupa kültürünün halk edebiyatının bir parçasıdır. Tolkien de bunu kullandı" dedi.

    Gulyabanilerin saldırı tarihi 1453!
    "Yüzüklerin Efendisi" serisini Türkçeye kazandıran Tolkien uzmanı Bülent Somay, orklar yaratılırken Türklerden esinlenildiği şeklinde İngiliz Daily Mail gazetesinde geçen yıl çıkan bir haberi "saçmalık" diye tanımlamıştı. Somay, "Mordor, kesinlikle Türkiye olamaz. Bu iddia, sadece Türkiye'nin AB üyelik süreci nedeniyle Avrupa kıtasında baş gösteren Türk korkusunu kışkırtmak amacıyla ortaya atılmış olabilir" demişti. (8.7.2005 - Milliyet)
    Ancak Tolkien'in "Noel Baba'dan Mektuplar" isimli eserinde de Gulyabanilerin saldırı tarihi olarak İstanbul'un fethedildiği yılı yani 1453'ü işaret etmesi akıllara Tolkien'in özel bir Türk saplantısı olabileceğini getiriyor. Türkçe'ye de çevrilen kitaptan bu bölümün 16 yaşındaki çevirmen Roksan Çağlar'ın inisiyatifiyle çıkarılması da geçen aylarda gündem yaratmıştı. Bülent Somay bu konuda da "Orklar 250 şeyi birden temsil ediyor olabilir ve bunlardan bir tanesi belki de Türklerdir" açıklamasını yapmıştı. (27.1.2006)
    Avustralyalı tarihçi David Bofinger'ın Gondor'u Bizans ile özleştiren alternatif çalışması ise Tolkien'in ortaçağdan sistematik bir şekilde yararlandığını, ortaçağ tarihini, kendi yarattığı mitolojiye uyarladığını öne sürüyor.



    Bofinger'ın tezine göre Roma-Bizans tarihindeki bazı gelişmelerin Arnor-Gondor tarihlerindeki karşılıkları şu şekilde:
    Kuruluş miti
    ROMA-BİZANS: Yok edilen Troya'dan kaçan mülteciler
    ANDOR-GONDOR: Numenor'un yıkılmasından sonra kaçan mülteciler

    Bölünme
    ROMA-BİZANS: MS 300'den sonra Doğu ve Batı
    ANDOR-GONDOR: İkinci Çağ'ın sonunda kuzey ve doğu olarak

    Eski imparatorluğun çöküşü
    ROMA-BİZANS: 5-8'inci yüzyıllar arasında Frank, Vizigot, Ostrogot, Vandal, Anglo Sakson, Arap istilaları
    ANDOR-GONDOR: 12-14'üncü yüzyıl arasında Cardolan ve Arthedian'ın Angmar tarafından yıkılması

    Doğu'da felaket
    ROMA-BİZANS: 1071'de Doğu'da, dağlık bölgelerin, Anadolu kıyılarının Selçuk Türklerininin eline geçmesi
    ANDOR-GONDOR: Üçüncü Çağ'da, 2002'de Doğu'daki dağlık bölgelerin (Mordor sınırındaki Gölge Dağları) ve bol nehirli Ithilien'in orkların eline geçmesi.

    Daha önce Daily Mail gazetesinde yer alan "Tolkien'in Ork Lokumu" başlıklı bir makalede de şu önermelerde bulunulmuştu:
    MORDOR: TÜRKİYE "Tolkien'in Orta Dünya haritasıyla Avrupa haritasını üst üste koyarsanız belli başlı iklim, bitki örtüsü ve zoolojik işaretlerin aynı olduğu görülür. Karanlıklar Prensi Sauron'un diyarı Mordor, hem konum hem de şekil olarak Türkiye'dir."
    KARA LİSAN: TÜRKÇE Orkların lisanı "Kara Lisan"ın da Türkçe ile benzerlikleri vardır. Tolkien'in Nurnen Denizi çevresinde yaşayan köle insanlar Ermenilere, Nurnen Denizi de Van Gölü'ne benzetilebilir."
    PELARGİR: İSTANBUL "Hobbitlerin yaşadığı Shire, İngiltere'nin ortası olabilir. Gondor ise Akdeniz'e kıyısı olan İtalya ve Yunanistan'da, Rohan Doğu Avrupa ormanlarında bulunabilir. Gondor'un başkenti Minas Tirith Venedik'le, Pelargir ise İstanbul ile karşılaştırılabilir."








    Tolkien felsefesini ele alan beğendiğim bu yazıyıda sizinle paylaşmak istiyorum ama yazının kime ait olduğunu bulamadım.





    "Güzel bir kitap okudum" veya "güzel bir film izledim" demek için
    kullandığınız kriterler nelerdir? O kitabın ya da filmin sizi içine alıp
    bambaşka bir gerçeklik içinde bir süre dolaştırıp sonra da "keşke
    bitmeseydi" duygusuyla koltuğunuza geri bırakması mı? Eğer kriteriniz bu
    ise, doğrudur, Yüzüklerin Efendisi kitabı ve filmi güzeldir.

    Ama bence
    kriter olarak bundan daha fazlasına ihtiyacımız var; çünkü bir eserin
    "başarısı" ardında büyük kötülükler barınabilir.
    Özellikle fantastik edebiyatın kilometre taşı olarak kabul edilen
    Yüzüklerin Efendisi kitabı ve yıllar sonra onun sinemaya uyarlanması bu
    açıdan incelenmeye değer. Bu inceleme, eleştirel yaklaşımı fantastik
    edebiyatın, fantastik çizgi romanların ve fantastik sinemanın diğer
    örneklerine de uygulamak üzere bize bir yöntem sunabilir.
    Ben kitabı Metis Yayınları tarafından ilk yayınlandığı zaman okudum, daha
    doğrusu okumaya başladım; çünkü önce 1. cilt çıktı ve 2. cildin
    yayınlanması için epeyce beklemek zorunda kaldık. Ve nihayet 3. cilt
    aylar sonra yayınlanınca kitabın okuması uzun bir süreçte
    tamamlanabilmiş oldu. Hakkını vermek gerekir ki, J.R.R. Tolkien usta
    bir yazardır (toprağı bol olsun). Ortaya çıkardığı yapıt görkemli ve
    inceliklidir.
    Görkemli ve incelikli yapıtlar bize nüfuz ederler; daha doğrusu nüfuz
    edebildikleri ölçüde görkemli ve incelikli olurlar. Bu yapıtların
    içimizde bıraktıkları/yarattıkları hislerin nitelikleri ise ayrı bir
    şeydir. Bir eseri güzel kılan onun sadece nüfuz etme başarısı mıdır?
    Bence hayır; içimizde bıraktıkları şeylerin niteliği de önemlidir. Bir
    sanat eseri hakkında fikir oluştururken bu sübjektif kriteri gözden uzak
    tutamayız. Yüzüklerin Efendisi kitabının ana temalarını hatırlamaya
    çalışalım. Önce bizi olumlanan bir sosyal ortam karşılıyor: Hobbit
    ülkesi. Bu ülke barış, huzur dolu bir yerdir. Yeşil çayırları, küçük ama
    hayatın tüm zevklerini sunan barınakları, sevimli kısa boylu neşe dolu
    sakinleri ile bir "cennet ülke". Burda bir şeye dikkatinizi çekmek
    istiyorum. Fantastik edebiyatın taşıyıcı sütunlarından biri olan ve
    kitabın devamında da tutarlı bir şekilde yer alacak bir "denklik"
    kurmuştur Tolkien: her ülkenin farklı bir sosyal ortamı vardır ve her
    ülkenin sakinleri de buna uyumlu şekilde fizyolojik olarak farklıdır;
    hatta diyebiliriz ki farklı türlerdir. Birbirinden tamamen farklı
    türlerin tümüyle "insansı" temellerini korumaları, fantastik sanatın çok
    kullandığı bir özellik olmuştur. Ama işte bu denklik şunu söylüyor: aynı
    dünyayı paylaşarak farklı değerleri temsil eden bu varlıklar hem insan
    hem farklı türlerdir. Bu bana bir şeyi hatırlatıyor: ırkların fizyonomik
    farklılıklarını sahip oldukları değerlerdeki farklılıkla, hatta yalınkat
    iyilik ve kötülükle bağdaştırmak yani ırkçılık. Tolkien bence daha da
    ileri gidiyor: bu farklı ırkların herbirini sınırları belli ülkelere
    paylaştırıyor: buna da en koyusundan milliyetçilik demeyeceğiz de ne
    diyeceğiz? Ortaya Nasyonal Rasist gibi enteresan bir kombinasyon çıkıyor.
    Oysa kitabın tümüne bakınca, bir çok eleştirmenle aynı kanıyı
    paylaşmamak mümkün değil: Yüzüklerin Efendisi bir II. Dünya Savaşı
    eğretilemesi gibidir ve bu eğretilemede Naziler (Nasyonal Sosyalistler)
    kötülerle
    özdeşleştirilmiştir. Bu durum yukardaki analizi çökertir mi? Hayır. Bir
    İnsan hem nasyonalist, hem ırkçı hem de Nazilere karşı olabilir; eğer
    Alman değilse. Tolkien de Alman değildir; II. Dünya Savaşı sırasında
    İngiltere'dedir ve aslen Güney Afrika'lıdır. Elbette ki Güney Afrikalı
    olması bizi Tolkienleştirmesin, yani buna dayanarak onun bir ırkçı
    olduğunu iddia edemeyiz ama ırkçılığın gündelik hayatın bu derece içine
    sinmiş olduğu bir ülkede yaşamak, insanı ırkçılık konusunda olumlu veya
    olumsuz bir saf tutmaya itecektir kuşkusuz. Tolkien'nin ırkçılık
    karşısında bir tutum takındığı yönünde hiç bir emare bulamadım
    Yüzüklerin Efendisi'nde. Devam edelim; hatırladığım ikinci tema Frodo'nun
    üstlendiği önemli görev. Diyebiliriz ki o dünyanın kaderi Frodo'nun
    elindedir. Yani Frodo bir "misyon" sahibidir. Dünyayı kurtarma misyonu
    sahibi kahramanlar, fantastik edebiyatta çok rastlanılan başka bir
    öğedir. Ama sadece orda değil, başka yerlerde de bu öğeye sık rastlarız:
    Militarizmde. Zaten kitap, hem hacimsel hem vurgu anlamında bir macera
    kitabı olduğu kadar -belki de daha fazla- bir savaş kitabıdır.
    Yüzüklerin Efendisi'nin en yoğun teması savaştır. Tolkien savaşa nasıl
    yaklaşır? Bir kere bu bir misyon savaşıdır, yani gerekli, meşru,
    kaçınılmaz ve bu bağlamda da olumlu. Kitapta savaşlar teknik, taktik,
    stratejik detaylarıyla, kahramanlık öyküleriyle, kitlesel coşkusuyla
    soluk soluğa okunacak şekilde anlatılmıştır. Neredeyse bizi o savaşa
    katılmaya davet etmektedir. Üstelik bu öyle bir savaştır ki, "iyi" ve
    "kötü" en yoğun halleriyle karşı karşıya gelirler. "İyi ordu" en küçük
    rütbelisine kadar iyi, "kötü ordu" tabir caizse "tırnaklarının ucuna
    kadar kötü"dür. Bu ne manaya geliyor? Ne yazık ki korkunç bir manaya:
    GENOSİT. Düşünün ki iki ulus savaşıyor; bir taraf yayılmacı yani kötü,
    diğer taraf da meşru müdafa halinde yani iyi. Örnek olarak Vietnamlıları
    ve Amerikalıları alalım. Tolkien'in eseri bu durumu şöyle yorumluyor:
    Eğer Vietnamlılar iyi ise, kötü Amerikalıları beşikteki bebeklerine
    kadar öldürme hakkına hatta misyonuna sahiptir. Yani tıpkı Mordor gibi,
    Amerikalı deniz piyadelerini o topraklara sürükleyen şey merkezi iktidar
    değil, her Amerikalının kanındaki alyuvarlara bile sinmiş olan katıksız
    kötülüktür. Bu nedenle Tolkien'in savaşı, kötülerin yalnızca liderinin
    iktıdardan düşürülmesi ile değil, ne kadar Mordorlu varsa hepsinin
    yokedilmesi ile kazanılabilir.
    Tolkien'e fazla yüklendiğimi düşünüyorsanız, sabredin; daha bitmedi.
    Yüzüklerin Efendisi'nde kaç tane kadın hatırlıyorsunuz? Ben bir Elf
    Kraliçesi, bir de erkek gibi savaşan soylu bir kadın hatırlıyorum. Yani
    bu kitabın kapıları sadece erkeklere denk bir güce sahip olan kadınlara
    açılıyor; kontenjanı da çok sınırlı. Üstelik bunca farklı "tür" insansı
    yaratık ince ince tasvir edilip anlatılıyor ama bunların nasıl ürediğine
    dair en ufak bir anlatı bulamıyoruz. Tolkien kadın olarak davranan
    kadınları bu erkek dünyaya layık görmediği için olsa gerek, seksten
    bahsetmeyi hiç sevmiyor. Bence bu kitabın yazarı gerçek bir seksisttir.
    Bu ve daha bahsetmediğimiz diğer nedenlerle (gücü yüceltme, sadakat vBulletin)
    ben, Yüzüklerin Efendisi kitabının ve ne kadar ustalıkla yapılmış olursa
    olsun aynı isimli filminin, "kötü" olduğunu düşünüyorum.
    Sanıyorum sanat eserlerine bu tür bir yaklaşım gereklidir ve sanatı
    herşeyden kopuk apayrı bir kategori olarak niteleyen kapitalist sisteme
    karşı yürütülmesi gereken mücadelenin bir metodudur; hele hele sinemanın
    en büyük manipülasyon araçlarından biri haline getirildiği bu çağda.

  2. #2
    Admin Duru - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    24.062
    Tecrübe Puanı
    28


    Tanımlı Ce: John Ronald Reuel Tolkien (John Ronald Reuel Tolkien Hakkında)





    Hayatı
    John Ronald Reuel Tolkien 3 Ocak 1892'de İngiliz sömürgesi olan Güney Afrika'nın Bloemfontein şehrinde doğdu. Ronald'ın babası Arthur Tolkien banka müdürü idi ve aslen İngiltere Birmingham'lı olan aile kendilerine yeni bir hayat kurmak amacıyla Güney Afrika'ya yerleşmişti. Fakat iklimin getiridiği olmusuzluklar kısa zamanda anne Mabel'i Ronald ve küçük kardeş Hilary'ide alıp İngiltere'ye dönmeye itti. Aile bir süre sonra baba Arthur'un da dönmesi ile eski günlerine kavuşacaktı. Fakat 15 Şubat 1896'da Güney Afrika'dan Arthur'un ölüm haberi geldi. Bunun üzerine Mebel çocukları alıp küçük bir köy olan Sarehole'a yerleşti. Bu köy Ronald da derin etkiler bırakacak ömrünün kısa bir süresini burda geçirmesine rağmen hayallerinde yarattığı Hobbit diyarı Shire ile defalarca Sarehole'u ziyaret edecekti. Sarehole'da Tolkien'i etkileyen sadece yemyeşil doğası değildi. Köy yakınındaki Moseley Bataklığı, kardeşi Hillary ile her zaman oynamaya gittikleri Cole Bank Road değirmeni ve devamlı kendilerini kovaladığı için "Beyaz Ogr" adını taktıkları değirmencinin oğlu da Ronald üzerinde derin izler bıraktı.
    Ronald Birmingham'daki King Edward's Okulu'na başlayınca aile bir kez daha taşınmak zorunda kaldı. Fakat bir süre sonra aile tekrar taşınmak zorunda kaldı ve Ronald yeni taşındıkları Olver Road'a yakın olan St.Philips okuluna verildi. Bir sene sonra burs kazanınca tekrar King Edward's Okulu'na dönen Ronald bir kaç sene sonra 1904 yılında şeker hastalığı yüzünde annesi Mabel'i kaybetti. Bunun üzerine çocuklar teyzeleri Beatrice'in yanına gitti ve Peder Francis Morgan'ın gözetimine verildi. King Edward's Okulu'nda iken Ronald'ın dillere büyük yatkınlığı olduğu ortaya çıktı ve bu dönemlerde Ronald kendine ait bir dili tasarlamaya başladı. Böylece Elf dillerinin temelleri atılmıştı.
    Çocukulukdan delikanlılık yıllarına geçerken Ronald'ı etkileyen iki büyük yapı vardı ortudukları Birmingham kentinde. 29 metrelik Perrott's Folly kulesi o yıllara göre olağanüstü büyüklüğü ile Ronald'ın beynine kazınmıştı. 1758 yılında John Perrott tarafından yapılan bu kule tuhaf mimarisi ile "Perrott'un divaneliği" ismini almıştı. Hemen bu kulenin yanında ise bir başka kule vardı. Ve bu İki Kule daha zonra yazacağı The Lord Of The Rings için esin kaynağı oldu. Ronald'ın gençlik yıllarına dair bir diğer önemli not ise Gamgee ismi ile o yıllarda tanışmış olmasıdır. Bu yerel pamuk markası Gamgee, Ronald'ı etkilemiş olmalı ki Frodo'nun sadık dostu Sam'e bu soyadı vermiş.
    16 yaşındayken hayatını değiştirecek bir olay oldu ve hayattaki tek gerçek aşkı olan Edith ile tanıştı. Fakat Peder Morgan iki gencin görüşmelerini yasakladı. 1911 yılında Tolkien klasik diller eğitimi almak için Exeter Koleji'ne gitti ve 21 yaşını doldurduğunda hiç bir zaman unutamadığı Edith'i buldu (Söylenir ki Edith ormanda dolaştıkları bir gün onun için dans etmiş ve bu dans genç Tolkien'i çok etkilemiştir). Gençler 22 Mart 1916'da evlendiler. Üstelik Tolkien onu ikinci kez bulduğunda Edith bir başkası ile nişanlıydı.
    Bu arada I. Dünya Savaşı başlamıştır. Kısa bir süre sonra Tolkien'de orduya katdı ve Fransa cephesinde savaşı. İki yakın dostunu bu savaşta kaybeden Tolkien çok yakınında patlayan bir bomba yüzünden İngiltere'ye geri döner. Fakat savaş bu genç insan üzerinde unutulmaz etkiler bırakmıştır. Savaştan döndükten sonra hayatının büyük bir kısmını Oxford'da geçirdi. Savaş bittiğinde Tolkien'de Oxford English Dictionary'de iş bulur. 1945 yılında Oxford'da Profesör olmasına kadar geçen zaman içerisinde 4 çocuk sahibi olur. Bu süre içerisinde devasa hayal dünyası Orta Dünya'yı oluşturmaya devam eder. İlk kitabı bir çeviri olan "Sir Gawain and The Green Knight"'ı yayınlanır. Entellektüel bir topluluk olan "Inklings" i yakın dostu C.S. Lewis ile kurar ve 1937 yılında "The Hobbit" i yayınlar. Roman hem olumlu hem de olumsuz tepkiler alır. Oxford'da profesör olan Tolkien'den nasıl olupda bir masal kitabı çıktığını sorar bazıları. Ama olumsuz eleştiriler bir işe yaramaz ve Hobbit kısa zamanda popüler olur. Bundan sonra Tolkien The Lord Of The Rings için çalışmaya başlar.
    1954 yılında destansı The Lord Of The Rings'in ilk iki bölümü İngiltere'de yayınlanır ertesi sene ise üçüncü bölüm yayınlanır. Roman Hobbit'den bile daha fazla tepki alır. Bir kısım eleştirmen tarafından Hobbit'dekinden çok daha fazla eleştiriye maruz kalır Tolkien. Oysa o sadece hayalindeki dünyayı yazıya dökmüştür o kadar. 1965 yılında LOTR'un Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlanması ile her şey birden değişir. Amerikalılar özellikle genç nüfus romanı çok sevmiştir ve roman hızla kült roman olur. Bundan sonra Tolkien için ilginç bir hayat başlar. Zaman zaman aşırı ilgiden bunalır Tolkien. Bir çok defa adres değiştirir. Sayısız kere telefon numarası değişir. Ama her zaman meraklı bir okuyucu ona ulaşıp sorar "Balrog nedir? Blue Wizards'lara ne oldu?". 29 Kasım 1971'de karısı Edith öldü. Tolkien bunun üzerine sadece bir sene yaşayabildi ve 2 Eylül 1973'de Kraliçe'den CBE ünvanını almasından kısa bir süre sonra 81 yaşında öldü.


    Yüzüklerin Efendisi Belgeseli’nden
    Çatışma içindeki bir dünyayı kurtarma adına girişilen epik bir arayışın fantastik anlatısı olarak tanımlanıyor ve ilk bakışta bizimkisinden çok farklı bir dünya gibi gözüküyor. J.R.R Tolkien in, savaşın korkunçluğuyla ilgili deneyimlerinden çoğunu öyküye yansıttığı söyleniyor.
    Bu hayali dünyanın kaynağı kendi atalarının geçmişine gidiyor. Frodo nun arayışı günümüze ışık tutuyor.
    Kendi dünyamızla LOTR'un kurgusal dünyası üzerinde birçok benzerlik göze çarpıyor;

    • Dünya çağ değişiminde geçiyor. Ama kendi halinde verimli topraklarda yaşayan, dış dünyadan kopuk hobbitler var.
    • Tolkien in en yakın yayıncı arkadaşı; “Tolkien in fantezisi özgündür çünkü gerçeklere dayanır” diyor.
    • Tolkien in öyküsü İngiltere de küçük bir kasabada başlamıştır. Tolkien, doğayı sadece sevmez, koruma içgüdüsüyle de hareket ederdi. Bu hobbit köyünün özellikleriyle Tolkien in büyüdüğü köyün özellikleri arasında da birçok özellik görülmektedir. Film yapımcıları Tolkien in doğduğu köyü inceledikleri zaman ilk bakışta Shire da olduklarını zannetmişlerdir. Ayrıca Hobbitler, Tolkien in büyüdüğü, savaştan uzak, küçük kasabalarında yaşayan yalın insanlara çok benzemektedir.
    • Shire, başlangıçta, kurtarılmaya değer bir yer gibi gösterilmiştir. Shire, güvenli bir yer gibi görülse de , Tolkien in gençlik yıllarında sanayinin ahtapot kolları onun köyünü de etkilemeye başlamıştır. Çocuklar çalıştırılıyor, aileler kömür ihtiyacını karşılamak için fabrikalarda gece gündüz emek harcıyordur. Bu etkiler Tolkien in köyüne de ulaşmıştır, artık kentleşme çok yakındır. Tolkien in öykülerindeki karanlık güçlerin bu olduğu söyleniyor.
    • Yüzük bir güç aracı. Bu Tolkien in yarattığı çok parlak bir fikir. Çünkü yüzükler tarih boyunca her zaman tanrısal bir güç olarak görülmüştür.
    • Tolkien in gençlik yıllarında da dış dünya da büyük güçler kargaşa yaratmak için harekete geçmişti. 1914, İngiltere müttefiklerinin yanında 1. Dünya Savaşına girmiştir. Avrupa siyasi sınırlar merkezi güçlerin ölümcül iktidar oyunlarıyla değişmektedir (Orta Dünya Haritasında olduğu gibi).
    • Tolkien ve arkadaşları cepheye gönderilmiştir (piyade alayı olarak). Cephe ilk bakışta yeşil alanların ortasında açılmış büyük bir yara gibi gözükmekteydi. Haziran 1916 da alay ilk savaş görevine başladı. Savaşın dehşeti cephedekilerin mektuplrından anlaşılıyordu.
    • Peter Jackson: “Orta Dünya hakkında yazdığı ilk yazıları 1. Dünya Savaşı nda siperde durduğu sırada defterine kurşun kalemle aldığı notlardır. İşte Orta Dünya böyle bir durumda doğmuştur.” diyor.
    • Savaştaki subayla üniversite okuyan kişiler arasından seçiliyordu. Erler ise kendi halinde yaşayan halk arasından. Hikaye göze çarpan bir diğer benzerlik ise, Frodo'nun hali vakti yerinde biriyken, yolculuğa birlikte çıktığı Sam in bir bahçıvan olmasıdır. Frodo yla Sam arasındaki bağ, cephedeki subaylarla erler arasındaki bağdır.
    • Tolkien ve arkadaşları kendilerini endüstriyel gelişmenin neden olduğu insanları öldüren aletlerle çarpışmak zorunda kalmışlardır. İngiliz ordusunun en kanlı tarihi bu kadarla da kalmaz. Ancak Tolkien in yaşadığı yıkım da bu kadar değildi, ölenler arasında en yankı çocukluk arkadaşı bulunuyordu. Son nehir hakkındaki anıları be siperde yazdıkları sonunda Yüzüklerin Efendisi ndeki satırlarda yerini aldı.
    • 1. Dünya Savaşı sonrasında Oxford da öğretim üyesi oldu. Buradaki eski diller ve tarih konularındaki birçok kaynak onun için çok yararlı oldu.
    • Tolkien, orta dünyayı yaratmadığını, yeniden keşfettiğini söylemiştir. En büyük kaynağı, ortaçağ başlangıcının tarihi, kültürü ve dilleri olmuştur.
    • Filmde Gandalf eski bir kütüphaneye giderek yüzüğün Sauron adındaki Karanlıkla Efendisinin şeytani bir araç olduğundaki kuşkuları gidermeye çalışır. Gandalf bir okurdur, Tolkien de bir okurdur.
    • Frodo, yüzüğü Kıyamet Dağı na götürmek için gönüllü olur ve 8 kişi birlikte hareket etmeye başlar. Bu yolculuk, tarih içinde yüzen bir kıtada epik bir yolculuğun başlangıcıdır. Orta Dünya daki kalıntılar, stonehenge ve 400 yıllık Roma Egemenliğinden arta kalanlara benzetilebilir.
    • Tolkien in en iyi bildiği dönem İngilizcenin doğduğu, Anglosakson dönemiydi. Anglosaksonlar, 5. yy da Britanya ya gelen Germen asıllı denizcilerdi. Paralı asker olarak savaşmışlardı. Çağ değişiminde bunlar İngiltere ye yerleşmişlerdir.okuma yazma bilmeyen bu insanlar, kültürlerini şarkılarla gelecek nesillere aktarmaya çalışmışlardır. Tolkien bu nedenlerden ötürü İngiliz kültürünün kaybolmaya başladığına inanmıştır. Bu yüzden İngiltere için yeni bir mitoloji yaratmayı amaç edinmiştir.
    • Tolkien in yararlandığı birkaç kaynaktan biri de epik şiirleri olan Beowulf'tur. Bu kahramanlık masalının her dizesini inceleyen yazar dünyanın en önemli beowulf akademisyenlerinden biridir. Beowulf herkesin savaşmaktan korktuğu bir ejderhayla savaşan cesur bir İskandinav kralını konu alır. ( The Monsters and The critics – J.R.R Tolkien)
    • Beowulf un en çarpıcı sahnelerinden biri, kralın gemisinin ambarında, çevresinde hazineleriyle birlikte denize gömülmesidir. 1939 da yapılan bir keşif inanılmaz sonuçlar verir. Arkeologlar Anglosakson kralının gemisini bulurlar ve kazı alanı hazinelerle doludur. Tolkien bu yıllarda Lotr u yazmaya başlar. Lotr da kardeşlik bir cüce şefinin yer altı mezar odasına ulaşır. Kutsiyeti bozulmuştur, ama bu yine de önderlerine duydukları saygıyı ifade eder.
    • Tolkien, bize canavarların insanların korkularını simgelediğini anlatıyor. Anglosakson maden işçiliği incelendiğinde korkunç canavarlara rastlanır. Hayvanlar aslında birer simgedir. Birçok farklı mesaj içermektedirler. Bağlılık, cesaret, kudret..
    • Film yapımcıları, 48.000 maske ve zırhı hazırlarken Tolkien in bu hayalgücünden yola çıkmışlardır.
    • Elfler; Tolkien e en yakın tür, ideal varlıklar olarak görülmektedir. Yaratıcı enerjisinin büyük bölümünü bu kusursuz ırkı yaratmaya adamıştır. Tolkien in icat ettiği en kapsamlı ve zarif dillerin bütününe elfçe denir.
    • Elfçe yi oluştururken faydalandığı en büyük kaynak Rusya ve Finlandiya nın sınırlarında kalan gözlerden uzak çok eski bir yerleşim yeridir. Genelde yaşlıların yaşadığı genç nüfusun az olduğu bir köydür ( kahramanlar ülkesi olarak anılır): KALEVALA
    • Epik şiirleri geliştirmek için Fince öğrenmiştir. Dilbilimciler efsanenin ve bu dilin daha geriye, göçebe bir çağa ait olduğunu düşünmektedir.
    • Bu şiirlerinde KALEVALA'dan etkilenmiştir. Şiirlerde kilit karakterlerden biri olan bir şaman yer almaktadır. Bu ise sözcüklerin gücünden yararlanan Gandalf a çok benzemektedir.
    • Bir ortak nokta da iki öykünün merkezinde yer alan, çok güçlü, insanların yarattığı bir nesnenin yer almasıdır. Fin şehrinde Sampo adını alan, sahibini güç sahibi yapan fakat barışın sağlanması için yok edilmesi şart olan bir nesneyle yüzüğün benzerliği gözlerden kaçmayan bir ayrıntıdır. Ana tema bağlılık ve özveridir. Kalevala da iyiliğin kötülüğe karşı mücadelesini anlatır.
    • Tolkien bütün bunları yaratırken, daha büyük bir gücün dünyayı ele geçireceğinden habersizdi.1939 yılında Almanya, Polonya yı ele geçirdi. Nazile Yahudilere karşı vahşet kampanyalarına başladı. İngiltere savaşa girdi. Tolkien bir el yazması yazmaya başladı. Bunun adı LOTR dı. Oğulları da savaşa katılmıştı ve tolkien in inandığı her şey teker teker yıkılmaya başlamıştı. 2. Dünya Savaşı içinde olması ve oğlu Christopher ın da savaşta olmasından çok etkilenmişti.
    • Kahramanları yaratırken dünyanın en güçlü liderlerinden etkilenmişti, bunları Orta Dünya liderlerinde kişileştirmişti. Saruman, yüzüğün gücünü ele geçirmek için canavar dolu bir ordu yaratmıştır. Bu da çok büyük bir benzerlik olarak görülmektedir. Savaş elbette bir etkendi fakat hayalgücü de vardı.
    • 1940 yılında Hitler, İngiliz kamplarını bombardımana tutmaya başladı. Bu 8 ay boyunca direnen İngilizlerin cesaret örneği olarak tarihe geçmiştir. Bazı eleştirmenler bu masalda 2. Dünya savaşının etkilerini görseler de Tolkien bu masalın siyasi görüşlerin çok daha ötesinde olduğunu söylemiştir. Hayati deneyim ve geçmişi araştırmasına bağlamıştır.
    • Eski kahramanlar yeni şeyler keşfetmek için yolculuğa çıkarlardı. Bu masalda ise kahramanlar var olan bir kötülüğü yenmek için yola çıkmışlardır.
    • Tolkien de masallarında, öykülerinde, günümüzde yok olmaya maruz kalan türlerin korunması gerektiği üzerinde durmuştur. Bu günümüzde de mekanize aletlerin yıkıcı güçleriyle birebir örtüşür. Bu masaldaki mesajlar aslında elf kraliçesinin verdiği mesajlardır. İnsanlara sunulan cennetin değerinin bilinmesi ve korunması gerektiği..
    Eserleri
    • 1925 - Sir Gwain And The Green Knight
    • 1936 - Beowulf: The Monsters And The Critics
    • 1937 - Hobbit
    • 1939 - Fairy Stories
    • 1949 - Farmer Giles Of Ham
    • 1954 - Yüzüklerin Efendisi - Yüzük Kardeşliği
    • 1954 - Yüzüklerin Efendisi - İki Kule
    • 1955 - Yüzüklerin Efendisi - Kralın Dönüşü
    • 1962 - The Adventures Of Tom Bombadil
    • 1967 - Smith Of Wootton Major, The Road Goes Ever On
    Ölümünden Sonra Yayınlananlar
    • 1976 - The Father Christmas Letters
    • 1977 - The Silmarillion
    • 1980 - Unfinished Tales Of Numenor And Middle-Earth
    • 1981 - The Letters of J.R.R. Tolkien
    • 1982 - Mr. Bliss
    • 1983 - The Monsters And The Critics And Other Essays, The History Of Middle-Earth: The Book Of Lost Tales
    • 1984 - The History Of Middle-Earth: the Book Of Lost Tales Part Two
    • 1985 - The History Of Middle-Earth: The Lays Of Beleriand
    • 1986 - The History Of Middle-Earth: The Shaping of Middle-Earth
    • 1987 - The History Of Middle-Earth: The Lost Road and Other Writings
    • 1988 - The History Of Middle-Earth: The Return Of The Shadow
    • 1989 - The History Of Middle-Earth: The Treason Of Isengard , The War Of The Ring

Bilgisayar ve İnternet Suchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0