Samuel Huntington (Samuel Huntington Kimdir? - Samuel Huntington Hayatı Biyoğrafisi
Samuel Huntington
Harvard Üniversitesi Politik Bilimler Akademisi Profesörü olan Samuel Huntington, aynı üniversitede Uluslar arası İlişkiler Direktörü, Harvard Uluslararası ve Alan Çalışmaları Başkanı, 1986-1987 yıllarında Amerikan Politik Bilimler Birliği'nin başkanlığını, 1977-78 yıllarında Beyaz Saray'da Ulusal Güvenlik Konseyi ve Güvenlik Planlama bölümünün koordinatörlüğü görevlerini üstlendi.
Dış Politika dergisinin kurucusu olan Huntington'un;
Asker ve Devlet (The Soldier and The State)
Asker-Sivil İlişkileri Politikaları ve Teorileri (The Theory and Politics of Civil-Military Relations)
Ortak Savunma: Ulusal Politikalarda Stratejik Programlar
Değişen toplumlarda politik sistem (Political Order in Changing Societies)
Amerikan Politikaları: Uyumsuzluk sözü (American Politics: The Promise of Disharmony)
Üçüncü Dalga: 20. Yüzyılın Sonlarında Demokratikleşme ( The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century)
Medeniyetler Çatışması ve Yeni Dünya Düzeni (The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order)
Biz kimiz? Amerika'nın Ulusal Kimlik Arayışı (Who are we? The Challenges to America's National Identity)
adlı kitapları bulunuyor.
Huntington'un özel ilgi alanları; ulusal güvenlik, strateji ve sivil-asker ilişkileri, az gelişmiş ülkelerdeki demokratikleşme ve politik - ekonomik gelişim, dünya politikasındaki kültürel faktörler ve Amerikan ulusal kimliği olarak tanımlanıyor.
Hakkında Yazılanlar
Huntington haklı mı çıkıyor?
Sefa KAPLAN
ABD'ye yönelik terör saldırıları, Amerikalı ünlü siyaset bilimci Samuel Huntington'un 21. yüzyıl için öngördüğü ‘‘medeniyetler çatışması’’ tezini yeniden gündeme getirdi. Ölümlere üzülmek yerine helva dağıtmayı tercih eden Filistinli kadınlar da, Amerika'da sokaklara ‘‘Araplar'a ölüm’’ diye yazanlar da Huntington'un haklı çıkabileceği endişelerini güçlendiriyor.
Amerika’nın New York ve Washington kentlerini hedef alan terörün gerisinde müslüman kimliğine mensup insanların bulunduğu iddiası, gözlerin yeniden ‘‘Medeniyetler Çatışması’’ tezine çevrilmesine sebep oldu. Ünlü Amerikalı siyaset bilimci ve Harvard Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Samuel Huntington, 1996 yılında kaleme aldığı ‘‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’’ başlıklı kitabında, bu tezi ilk kez gündeme getirmiş ve dünya çapında büyük tartışmalara neden olmuştu. Öyle ki, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton bile duruma müdahale edip tehlikeli sularda dolaştığı için Huntington'u eleştirmek gereğini hissetmişti.
Hilal - Haç Kavgası
Huntington, SSCB ve Doğu Bloku'nun yıkılmasından sonra başgösteren bölgesel çatışmaları da aynı perspektiften değerlendiriyordu. Saraybosna'da, Kosova'da veya Çeçenistan'da yaşananlar ‘‘medeniyet çatışması’’nın somut göstergeleriydi. İslam medeniyeti ile Ortodoks-Slav medeniyetini birbirini boğazlıyordu ve bunun engellenmesi de mümkün değildi.
Nefret Besleniyor..
12. ve 13. yüzyılın ‘‘hilál-haç’’ savaşlarını anlatan bu tezlere karşı çıkılırken, sık sık, globalleşen dünyanın bu türden çatışmalara izin vermeyeceği vurgulanmıştı. Bu nedenle, New York ve Washinton'a yapılan terörist saldırıların ardından akla Samuel Huntington'un tezlerinin gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Bilhassa, başta yeni Başkan George W. Bush, eski Başkan Bill Clinton ve aklı başında hemen herkesin yaptığı ‘‘sükûnet’’ çağrılarının çok fazla rağbet görmemesi, ‘‘medeniyetler çatışması’’ tezine yönelik endişeleri besliyor.
ABD'de başlayıp Kanada, İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa'ya sıçrayan ve giderek genişleme eğilimi gösteren müslüman aleyhtarı eylemler, bu nedenle insanları tedirgin ediyor. Aynı şekilde, ikiz kuleler yanarken ve bütün dünya acı içindeyken, Filistin, Irak, Afganistan gibi ülkelerde sergilenen sevinç gösterileri de Huntington'ın tezlerini doğrulayan görüntüler olarak zihinlere yerleşiyor. Burada önemli olan ve dikkat edilmesi gereken nokta, silahlı eylemcilerin değil, sivil halkın nefretini gösterme biçimiydi. Helva dağıtan Filistinli kadın görüntülerinin Batılı başkentlerde ve özellikle ABD'deki kurbanların yakınları arasında ne türden bir infiale sebep olacağını tahayyül etmek zor değil. Benzer bir biçimde, Amerika ve Avrupa'da camilere atılan bombalar, sokaklara yazılan ‘‘Araplar'a ölüm’’ sloganları, kimliğinde müslüman yazanlara yönelik saldırılar da nefretin karşılıksız olmadığının ipuçlarını veriyor. Ne yazık ki, Samuel Huntington'un söylediği de bundan farklı bir şey değildi zaten.
Amerika’nın en ünlü stratejisti
Harvard Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı, Amerikan Milli Güvenlik Kurulu Strateji Direktörü, Amerikan Siyasal Bilimler Derneği Başkanı, Foreign Affairs Dergisi'nin kurucusu ve editörü. Bunlar, Amerikalı ünlü bilim adamı Prof. Samuel Huntington'un uluslararası kamuoyuna malomuş sıfatlarından yalnızca birkaçı. Ancak, Huntington asıl ününü 1993 yılında Foreign Affairs'te yayımladığı ‘‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’’ makalesi ile kazandı. Huntington, daha sonra makalesini genişleterek kitap haline getirdi.
Kitapta yer alan tezlerden bazıları
Huntington, ‘‘Medeniyetler Çatışması’’ adlı kitabında bütün dünyayı kızdıran şu görüşleri savundu:
21’inci yüzyılda medeniyetler çatışacak
Dünya tarihini farklı bir gözle okumak gerekir. 19. yüzyıl, ulus-devletlerin birbiriyle yaptığı savaşlara sahne oldu, bu da imparatorlukların yıkılmasıyla sonuçlandı. 20. yüzyıl ise ideolojiler çağıydı. 20. yüzyıl boyunca, SSCB ve Çin'in temsil ettiği komünizm ile ABD ve Batılı ülkelerin temsil ettiği kapitalizmin ‘‘soğuk savaşı’’na tanık olundu. 21. yüzyıl ise artık ulus-devletlerin veya ideolojilerin değil, bunlardan daha kapsamlı bir şemsiye oluşturan medeniyetlerin çatışmasına sahne olacak.
Dünya globalleşmiyor, bölgeselleşiyor
Dünya Batı, Konfüçyüs, Japon, İslam, Hindu, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve Afrika medeniyet bölgelerinden oluşuyor. Asıl çatışma ise Batı ve İslam medeniyeti ile Çin'de anlamını bulan Konfüçyüs uygarlığı arasında patlayacak. Sanılanın aksine dünya globalleşmeyip bölgeselleşiyor. Aynı medeniyeti paylaşan ülkelerin oluşturacağı bölgesel güçler arasında medeniyet savaşları çıkacak.
Türkiye’nin yeri İslam dünyası, Batı’da işi yok
Huntington'un söz konusu kitabında Türkiye'nin de özel bir yeri ve önemi var. Türkiye'ye İslam dünyasının liderliğini uygun gören Huntington, İslam ve Batı medeniyeti arasında bocalayan bir ülke olduğumuzu ifade ediyor. Hatırlanacağı gibi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde yeri olmadığına ilişkin tezler, Huntington'un Türkiye'yi Batı Bloku'ndan dışlamasından sonra gündeme getirilmişti.
Müslüman Türkiye, NATO’da olmamalı
Türkiye'nin NATO üyesi olması tarihsel bir hata. Bir başka tarihsel hata da, Ortodoks-Slav kültürünün temsilcisi olan Yunanistan'ın NATO üyesi olması. Zaten 18 Nisan 1994'de Saraybosna'ya giren müttefik güçler, Birleşmiş Milletler, NATO veya ABD bayrakları yerine Suudi Arabistan ve Türkiye bayrakları ile karşılandılar. Dolayısıyla, Boşnaklar ‘‘Müslüman kardeşleriyle’’ aynı safta olduklarını vurguladılar.
***


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla

Bookmarks