Antropoloji'nin Etik Değerlere Bakış Açısı ve Yeni Etik KaygılarKültürlerin değerlerini, sembollerini somut yapılar olarak şekillendiren mimarları bağlayan etik değerler, mesleki kurallar nelerdir? Ben bu soruyu burada sadece soracağım, cevaplamaya çalışmayacağım. Mimarlar, kent mimarları ve şehir planlayıcıları, günümüzde tıp doktorları kadar olmasa da mesleki yetkinliklerini, sınırlarını çok iyi çizmiş, toplum içinde etkinliği, saygınlığı olan bir meslek grubu.
1940'lı yıllarda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Birleşmiş Milletler tarafından kaleme alınırken, bugün olduğu gibi o gün de dünyadaki en büyük Antropoloji Derneğine ve meslek organizasyonuna sahip olan Amerika Birleşik Devletleri'nin üyesi antropologlar bu çalışmalardan uzak durdular, katılmadılar. Tüm dünya kültürleri için geçerli olacak tek tip, homojen değerler olabileceğini düşünmüyorlardı. Ahlak anlayışının, etik değerlerin, tüm diğer kültür öğeleri gibi, o kültürün özgün ifadesi içinde değişeceğini söylüyor, kültürel görecelik (cultural relativity) kavramını ileri sürüyorlardı. Ancak, 1980'lerden itibaren dünyada antropologlar, giderek Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin kurallarının üstünlüğünü ve evrenselliğini kabul etmeye başladılar. Hatta, son on yıl içinde ABD'deki Antropoloji Derneği (American Anthropological As-sociation), antropologlara, inceledikleri kültürlerde rastladıkları insan hakları ihlallerini özgün kültürel uygulamalar olarak algılayıp mazur görmenin mümkün olmadığı görüşünü benimsemelerini ve insan hakları ihlallerine karşı mücadele etmelerini öğütledi.
Son yıllarda, etik konusu tüm meslek grupları ve uğraşlar açısından büyük önem ve görünürlük kazandı. Tüm dallarda etik komitelerin, komisyonların sayıları arttı, kapsamları genişledi ve söyledikleri daha dikkatle izlenir oldu. Bu artışın pek çok sebebi var. Bunlardan bir tanesi moleküler biyolojide, Nobel ödülünü alan VVatson ve Creek (ve aslında, Nobel ödülünü alamamış olsa da Rosalin Franklin'in) DNA'nın yapısıyla ilgili buluşları ve daha sonra insan genom projesinde katedilen yol sonucu insan klonlanması dahil pek çok yeni buluşun etik sonuçlarının acilen göz önüne alınmasını gerekliliği. Tabii ki etik konulara ilginin artması, insanların ahlaki boyuta daha önem verdikleri anlamına gelmiyor. Belki de tam tersi, teknolojide ulaşılan başdöndürücü noktalar sonucu insanlar pek çok hayalini gerçekleştirebilme noktasına geldi ve bu gücün ahlaki yönünün, sonuçlarının ne olacağına dair korkuları ön plana çıkarmaya başladı, iletişim teknolojisinde cep telefonu, bilgisayar devrimi, televizyon kanallarındaki artış gibi göz kamaştırıcı gelişmeler, insanları birbirine hem çok daha yaklaştırmış, hem de bir sava göre daha da yalnızlaştırmış; sanal dünyalar felsefesinin ve gerçekliğin ne olduğunun sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir.
Etik konusunda söylenip yazılanların tüm dünyada artması ve konunun giderek daha da önem kazanması, belki de artık büyük çaplı bir ahlaki erozyona uğramamıza dayanıyor, insanların savaşa en yakın oldukları anlar, barıştan en çok söz edilen zamanlardır. Bundan yüz yıl kadar önce çevre kirliliği kamu oyunda ve bilimsel gündemde hemen hiç yer tutmuyordu. Oysa, yirmibirinci yüzyılın başlarında etik, çevre kirliliği ve barış konuları bizleri fazlasıyla meşgul ediyor.
Mesleki etik konusunu, antropoloji bilim dalında gündeme gelen etik açılımlardan ve kaygılardan söz ederek dile getirmek istiyorum. Sosyal, kültürel antropoloji bilim dalının başlıca uğraşı, geçmiş ve günümüz kültürleri üzerinde araştırma yapmak ve insan topluluklarını anlamamıza bilimsel katkıda bulunmaktır. Özellikle günümüz toplumlarında yapılan araştırmalar sonucu incelenen toplum, antropoloji bilim dalının geliştirdiği araştırma yöntemleri ve araştırmacının becerileriyle şeffaflaşıyor, gizemleri, sembolleri, güç odakları ve zayıflıkları, çelişkileri mercek altına alınmış oluyor. Araştırmacının bu gücünü denetleyecek, özellikle uygulamalı antropolojide olduğu gibi bu bilgiyi toplumu değiştirmek veya belirli yöne çekmek isteyecek olan politikalar ve uygulamalar karşısında mesleki etik kurallar geliştirilmiş durumda.
Antropolojide, incelenen topluma zarar vermemek en önde gelen etik kaygı. Toplumun iç ilişkilerinde, dıştaki imajında olumsuzluk yaratmamak, incelenen toplumu, bireyleri araştırmadan doğabilecek zararlar karşısında korumak. Onların menfaatlerini gözetmek. Araştırmacı, yürüttüğü araştırmadan dolayı ortaya çıkabilecek sonuçlardan sorumlu olmak durumunda. İncelediği toplumun imajı konusunda da duyarlı olması bekleniyor.
Mesleki etik kuralları açısından bilgilendirilmiş onam (onay), gönüllü rıza konusu da çok önemli. Yani, incelenen topluma, topluluğa, bireylere araştırmacının kendisini açık bir biçimde tanıtıp araştırmasının boyutlarını açıkladıktan sonra, devam edebilmek için onların bu konuda gönüllü rızasını almak durumunda. Araştırmanın finans kaynakları, kim olduğumuzu, ne yapmak istediğimizi, bu araştırmanın niye yapılmak istendiğini etraflıca anlatmak gerekiyor.
Antropoloji geleneğinde genellikle gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelerin kültürlerini incelemiş oldular. Yani, güçlü olan güçsüz olanı incelemeye almış. Dolayısıyla etik kaygılar dengesiz güç ilişkisini hesaba katmak zorunda. Son 10-20 yıl içinde, Batı'da geliştirilen etik duyarlılıkları yeterli bulmayan, ve kendi ülkelerinin koşullarını hesaba yeterince katılmadığını düşünen Hindistan gibi üçüncü dünya aydınları, araştırma kurallarını belirleyen yeni etik bildirgeler oluşturdular (Bkz. CEHAT). Sosyal bilimlerde izlenen bu canlılık, bilmiyorum mimarlık, mühendislik ve şehir ve bölge planlamacılarında da görüldü mü?
Mimarları, kent ve bölge mimarlarını, planlayıcılarmı ilgilendiren etik kurallarında topluma zarar vermemek, inşa edilecek tüm yapılarda toplumun tümünü gözetmek gibi kaygıların yattığı söylenebilir. Deprem bölgelerinde dayanıksız, uygun olmayan malzeme kullanılması, uygun olmayan zeminlere inşaat yapılması gibi açık suistimallere giren durumların etik anlayışla bağdaşır yanı yok. Ancak, etik konular her zaman bu kadar kesin ve açık olmayabiliyor. Mesela, Finlandiya'da çevreci mimarlar, ağaç tepelerinden daha yüksek seviyedeki katlarda oturmanın insan doğasına aykırı olduğunu ve çok katlı bloklarda yaşayanların bir psikolojik bedel ödediklerini düşünüyorlar. Bu tür kaygılar, dünya genelinde ne kadar paylaşılıyor, uygulamalarda ne kadar hesaba katılabiliyor?
Avrupa Birliği'nin mimaride etik anlayışı çerçevesinde, inşa edilecek yeni bir yapının, mevcut yapının güneşini, manzarasını engellemesi halinde bu zararın telafi edilmesi gerektiği anlayışı var. Planlanan yapıların toplum dinamikleri içinde ne anlama geldiğinin, nelere yol açtığının hesaplanması ve bilinmesi gerekiyor. Ayrıca, sadece insanlara değil, çevreye, yani doğal fauna ve floraya zarar vermemek de mimarlar açısından çok gündemde etik konular. Çağımızda, bilgisayar teknolojisinin sunduğu imkanlarla küçük ölçekli işyerlerinin, ofislerin giderek evlere taşınması teşvik ediliyor. Tüm yaşam alanlarımız aslında devrim niteliğinde bir değişime uğruyor. Yapılan okulların, kentteki parkların, otoparkların, hastanelerin, işyerlerinin ve hapishanelerin inşa edilirken hangi değerlerin gözetilmesi gerektiği yeni etik normlar açısından masaya yatırılmış durumda.
İçinde yaşadığımız kültürün gözle görünür yapılarını ve çevre yapılanmalarını şekillendirenleri belki de her zamankinden fazla sorumluluklar bekliyor. Bu sorumlulukların neler olduğunu, boyutlarını tartışmak ve kendi bulunduğumuz noktanın özgünlüğünü anlayabilmek bakımından da bugünkü toplantının düzenlenmiş olmasını çok olumlu buluyorum ve sözlerimi bitirirken toplantıyı düzenleyenleri kutluyorum.
alintidir


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla

Bookmarks